Deniz BİLGİN
“Tersine Dünya Okulu derslerine devam
Buyrun girin!
Tersine dünya okuluna gelin!
Büyülü fener yükselsin!
Görüntü ve ses! Hayatın illüzyonu
Herkese bedava!
İzleyenler aydınlansın,
Gelecek nesillere iyi örnek olsun!
Ateş saçan nehri görmeye gelin!
Geceyi anlatan Bay Güneşi!
Gün ortasında çıkan Ay Hanımı!
Gökyüzünden kovulan Yıldız Hanımefendileri!
Kral tahtına oturmuş soytarıyı!
Lucifer’in evreni bulutlandıran nefesini!
Elinde aynayla dolaşan ölüleri!
Cadıları! Şarlatanları!
Ejderhaları ve vampirleri!
Bir çocuğu meteliğe
dönüştüren sihirliği değneği!
Kumarda kaybedilen dünyayı!
Alelade taklitlerinden sakınınız!
Görmeye geleni tanrı korusun!
Gelmeyeni tanrı affetsin!
Hassas olanlar ve yaşı tutmayanlar giremez.
Eduardo Galeano’nun "Tepetaklak-Tersine Dünya Okulu" adlı kitabı, 18. yüzyıl büyülü fener çığırtkanlarından uyarladığı bu çağrıyla başlıyor. Kitapta, “Eduardo Galeano insan onurunun, erdemliliğin, adalet duygusunun ve toplumsal belleğin yağma, talan, çıkar ilişkileri ve emperyal politikalarla alaşağı edildiği günümüzün ‘tepetaklak’ dünyasında ayakta durmamız için kılavuzluk etmeyi sürdürüyor. Yeni dünyayı saran belleksizleşme sendromuna keskin kalemiyle savaş açan Galeano, adaletsizliğin, ırkçılığın ve cinsiyetçiliğin temel ilkelerini; dünyamızı tahrip edenlerin dokunulmazlık kalkanını; iletişimsizliğin ve tüketimin yayılma stratejilerini; suçlu yaratma ve kitleleri köleleştirme sanatını yine benzersiz üslubuyla ele alıyor.”
Kapitalist sistemi anlamak için en eğlenceli kaynak, okumanızı öneririm.
Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’yu beş yıl önce bugün yitirdik. Onun, dünyada kurulan adaletsiz düzeni iliklerine dek çözümleyen mizahi olduğu kadar ciddi, karanlıkta bırakılanı deşifre eden sade hikayelerini hep özleyeceğiz. Neoliberal politikalardan dolayı sadece insanın değil huzuru çalınan suyun, toprağın, ağacın öykülerini de anlatıyordu. Aslında o bize Tersine Dünya Okulu’nda bugünümüzü anlatmıştı. Koronvirüs ile cebelleşen insanlığı işaret etmişti.
Koronavirüsün dünyayı avucuna aldığı bu günleri görseydi neler üretmezdi ki, demekten kendimi alamıyorum. Ama ondan bize kalanlar da yeterince ufuk açıcı; korkunç gerçeği gözler önüne serdiği kadar umut verici, doğayla uyumlu zamanların bilgeliğinden süzülen sözler, hikayeler en çok şimdi için gerekli.
Dünya alt üst bugünlerde... Galeano soruyordu, “dünyanın altının üstünden kötü olduğunu nereden biliyoruz ki?”
Sahi nereden biliyoruz. Her gün liberal ekonominin yol açtığı açlıktan, yoksulluğun hastalıklarından, sussuzluktan, intihardan, savaşlardan, trafik kazalarından, adaletsiz sağlık sisteminin getirdiği hastalıklardan, doğanın hoyratça kullanılmasından doğan felaketlerden... ölen onca insan varken yaşıyorduk. O zaman dünya yerli yerinde miydi? O zaman dünya normal miydi?
Herkes bugünlerde “Hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağından, normale dönülmeyeceğinden” söz ediyor. Elbette dönülmeyecek ve dönülmemesi de gerekiyor. Aslında bunu en iyi Şili halkı tarif etmişti: “Normale dönmemeliyiz, çünkü normalimiz sorunun ta kendisi.”
Ve belki de şimdiden özlediğimiz o ‘normal’ zamandan soruyordu Galeano: “Özgürlerin krallığı olan bu dünyada hepimiz biri miyiz yoksa hiçbiri mi? Satın alan mıyız yoksa satın alınan mı? Satan mıyız yoksa satılan mı? Gözetleyen mi yoksa gözetlenen mi?”
Tersine dünya okuluna hoş geldiniz!
Gözle görülmeyen bir virüs, doğayla uyumunu çoktan bozmuş ve ondan kopmuş olan insanı çok sevdiği ‘beton’ hücrelerine hapsetti.
Uzaya gitmekten yapay zekaya, ‘akıllı’ teknolojiye kadar birçok ilerlemeden bahseden insanın ellerini yıkamayı bilmediği ortaya çıktı. Haftalardır en revaçta olan tarif: Ellerini yirmi saniye boyunca sabunla böyle ovarak yıkıyorsunuz.
Yine ‘çok gelişmiş uygar insan’ın tuvalet kağıdı olmazsa yaşayamayacağı öğrenildi. Kimi duaya sarıldı, kimi kolonyaya, kimi alkolu çare sanarak içip öldü.
Birçokları tarafından ‘kaçınılmaz’, nimetleri ‘vazgeçilmez’ olarak görülen kapitalizm hiç bu kadar çırılçıplak gözönünde olmamıştı.
“Tersine dünya bize gerçekliği değiştirmek yerine ona katlanmayı, dinlemek yerine onu unutmayı, geleceği hayal etmek yerine onu kabullenmeyi öğretiyor” diyordu Galeano.
Tersine dünyadan notlar
Virüs konusunda araştırma yapan bir İspanyol doktor: “Bir futbolcuya ayda bir milyon euro maaş veriyorsunuz, bir araştırmacı hekime ise ayda 1300 Euro. Korona virüsüne karşı ilaç bulması için Ronaldo’ya, Messi’ye gidin.."
Gazeteci Ferda Çetin: Savaş uçaklarına, füzelere, tanklara, toplara milyarlarca dolar harcayanların, bir parça bezden bir maske yapmayı akıllarının ucundan geçirmedikleri anlaşıldı. Nükleer, biyolojik, kimyasal silah yarışına giren devletler; uzaya uydu gönderen, İHA, SİHA üreten, bütçelerinin büyük bölümünü uçak, tank, top ithalatına ayıran devletlerin, dezenfekte ve hijyenik temizlik malzemesi üretmeyi akıllarının ucundan geçirmedikleri görüldü.
Robert Surcock: Hiçbir papaz / imam / rahip / haham bizi Covid-19’dan kurtaramıyor. Dünyamız insanlar olmazsa daha hızlı bir şekilde yenileniyor. Gezegenimizdeki gerçek virüsler insanlardır.
Antropoloji profesörü David Harvey: Covid-19’un, 40 yıldan fazladır süren şiddetli ve düzensiz neoliberal yağmacılığa karşı doğanın bir intikamı olduğunu söyleyebilirim.
Suçlu Kim? sorusuna şöyle cevap veriyor Evrim biyoloğu Rob Wallace: Sermaye, dünya çapında balta girmemiş ormanlar ve küçük çiftlik sahiplerine ait tarıma elverişli arazileri gasp etmekte başı çekiyor. Bu yatırımlar, hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan bir kalkınmaya ve ormanların yok edilmesine neden oluyor. Bu devasa arazilerin sunduğu işlevsel çeşitlilik ve karmaşıklık, daha önce bir yere sıkışıp kalmış patojenleri yerel çiftlik hayvanlarına ve insan topluluklarına yayacak şekilde sıraya diziliyor.
Gazeteci George Monbiot: Kendimizi bir kez daha, biyoloji ve fizik yasalarına uyan ve yaşanabilir bir gezegene bağımlı olarak görmeye başladığımız an olabilir. Yalancıları ve inkarcıları bir daha asla dinlememeliyiz. Bir daha asla rehavete düşüren yalanların elem verici bir gerçeği yenmesine izin vermemeliyiz. Artık parayı yaşamdan daha fazla önemseyenler tarafından yönetilmeyi göze alamayız. Koronavirüs bize maddi dünyaya ait olduğumuzu hatırlatıyor.
Filozof Franco Berardi: 2020 yılı, insanlık tarihinin çözüldüğü yıl olarak görülmelidir. /Aniden para hiçbir şey ifade etmez oldu ya da çok az şey ifade ediyor. Para şu an kudretsiz. Yalnızca toplumsal dayanışma ve bilimsel zeka canlı ve her ikisi de politik açıdan güçlenebilir. Kapitalist iktidardan geriye kalan ne varsa, topluma tekno-totaliter bir denetim sistemini dayatacaktır. Bu belli. Ancak alternatif artık burada: birikim ve ekonomik büyüme baskılarından özgürleşmiş bir toplum.
Filozof Claire Marin: Buna karşılık, neyi umduğumu biliyorum: Sosyal dünyayı okuyuşumuzu, mesleklerin değerini, ortaklaşa bir yaşamın anlamını ve doğayla ilişkimizi yeniden düşünme gerekliliğinin kolektif ölçekte bilincine varılması. Hayatlarımızı zıvanadan çıkaran telaş ve yer değiştirmelerimizle tüketimimizdeki ölçüsüzlük üzerine bir kafa yorma çabası.
Prof. Dr. Beyza Üstün: Yaşam alanlarını sermayeden geri almak zorundayız. Tüm toplum için düşünmeyi önümüze koymazsak ve doğadaki her canlı için bu mücadeleyi vermezsek rahatlıkla fasulyede görülen bir virüs bize kadar ulaşıp bizi ölüme mahkûm edebilir. Bu sermaye arsızlığı böyle sürmeye devam ederse ve diğer canlıların yaşam alanları böyle istila edilirse bunları yaşamaya mahkûmuz. Nihayetinde varacağımız yer ise, o Kızılderili’nin söylediği yer: “Bir gün beyaz adam parayı yiyemeyeceğini anlayacak…”
“Suç okulundaki zorunla dersler iktidarsızlık,
unutkanlık ve teslimiyet”e hayır!
Galeano, içinde yaşadığımız sistemi iyi anlattığı kadar çözümü de “Biz Hayır Diyoruz” adlı hiç eskimeyen, hep güncelliğini koruyan o meşhur konuşmasıyla dile getirmişti: "Paranın ve ölümün övülmesine hayır diyoruz. En çok malı olanın en değerli olduğu, mallara ve insanlara fiyat biçen bir sisteme hayır diyoruz. Silahlara her dakika iki milyon dolar harcayan ve her dakika otuz çocuğu açlıktan ya da iyileştirilebilir hastalıklardan öldüren bir dünyaya hayır diyoruz. Gecenin yıldızlarını askeri hedeflere çeviren katil sistem için insan bir üretim ve tüketim faktöründen, bir kullanım aracından başka bir şey değil ; zaman yalnızca ekonomik kaynak, bütün gezegen suyu son damlasına kadar emilecek bir rant kaynağı. Bize ne yiyecek ne de sevecek bir şey veren, çoğunluğu yiyecek açlığına çok daha fazla kişiyi de kucaklaşma açlığına mahkum eden bu sisteme hayır diyoruz. Yalana hayır diyoruz. Söyleme korkusuna, yapma korkusuna, olma korkusuna hayır. Görünen sömürgecilik söylemeyi yasaklıyor, yapmayı yasaklıyor, olmayı yasaklıyor. Çevremizde gerçekleşen gündelik çarmıha germeler karşısında bizi elimizi yıkamaya davet edenlere hayır diyoruz. Diktatörlere hayır, demokrasi kılığına girmiş diktatörlüklere hayır. Onursuz barışa hayır. Paranın özgürlüğüne hayır. Dünyayı bitimsiz bir kışlaya çeviren güçlülerin intihara varan egoizmine hayır. Hayal kırıklığının hüzünlü cazibesine hayır derken, umuda evet diyoruz.”
* Beş yıl önce 13 Nisan’da yaşamını yitiren Uruguaylı yazar Eduardo Galeano’ya saygıyla…