1 Eylül Dünya Barış Günü'nü geride bıraktık ama dünyada adeta "Üçüncü Dünya Savaşı" yaşanıyor. Bu çelişki kaynağını, çıkarlarını insan hayatından önde tutan Batılı ülkelerin kapitalist modernite hegemonyasından alıyor. Dünyanın her tarafında var olan yerel problemler, dış etkilerle yönlendirilmekte ve duruma göre tırmandırılmakta veya duruma göre sönmeye bırakılmakta. Bu durumu da son zamanlarda en iyi Irak, Suriye, Ukrayna ve Libya örneklerinde analiz edebiliyoruz.

İnsanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en kanlı savaş olarak hafızalarda yer edinen 2. Dünya Savaşı'nın başladığı gün olan 1 Eylül 1939'un üzerinden tam 75 yıl geçti. Hitler faşizminin Polonya'yı işgaliyle başlayan bu tarihten sonra 6 yıl süren ve 2 Eylül 1945'te sona eren emperyalist paylaşım savaşında 54 milyon insan hayatını kaybetti. Yine milyonlarca insan sakat, yaralı, aç ve sefil yaşamak zorunda kaldı. Kızıl Ordu'nun direnişi ve Sovyet halkının mücadelesi savaşa son verdi. Kapitalist dünyanın etkisiz kılınarak savaş karşıtı bir bloğa çekilmesi ve dünya halklarının dayanışmasıyla 1945'te Hitler ordularının Moskova önlerinde durdurulmasından ve yenilmesinden sonra insanlığa büyük acılar yaşatan savaşların bir daha yaşanmaması dileğiyle savaşın başladığı tarih olan 1 Eylül, Dünya Barış Günü olarak ilan edildi. Ancak savaş tehdidi ve emperyalist işgal politikaları döngüsü içindeki Ortadoğu halkları, 1 Eylül Dünya Barış Günü'nü de savaşla karşılıyor. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan çatışmalar ve iç savaşlar da can almaya devam ediyor. Sadece son yıllarda ve özellikle de son aylarda gündemimizde olan Irak, Suriye, Ukrayna ve Libya örneklerine bile bakarsak dünyanın her tarafındaki yerel problemlerin dış etkilerle yönlendirilmekte olduğunu ve duruma göre tırmandırılmakta veya sönmeye bırakılmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

Irak çıkış arıyor

11 yıl önce ABD'nin işgaliyle Saddam Hüseyin'in devrildiği Irak'ta baş gösteren istikrarsızlık, Suriye'deki iç savaşın da etkisiyle büyüyen mezhep çatışmalarıyla daha da içinden çıkılmaz bir hal aldı. ABD ile İran'ın desteğini alan eski Başbakan Nuri El Maliki'nin Şiileri gözeten, ülkenin diğer önemli toplumları olan Sünniler ile Kürtleri görmezden gelen hatta baskı uygulayan ayrımcı ve otoriter politikaları da çatışmayı körükledi. Son seçimde partisi birinci çıkmasına rağmen IŞİD'in ülkedeki varlığını ve gücünü artırmasıyla mensubu olduğu Şiilerin dahi arkasında durmadığı Maliki; ABD, AB ve İran arasında sağlanan konsensüs ile devre dışı kaldı. Şii Haydar El Abadi şu an hükümeti kurmaya çalışıyor ancak Maliki'nin yarattığı enkazı kaldırması ve eski Başbakan'ın küstürdüğü Sünniler ile Kürtleri hükümete girmeye ikna etmesi kolay görünmüyor.

IŞİD durumdan faydalandı

Irak'ta istisnasız her gün patlayan bombaların yarattığı korku ve panik toplumu bölerken ortaya çıkan istikrarsızlık da IŞİD gibi örgütlere ülkede alan açtı, yaşama ve büyüme şansı tanıdı. Son birkaç aydır Suriye iç savaşıyla artan mezhep savaşlarının da etkisiyle IŞİD (yeni adıyla İslam Devleti), bölgede daha güçlü hale geldi. Ülkedeki istikrarsızlık ve komşu ülkede devam eden iç savaşın sonucu olarak sınırların fiilen ortadan kalkması nedeniyle, gerilla hareket tarzına sahip olan IŞİD, ülkeler arasında mekik dokumaya başladı. Irak'ta kurulan örgüt zamanla Suriye'de de etkili bir güç oldu. 10 yılı aşkın bir süre önce kurulan örgüt, Esad rejiminin devrilmesi için Batılı güçler tarafından beslendi, büyütüldü. Batı'nın Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye'ye sattığı en modern silahlar şu an kafa kesen IŞİD çete örgütünün elinde ölüm makinesine dönüşmüş durumda. En son Şengal'e sadıran IŞİD'in dağlara sığınan Êzîdîlere yönelik soykırım tehdidinde bulunması ve Musul ile Mexmûr'a saldırarak adım adım ABD'nin bölgedeki önemli müttefiklerinden Güney Kürdistan'ın başkenti Hewlêr'e ilerlemesi üzerine Obama yönetimi harekete geçerek Irak'taki IŞİD mevzilerini havadan vurmaya ve peşmergeye silah takviyesi yapmaya başladı. Almanya da Kürtlere silah göndermeye karar verdi. Yakında Milan tipi tanksavar füzelerin de içinde olduğu olduğu silah ve mühimmatlar, Barzani yönetimine teslim edilecek.

Kürtlerin direnişi bölgeyi değiştirecek

Ancak IŞİD'in ilerlemesini asıl olarak Kürt ortak direnişinde yer alan YPG ile YPJ güçleri durduracak gibi görünüyor. Zira silah üstünlüğü çete örgütte olmasına rağmen gerillalar, Rojava'dan püskürttükleri IŞİD unsurlarına karşı hem Mexmûr'da hem Şengal'de hem Cezaa ile Rabia'da önemli başarılar elde etti.
Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı savaş devam ediyor. Ancak uzmanlar, IŞİD'e silah desteği ve mali destek son bulmadıkça bölgenin çete örgütten tamamen kurtarılmasının zaman alacağını vurguluyor. Bunun için de Batı'nın IŞİD'e silah temin eden Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'a silah satmaktan vazgeçmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Kerkük'e kadar olan hatta IŞİD'e karşı mevzilenen Kürt gerillalar, idelojileriyle de tüm halklar ile inançların bir arada yaşamasına olanak tanıyan bir yaşam felsefesini bölgede inşa etmeye devam ediyor. Kadın özgürlük mücadelesi ile halkların gönüllü birlikteliğe dayalı demokratik özerklik projesinin sahibi Kürtlerin, hem cephede hem siyasi ve kültürel olarak direnişi bölgeyi değiştirecek cinsten.

İnsanlar ülkesinden koparılıyor

Yalnız 600 bini son bir ayda IŞİD vahşetinden kaçanlardan oluşan 1,8 milyon Iraklı sığınmacının durumu ise özel ilgi gerektiren bir konu. Şimdiye kadar silah yardımına odaklanan Batılı ülkelerin artık bu konuya da eğilmesinin zamanı geldi, geçiyor. Zira IŞİD'ten kaçarak Güney Kürdistan'a sığınan Êzîdîlerin başını çektiği 1,4 milyon sığınmacı, köprü altlarında, inşaatlarda, sokaklarda ve sağlıksız mülteci kamplarında yaşam mücadelesi veriyor. Üzerindeki kıyafet dışında hiçbir şey almadan evini yurdunu terk eden insanlar için kalıcı çözümler bulunması şart. 


Suriye'de de durum vahim
Suriye'de ise durum gittikçe daha da vahim hale geliyor. Üç yılı aşkın bir süredir iç savaşın pençesinde olan ülkede Esad rejimi ile Batı destekli muhalifler arasındaki çatışmaların yanı sıra IŞİD ile El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu arasında da iktidar savaşı yaşanıyor. 200 bin insanın hayatına mal olan savaş, ülke nüfusunun yarısını (9,5 milyon) da yerinden yurdundan etti, etmeye devam ediyor. Komşu ülkelerin vicdanına kalan mülteci hayatlar, etkisi uzun süre yok edilemeyecek büyük travmalarla da baş etmek durumunda. Bölgede şu anda sadece Kürtlerin hakimiyetinde olan Rojava'da kısmi istikrar var. Kısmi diyoruz; çünkü IŞİD, gerillaların direnişiyle bölgeden püskürtülmüş olsa da Rojava'ya yönelik saldırı tehdidi halen devam ediyor. Bu saldırılar sadece IŞİD'ten değil, Esad rejiminden ve Batı destekli diğer çete örgütlerden de gelebilir. Zira Batı, PYD'de somutlaşan alternatif yaşam felsefesinin bölgedeki çıkarları bozabileceğinden endişeli ve bu yüzden de Kürt hareketine mesafeli yaklaşıyor. Üçüncü yolu tercih ederek kendi ordularını ve sistemlerini (YPG/YPJ) kuran Kürtler ise bir taraftan Demokratik Özerk yönetimlere halkı oluşturan tüm katmanları (kadınlar ve azınlıklar gibi dezavantajlı gruplar dahil) katarak eşit ve özgür bir yaşamı idame ettirmeye çalışıyor; bir taraftan da Rojavalı Kürt gerillalar, Şengal'de olduğu gibi bölgedeki tüm halklara ve ezilenlere siper olarak sorunlarına derman olmaya çalışıyor.

Kürt Özgürlük Hareketi'ne kulak vermeli

Batılı güçler ise Esad rejimini yıkması için uzun süredir vahşi yöntemlerine göz yumdukları IŞİD'i geriletmek ve bölgede yeniden dengeyi (kendi lehlerine) sağlamak için çete örgüte yönelik operasyonları gündeme aldı. ABD, Irak'ın ardından Suriye'deki IŞİD mevzilerini de havadan vurmak için strateji oluşturuyor. Pentagon, uzman isimlerle birlikte hazırlayacağı planı çok yakında Obama'ya sunacak. Ancak Suriye'de iç savaşın sona ermesi; ABD'nin müdahalesinden ziyade tüm halkların, inançların bir arada, eşit bir şekilde yaşamasına olanak veren Rojava modelinin tüm ülke çapında uygulanabilir hale getirilmesinden geçiyor. Bunun için de bölgede yükselen IŞİD tehlikesini çok önceden sezinleyen ve buna karşı çözüm önerileri sunan, savunma birliklerini kuran Kürt Özgürlük Hareketi'ne daha fazla kulak vermek gerekiyor.

Libya huzura kavuşamadı

NATO müdahalesiyle Muhammer Kaddafi'nin devrildiği 2011 yılından beri Libya da bir türlü huzura ve istikrara kavuşamadı. Ülkede güvenlik sağlanamıyor, İslamcı milisler ile ordu arasında şiddetli bir güç savaşı yaşanıyor. En son geçici hükümet de pes ederek istifa etti. Ülkede ne hükümet var ne de Meclis çalışıyor. Zira başkent Trablus'ta bir aydır havaalanı, okul, sağlık merkezi gibi sosyal yaşamı doğrudan etkileyen alanlara yönelik saldırılar düzenleyen silahlı gruplar ve orduya bağlı birlikler arasında çatışmalar yaşanıyor.
Çatışmalar nedeniyle 8 binden fazla aile evlerini terk etmek zorunda kaldı. Meclis de güvenlik sağlanamadığı için zorunlu olarak Tobruk'ta faaliyetlerine devam etmek zorunda kaldı. Ancak Meclis'i tanımayan İslamcı milisler kendi meclislerini toplayarak başbakanlarını seçtiklerini ilan etti.

Ülkeyi en önce dostlar terk etti

Şiddet ve kargaşa nedeniyle Libya'nın kuruluşundan beri en önemli dostu kabul ettiği Türkiye başta olmak üzere ABD'nin de aralarında bulunduğu çoğu ülke, burada bulunan diplomatik misyonlarını boşaltıp vatandaşlarını tahliye etti. Yani Libya, Kaddafi'yi deviren NATO ile müttefikleri tarafından terk edildi ve sorunlarıyla baş başa bırakıldı. Olan, mazlum ve yoksul Libya halkına oldu.

Ukrayna'da güç savaşı

Son bir yıldır Ukrayna üzerinden ise Batı ile Rusya arasında bir güç savaşına tanık oluyoruz. Kiev'de Batı yanlısı hükümetin kurulması sonrası nüfusunun ezici çoğunluğu Ruslardan oluşan ülkenin doğusunda baş gösteren siyasi ayrışma, bölgede bağımsızlık veya özerklik ilan edilmesi üzerine zamanla yerini silahlı çatışmalara bıraktı. Başta Donetsk, Luhansk ve Slavyansk'ta defalarca operasyon düzenleyen Ukrayna ordusu bölgede halen kontrolü sağlamış değil. Çatışmalarda 2 binden fazla insan hayatını kaybetti; yaklaşık 300 bin kişi de yerinden oldu. Ukrayna'nın doğusundaki çatışmalar nedeniyle Batı ile Rusya arasında baş gösteren gerilim ise tarafların yaptığı tavizsiz açıklamalarla daha da tırmanıyor. Batılı ülkeler, Rusya'yı milislere askeri ve siyasi destek vermekle suçluyor.  Ukrayna yönetimi de ülkenin doğusunda kendilerine karşı savaşanlar arasında Rus askerleri de olduğunu iddia ediyor. Bu iddiaları reddeden ve "Elimiz kolumuz bağlı duramayız" diyen Putin eğer askerlerini bir hafta içinde Ukrayna'dan çekmezse AB yeni yaptırımları devreye koyacak. Bu hafta (4-5 Eylül) Galler'de toplanacak NATO Zirvesi'nin ana gündeminde de Ukrayna krizi ve IŞİD'le mücadele var. Bu zirve öncesi Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'dan Ukrayna’daki çatışmalara son verilmesi için acil olarak ateşkes ilan edilmesi çağrısı gelmesi ise  dikkat çekiciydi. 

HABER MERKEZİ