Saray ve AKP’nin PKK’ye karşı yürüttüğü savaş, düne kadar, yani şehirlerin yakılmasına, yıkılmasına, insanların bodrumlarda katledilmesine ve BM’nin bu vahşete karşı yayınladığı rapora kadar, uluslararası arenada büyük ölçüde “meşru” sayılıyordu. 

Bu “meşruiyet” NATO anlaşması gereği olarak Türkiye’nin talebi üzerine NATO üyesi devletlerin PKK’yi “terör örgütleri” listesine almış olmasından kaynaklanıyordu. Batılı devletler bu nedenle Türk hükümetlerinin savaş hukukunu alenen çiğneyen, insan haklarını hiçe sayan suçları karşısında sessiz kaldı. 

Bu dönem hızla kapanıyor. 

Almanya’nın, İngiltere’nin ve ABD’nin 15 Temmuz darbesine ön ayak olduğu iddia edilen Cemaat’i “terör örgütü” olarak ilan etmemesi ve darbede belirleyici bir rol oynadığı iddiasını kabul etmemesi, PKK üzerindeki “terör örgütü” etiketini kökten zayıflattı.

Hele AB ülkelerinin, ABD’nin ve Rusya’nın, yani Türk devleti dışında tüm dünya devletlerinin PYD’yi, YPG ve YPJ’yi Türkiye’nin bütün çabalarına, tehditlerine ve şantajlarına rağmen “terör örgütü” listesine almak bir yana onlarla resmen ittifak ilişkileri kurması, PKK üstündeki “terör örgütü” yaftasını, resmen olmasa bile fiilen anlamsız hale getirdi.

Batılı devletlerin bu gibi konularda aldıkları kararlar her hangi bir ahlaki ilkeye dayanmıyor. Onlar sonuçlara bakıyorlar ve kendi çıkarlarının gereği olan kararları alıyorlar.

Şu anda Türk devletinin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı kaybettiği açık bir gerçektir. Eğer Erdoğan’ın ve Soylu’nun göstermek istediği gibi savaş “Cizre, Nusaybin, Sur” gibi “siperlerde” sürüyor olsaydı, Cizre halkının Newroz’da Saray’ı şaşkına çevirircesine ayağa kalkmış olmasına rağmen, biz, Türk devletinin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşta yenildiğini bu kesinlikle ilan edemezdik. 

Ama savaş “siperlerde” sürmüyor. Savaş tüm Ortadoğu sathında sürüyor ve bu savaş “dünya ölçeğinde” bir anlam taşıyor. İşte bu savaşta Türk devleti yenilmiştir; Kürt halkının ve müttefiklerinin Rojava devrimi ve DAİŞ’e karşı yürüttüğü savaş sürecinde Türkiye bütün iddialarını kaybetmiştir.

Erdoğan’ın “terörist” dediği Rojava güçleri “galiplerin masasındadır”, Türkiye ise Erdoğan tarafından “mağluplar masasına” mahkum edilmiştir.

“Veyl mağluba” lafı bu durumlar için kullanılır. Mağluba acımayacaklardır.  

Artık Türkiye’yi Batı’da ve tüm dünyada Kürt Özgürlük Hareketi ve onun müttefikleri temsil ediyor. ABD ve Rusya Ortadoğu’da Erdoğan Türkiyesini değil, Rojava’yı muhatap alıyor. Dünya İslamofobi tehdidiyle hızla “sağa” kayarken, dünyanın bütün demokrat güçleri, Kürt halkını “Apocu dünya görüşü”nün temelinde, İslam’ı dünyayla barıştıracak biricik güç olarak görüyor. Modern, laik ve İslam mezhepleri arasında “barışı” sağlayan bu güç, Erdoğan’ın ilan ettiği “Hilal ile Haç” arasındaki savaşa karşı “medeniyetler, kültürler, inançlar arasında barış” bayrağını yükseltiyor.

Bir de Saray’ın hal/i pürmelaline bakalım.

Daha düne kadar 1000 kilometreye yakın Suriye sınırı ondan soruluyordu. Şimdi bu 1000 kilometrenin 90 kilometresine sıkışmış, “zafer” naraları atıyor. Az sonra orayı da terkedecek.

Daha düne kadar NATO’nun “güvenilir, stratejik” müttefiki idi, ittifakın ikinci büyük ordusuna sahipti. Şimdi NATO’nun “güvenilmez” üyesidir ve generallerinin yarısı hapiste olan NATO ordusu bir enkaz halindedir.

Daha düne kadar AB ile müzakere yapan bir “Avrupa” ülkesiydi. Şimdi bizzat Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı ve Merkel’in partisi CDU’lu parlamenter Elmar Brok “Türkiye’nin, değiştirilmesi amaçlanan anayasayla Avrupa prensiplerine ters düşeceğini ve Avrupa Birliği’ne üye olamayacağını söyledi.”

Durum gayet açık: Eğer “hayır” çıkarsa, hem AB, hem ABD, hem de NATO, “hayır” diyen güçlerin, her şeyden önce de tüm Ortadoğu’da Türkiye’nin gerçek demokratlarını temsil eden Kürt siyasi hareketi ve onun müttefiklerinin “Saray’a karşı siyasi ve toplumsal bir alternatif” haline gelmesini bekleyecekler. “Evet” çıkarsa, Saray onlar için “umutsuz bir vak’a” haline gelecek ve asıl yaptırımlar birbirini izleyecek.

Nitekim, ‘Passauer Neue Presse’ gazetesine konuşan Merkel, ‘referandum krizi’nin ertesinde Türkiye ile AB arasındaki tam üyelik müzakerelerinin kesilip kesilmeyeceğine dair soruya  “Türkiye’deki referandum oylamasını ve diğer (etkenleri) beklemeliyiz” diye yanıt verdi.

Eğer bütün bunlar olmasaydı, Kürtler yenilseydi, Saray kazansaydı; bilelim ki o zaman Cemaat’in başı Gülen ertesi gün Ankara’ya postalanırdı ve YPG-YPJ güçleri de “terör listesine” alınırdı.

Şu hale bakın: Sol Parti (Die Linke) Meclis Grup Başkanı Sahra Wagenknecht, Erdoğan’ı “terörist” ilan etti bile...

Ve yakında tüm dünya Erdoğan’ı değil, Öcalan’ı muhatap alacak.