
Rojava’da El Kaide bağlantılı İran İslam devleti ve El Nusra Cephesi çetelerinin Kürtlere yönelik saldırılarılar Özgür Suriye Ordusu’nun da desteği ile devam ediyor. Saldırılar, 19 Temmuz’da Antep’te 70 çete komutanının katılımıyla gerçekştiği belirtilen toplantı ardından yeni bir boyuta ulaştı. Başta Türkiye olmak üzere, dış güçlerin her türlü desteği verdiği, ülkeleri, kıtalar aşılarak Kürtlerin özgür geleceğine karşı Rojava’ya taşınan, harekete geçirilen devşirme çeteler, sivil halka yönelik katliamlara başladı. Halk Savuma Birlikleri’nin ve El Ekrad (Kürt Cephesi) (YPG) karşılık vermesiyle ağır darbeler alan çeteler, yenilgilerinin intikamını halktan almaya çalışıyor. Saldırılara halk da Rojava’nın meşru savunma gücü YPG saflarında yer alarak karşılık veriyor. Topraklarına, geleceklerine yönelik tehdit karşısında seferber olan Kürtler karşısında, aldıkları sınırsız desteğe rağmen çetelerin amaçlarına ulaşma şansı her geçen gün azalıyor.
YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, çetelerin eliyle Kürt halkına karşı uluslararası bir komplonun devreye konulduğunu vurguladı. Kürtlerin irade olmasını engellemek amacıyla Türkiye’nin çetelere destek verdiğini belirten YPG Komutanı Hemo, saldırıların nedenleri ve Rojava’daki direniş ve Kürt halkının tutumuna ilişkin soruları yanıtladı.
Rojava Devrimi’nin birinci yıldönümüyle birlikte, birçok kentte saldırılar başladı. Saldırılar neden kaynaklanıyor, nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bilindiği gibi bir süredir İslami grupların Rojava’ya dönük saldırıları başladı. Bu saldırılar devam ediyor. Saldırılar Serêkaniyê, Til Temir, Tirbespiyê’de başladı sonra Girê Sipî‘de (Til Ebyad) devam etti. Güçlerimiz, birliklerimiz bu alanlarda kahramanca direndi, güçlü cevaplar verdi bu saldırılara ve birçok yerde saldırıları püskürttü.
Ne yazık ki kendilerini İslam adıyla adlandıran bu gruplar, bu mübarek Ramazan ayında diğer taraflarda aldıkları darbelerden dolayı Tel Aran ve Tel Hasıl gibi sivil, savunmasız Kürt köylerine saldırıp katliam yaptılar. Bu köyler Arap bölgeleri olan Bab ve çevresinde yer alan köylerdir. Böylelikle Rakka, Mumbiç, Cerablus’taki Kürtlere tehdid gönderiyorlar. Bu, Kürt bölgelerindeki yenilgilerinin işareti ve itirafıdır. Kürt bölgelerindeki saldırılarından bir sonuç almadıklarını gösteriyor. Aldıkları darbelerin intikamını sivil insanlardan almaya çalışıyorlar. Bu, savaşın hiç bir kuralına sığmayın bir şeydir. Ahlakın çöktüğü yerdir.
Til Aran ve Tel Hasil beldelerinde çok vahşi saldırılar gelişiyor. Ağır bombardımana tabi tuttular, ardından beldelere girip sivil halkı katliamdan geçirdiler. Kadın, çocuk, yaşlı demeden çok sayıda sivil insanımızı vahşice katlettiler.
Saldırıların diğer bölgelere de yayılma ihtimali var mı?
Bu grupların nerede olursa olsun ellerine fırsat geçirdikleri anda Kürtlere saldıracakları bilinmelidir. Til Aran ve Til Hasil’a yönelik bu saldırılar, onların gerçek kimliklerini gösteriyor. Kürtler için nasıl bir gelecek öngördüklerini gösteriyor. Yani Kürtlere kölelik, teslimiyet, imha ve katliamdan başka bir şeyi layık görmediklerini gösteriyor. Bu saldırılar Kürtlerin kökünü kazımaya yönelik saldırılardır. Eğer güçleri yeterse bu katliamları Dêrik, Qamişlo ve diğer Kürtler kentlerinde de gerçekleştirmek isteyecekler. Kobanê ve Efrîn’de de yapmak isterler. YPG güçlerinin direnişi ve halkımızın görkemli sahip çıkışı sonucu Kürdistan’da bu imha planlarının hepsi boşa çıkarılıyor. Onlar da bu kez Arap bölgelerindeki köylerde bu amaçlarını gerçekleştirmek istiyorlar. Kırılmalarını, darbelenmelerini, yenilgilerini buradaki katliamlarla saklamaya çalışıyorlar.
YPG olarak saldırılar karşısındaki tutumunuz nedir?
YPG olarak daha önceki açıklamamızda da dile getirdiğimiz gibi Til Aran ve Til Hasil’daki Kürtlere yönelik geliştirilen saldırıları Kürt halkı ve Kürt ulusuna dönük saldırılar olarak kabul ediyoruz. Sessiz kalmayacağımızı da söylemiştik.
Bu savaşı Kürt Arap savaşına götürmek isteyen güçler var. Suriye devriminin başından beri Kürt Arap savaşını çıkarmak isteyen güçler vardı. Bu yönlü komplolar geliştiren güçler vardı. Rojava’da Kürt hareketi ve YPG’nin duyarlılığı ile bu aşamaya gelmesinin önünü aldık. Ama İslami örtü altında kendini gizleyen bu kesimler şimdi Kürtlere karşı savaş veriyor. Ve uluslar arası komplocu güçlerin bu amacını adım adım geliştirmek istiyorlar. Yürüttükleri katliamcı politikalar Kürt soykırımını yapma amaçlıdır. Kürtlere karşı bir savaş olarak kabul ediyorlar ve o şekilde yürütüyorlar. Bu bizim kültürümüz değil. Bizim tüm bölgelerimizde yaşayan Araplar var. Dêrik, Qamişlo, Serêkaniyê, Kobanê ve Efrîn gibi yerlerde Araplar var.
Saldırılar dünya kamuoyunda tepki bulmadı. Bu sessizliği neye bağlıyorsunuz?
Bu saldırıların altında derin ve tarihsel bir komplo var. Dünyanın sessiz kalışı, yine Suriye muhalefetinin ve bölge güçlerinin sessizliği bu güçlerin tümünün bu saldırılarda rolleri olduğunu gösteriyor. Onların ortak bir planlarının olduğunu ortaya koyuyor. Buna karşı sessiz kalınmasının da nedenleri var. Her şeyden önce bu saldırılardan çıkar elde etmeye çalışanlar birçok güç var. Politikalarını uygulamaya çalışanlar var. Suriye muhalefet, Suriye toprakları üzerinde kendisine bir yer bulmak için bunun arkasında. Suriye rejimi de bu savaştan çıkar elde ediyor. Bu savaşın bitmesinden yana değil ve kördüğüme ulaşmasını istiyor. Savaşın Kürt-Arap savaşına dönüşmesini istiyor. Şu an Suriye’de süren çatışmalar, Kürt-Arap, Sünni-Alevi çatışmalarına dönüştürülerek gelecekteki Suriye’nin fotoğrafını oluşturmaya çalışıyorlar.
Türkiye’nin bu savaştan çıkarları hangi düzeyde?
Rojava’daki çatışmalardan çıkar sağlayan diğer bir güç, hatta başında gelen güç de Türkiye’dir. Kürtlerin bir irade olarak uluslar arası alanda kabul edilmeye başlandığı, yine kendi özerk yönetimlerini oluşturma çalışmalarının başlandığı bir dönemde Türkiye çok açık bir biçimde buna muhalefet etti. Ve bu güçlerin saldırısını organize etmeye başladı. Zaten baştan beri bu gruplara ciddi yardım ve destek sunduğu tarafımızdan biliniyor. Saldıran bu gruplar darbelenip bölgelerimizden çıkarıldıktan sonra Türkiye’ye sığındılar. Türkiye sınır üzerinde bazı girişimlerde bulundu hatta müdahale etme biçiminde tehditler savurmaya başladı.
Kürtlerin özerk yönetimlerini oluşturmayı saldırı gerekçesi yapıyorlar. Rojava’ya yönelik ilk sert tepkiyi Türkiye verdi. Ve en resmi ağızlardan ‘’Suriye’yi parçalıyorsunuz’’ diyerek açıklamalarda bulundular. Şimdi çete grupları da aynı iddia ile saldırdıklarını söylüyorlar. Türkiye ile aynı dili kullanıyorlar. Oysa Türkiye’den de saldıran bu çete gruplarından da daha çok biz Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Onun için direniyor ve savaşıyoruz. Türkiye amaçlarına ulaşmak için El Kaide gruplarını kullanıyor. Amacı ise Kürtlerin bir irade olmaması, kendi toprakları üzerinde yaşamamasıdır.
Saldırılarda ÖSO güçleri de yer alıyor mu?
Bu saldırılarda Özgür Suriye Ordusu’ndan (ÖSO) bazı gruplar da yer alıyor. Dêrik bölgesindeki saldırılar, Til Aran ve Til Hasil’daki saldırılarda da ÖSO’nun bazı grupları yer aldı. 313 adında bir tugayı, Ehrar Cezire Tugayı, Cezirê bölgesinde İslamilerin yanında yer alarak Kürt bölgelerine saldırdılar. Kobanê’de ÖSO’nun bazı grupları hem saldırılar içinde yer aldı hem de Mumbiç taraflarında Kürtlere tehditler savurmaya başladı. Sıkıntı ve zorluklar yaşanıyor. Tahrikler, tehditlerle bize karşı yeni bir cephe açmak istiyorlar. Eskiden Liva Tevhid’e bağlı olan bazı gruplar şimdi tamamıyla El Nusra Cephesi’nin yanında yer alıp Til Aran ve Tel Hasil’da katliamlara katılıyorlar. Ne yazık ki içinde Kürtler de var. Til Aran’da bir Kürt ailesi var başka bir aileden intikam almak için ÖSO gruplarını getirip evine yerleştiriyor. Ve saldırı oradan geliştiriliyor. İşte büyük ihanet böyle gelişiyor.
ÖSO’nun Suriye toprakları üzerinde bir iradesi ve hakimiyeti yok. Gerçek ÖSO’nun gücü ve yöneticileri dışarıda. İçeride mücadele verenlerin de çok fazla bağlı oldukları değerler yok. İki şey üzerinde bir araya gelmişler; birincisi hırsızlık yapmak, ikincisi ise İslamiyet adı altında bir araya geldiler. Dışarıdan destek, yardım almak için de kendilerini ÖSO’ya zaman zaman bağlıyorlar. Devrim yapma amacıyla yola çıkan gerçek ÖSO’nun Halep, Rakka ve Hasekê çevresinde ne yazık ki çok fazla etkinliği yok. Onun adını kullananlar var.
ÖSO’yu tutumunu belirlemeye çağırıyoruz. Kürt halkıyla savaşmak istiyorsa kamuoyuna duyursun. Yok eğer istemiyorsa, onun adına bunu yapanlara karşı tutum belirlesin. Oyunlarla, meydana gelen saldırılardan çıkar sağlamaya çalışmakla devrimcilik yapılmaz, devrimci mücadele verilmez.
Kürtler bu saldırıların neresinde yer alıyor. Ve buna karşı Kürt halkı ne yapmalı?
Kürtlere, siyasi iradelerine yönelik katliamlarla saldırılar geliştiriliyor. Ve bu çok geniş bir çerçevede yürütülüyor. Bu amaçla kapsamlı bir kuşatma var. Saldırılarda ne yazık ki Kürt tarafları da var. Üzülerek söylüyorum ama gerçek bu. Bu kuşatma Kürtlerin eline geçirdiği tarihi fırsatı zayıflatma amacıyla, kaçırma, elden çıkarma amacıyla yapılıyor. İhanet pozisyonuna düşme var.
Kürtlere yönelik saldırı gerçekleştiren bu çete gruplarına Türkiye açık bir şekilde destek vermeyi sürdürdü. Yüzlerce çete üyesi Türkiye’den bu bölgelerimize girerek güçlerimize, halkımıza yönelik saldırılar gerçekleştirdi. Yine bu gruplara Türkiye’den silah, cephane, ilaç gönderildi. Yaralılarını götürüp tedavi etti.
Rojava halkına yönelik yardımlar sadece Güney Kürdistan’daki Sêmalka kapısından alınabiliyordu. O kapıyı da bu dönemde kapattılar. Bir yaralı ve hastanın dahi geçirilmesine izin verilmiyor. Hatta yurdışından bize yardım için gelen ambulansların dahi geçişine izin verilmiyor. Savaş bir şey değil, kuşatmaları bir şey değil ama Kürt güçlerinin bu saldırılarda ne biçimde olursa olsun yer alması bizi yaralıyor. Bizi incitiyor. Buna karşı Rojava ve Kürdistan’ın dört bir yanındaki halkımız duyarlı olmalıdır. Yani tüm dünya güçleri kendilerini çete gruplarıyla örgütleyerek, imha etmek üzere üzerine gelirken Kürt güçlerinin bunda yer alması kabul edilir bir şey değil. Güney Kürdistan yönetimi bu kapıyı kapatarak bir biçimde onlardan yana olduğunu gösteriyor. Kürtler bunu kabul etmeyecek. Şimdi diğer sınırlardan destek aldığımız kadar, Güney Kürdistan’dan, kendi ülkemizin sınırından alamıyoruz. Bu, Rojava devrimine karşı tarihi bir suçtur. Bize karşı düşmanca tutum sergileyen ülkelerin bu saldırılara karşı sessiz kalması anlaşılabilir, fakat kardeşlerimiz, Kürtler, Güney Kürdistan Hükümeti de bu uygulamalarıyla saldırıların bir parçası oluyor.
Güney’deki halkımıza çağrımız, bu uygulamalara karşı tutum ve tavır almaları. Rojava halkının yaşadığı acılar, ona yönelik gerçekleşen saldırıları Güney halkımız kabul etmemelidir. Hükümetlerinin bu tutumuna karşı tavrını ortaya koymalı. Yaralılarımızı bile ölümden kurtarmak için ülkemizin o parçasına gönderemiyoruz. Bu nasıl bir uygulama, nasıl Kürtlük, nasıl kardeşliktir? Bu, tüm Kürtler için büyük bir utançtır.
SEYİT EVRAN/ANF/QAMİŞLO