“Özgürlük kazanacak” şiarı ile yürütülen çalışmalar, belirlenen gündemler, beklenen katılımcılar ve önemli bir çalışmaya işaret ediyor.
Sol ve sosyal hareketler, dünyamız sorunlarını, savaşların aşılması ve ezilenler, yoksullar için yeni reçeteler geliştirmeye çabalarken, Abdullah Öcalan yazdığı kitaplarda, yaşanan sorunlara neden olan kapitalist sistemi çözümleyerek, onun yol açtığı sorunların aşılmasına, toplum ve insan duyarlılığına ilişkin geniş perspektifler sunmaktadır.
Günümüzde, küresel sermeyenin/kapitalist modernitenin insanlığa reva gördüğü yoksulluğu, sömürüyü, savaşı, sefaleti ve ahlak çöküşünü kabul etmeyen; dünya çapında buna karşı direnen, kendi ideolojik, düşünsel ve mekânsal sınırları içerisinde tartışan ve çözüm arayan sayısız anti-kapitalist, sosyalist, komünist, devrimci, demokrat ve kültürel hareket mevcuttur. Bu hareketler, “başka bir dünya mümkündür” sloganı ile Dünya Sosyal Forumu, Avrupa Sosyal Forumu vb. toplantılar ile bir araya gelip tartışsalar da, hızla gelişen küreselleşmeye karşı mücadelelerinde henüz küresel çapta karşı bir mücadeleye dönüştürebildikleri söylenemez. Kapsayıcı ve kalıcı bir alternatif henüz ortaya konamadı. Doğru bir sistem, uygarlık ve tarih çözümlemesi yapmadıklarından kaynaklı, küresel kapitalizme karşı ortak bir mücadeleye dönüşemiyor.
Bu alanda I. Wallerstein, N. Chomsky, Antonio Negri, N. Klein vb. bir çok düşünürün ideolojik ve teorik çabaları anlamlı olsa da, pratikteki uygulamaları henüz yeterince karşılık bulamadı. Bir çok devrimci hareket ‘kendi sınırları’ içerisinde küreselleşmeye karşı bir duruş sergilese de, kimse yeni bir çıkışa vesile olacak ve küresel çapta öncülük edecek bir ideolojik mücadeleye yönelemedi. Meksika’da 2000’li yılların başlangıcında Chiapas yerlilerinin lideri Marcos öncülüğünde, Meksika devletinin politikalarına karşı, başkent Meksico City’e yürüyüşleri, dünya genelinde bir sempatiyi üzerilerine çekmişti. Bu süreçte Marcos’un, “küresel sömürüye karşı küresel demokrasi” sloganını gündemleştirmesi, yoğun tartışmalara ve ilgiye de vesile olmuştu.

Kürtlerin özgürlükçü ve toplumcu mücadelesi


Hatırlanacağı gibi; Kürt Halk Önderi  Öcalan, bu süreçte konuyu avukatları ile yaptığı görüşmelerde tartışıyor ve gündemleştiriyordu. Çünkü aynı zamanda Ortadoğu gibi önemli bir coğrafyada Kürdistan Özgürlük Hareketi baştan itibaren yürütmüş olduğu mücadele küresel sermaye ve onun yürütücü gücü ABD ve Avrupa ülkelerinin hedefiydi. Buna yol açan nedenlerden en önemlisi ise Ortadoğu’da küresel sermaye ve onun yerel işbirlikçilerine karşı PKK’nin yürütmüş olduğu üçüncü yol diye tanımlayabileceğimiz özgürlükçü, toplumcu mücadeledir.
Bu bağımsız ve özgürlükçü duruşundandır ki, PKK ve önderliği, uluslararası kamuoyunda sonu gelmez bir kriminalize/terörize edilme mücadelesiyle sürekli karşı karşıya kaldı ve kalmaya devam ediyor. Kürt hareketi, 9 Ekim ve 15 Şubat uluslararası komplosu sonrasında PKK’nin stratejik değişikliğine karşı ‘terörist örgütler’ listesine alınmasından G. Bush’un, “PKK ortak düşmanımızdır” ilanına kadar hep uluslararası kamuoyunda egemen güçlerce sistemli kriminalizasyona tabi tutuldu. Bu kriminalizasyon en çok da Öcalan üzerinde yürütüldü ve yürütülüyor.

Öcalan’ın sistem eleştirisi

Uluslararası kamuoyunda Öcalan üzerinde yoğun bir tecrit uygulanıyor. Hiçbir görüşüne yer verilmediği gibi sürekli çarpıtılarak teşhir edilmektedir. Bu, tabiî ki Abdullah Öcalan şahsına yönelik olumsuz önyargılar oluşturuyor. Başta bu etki ve yargıları kırabilmek, Abdullah Öcalan’ın tezlerini ve düşüncelerini tanıtabilmek için bilimsel, akademik, siyasal, sosyal, diplomatik ve kültürel çalışmalar gerekiyor. Bu konuda çalışma yürütülmüyor mu? Elbette yürütülüyor; fakat bugüne kadar yapılan tanıtım çalışmalarının üstünde bir performansla yeni bir süreç başlatılması gerekiyor.
Öcalan; “Sadece geleceğe ilişkin projeleriyle değil, geçmişe ilişkin tarihleri de doğru çözümlenmeden, anlamlı bir sistem karşıtlığı geliştirmek zordur” derken, kapitalist sisteme karşı yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Bugün dünya çapında gerek teorik, gerekse de pratik anlamda, en ciddi kapitalizm eleştirisi yapan, tartışan ve somutluk kazandıran hareketlerin başında PKK ve önderliği vardır dersek, yanlış olmaz. Nihayetinde Öcalan’ın esaretini sağlayan da kapitalist modernite sisteminin kendisidir. Dolayısıyla Öcalan’nın özellikle İmralı sürecinde savunmalarında felsefi, ideolojik, politik, sosyolojik pek çok açılıma dayanan düşünceler küreselleşmeye/kapitalizme karşı yürütülecek mücadelede öncülük için iddalı, uygulanabilir ideolojik/ teorik tezlerdir.
Öcalan, savunmalarında orta koyduğu tezlerle, “Yaşanılacak bir dünya mümkündür” demiyor, var olan yaşama alternatif koyarak, dünyayı herkes için nasıl yaşanılır kılacağımızı da dile getiriyor. ‘Küresel sömürüye karşı küresel demokrasi’yi, nasıl komünal-demokratik değerler temelinde geliştireceğimizi ve küresel çapta küresel demokrasi mücadelesinin nasıl olması gerektiğini bütün tarihsel, toplumsal nedenleriyle ortaya koyuyor. “İnsan eliyle oluşturulan her şey, insan eliyle yıkılabilir” derken, insanlığın sınıfçı, devletçi, iktidarcı ve tekelci kapitalist sisteme mahkûm olmadığını, demokratik, adaletli, komünal, özgürlükçü ve eşit bir yaşamın mümkün olduğunu ve bunun nasıl gerçekleşeceğini yol-yöntemleriyle; insanlıkta, sosyalizmde, özgürlükte, anti-kapitalizmde ısrar eden bütün insanlara, toplumlara, hareketlere umut vaat ediyor.

‘Demokratik Modernite’ ve halkların ortak mücadelesi

Öcalan’nın ortaya koyduğu demokratik, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü paradigması, kapitalist moderniteye alternatif olarak demokratik modernitenin teorik ifadesi, herkesin kendi sınırları içerisinde yürüttüğü mücadeleyi küresel çapta ortaklaşmaya devet etmektedir.
Bugün Öcalan’nın ortaya çıkardığı bu teorik güç, Kuzey Afrika ve Ortdağu’da ayaklanma sonrası çözüm çıkışı arayan halklar başta olmak üzere, Kolombiya devrimci hareketlerinden tutalım Meksika’daki Marcos liderliğindeki Zapata hareketine, İber yarımadasındaki Bask ve Katalan halkından tutalım Afrika’daki birçok özgürlükçü harekete, İrlanda’nın Sinn Fein’lilerden Fransa’daki Köylü Hareketi aktivistlerine, Alman Sol Hareketinden Rus sosyalistlerine, İran demokratik öğrenci gençlik hareketinden Cezayir’deki Amazig (Berberi) halkının direnişçilerine, Brezilya’daki yoksullardan tutalım Asya’daki işçilere kadar ideolojik öncülük ve liderlik yapabilecek niteliktedir. Fakat bu birikim, bu halklara/ hareketlere ulaşmadı, ulaştırıl(a)mıyor.
Öcalan; “Her farklılık ayrılığa dönüştürülürse, bu hepsinin kaybı olur” derken, Kürt halkının özgürlük mücadelesi ve saydığımız bütün bu özgürlük mücadelesi veren halkların ve hareketlerin kazanımları, küresel kapitalizm karşısında yenilmemesi için, ortak mücadele ve platformların önemine vurgu yapıyor. Dolayısıyla Kürdistan Özgürlük Hareketi bu alanda yalnız değildir. Bu hareketlerle, gerek ideolojik gerekse de mücadele yöntemlerinde Kürtdistan Özgürlük Hareketinin paralellikleri var. Her şeyden önce, ortak insan ve dünya sevgisi, sorumluluğu taşımaktadır. Dolayısıyla bu paralelliklerden yola çıkarak, ortaklaşmak ve ortak platformlar yaratmak önemli olacaktır. Kuşkusuz Kürdistan koşullarında inkar ve sömürüye karşı verilen mücadele, dünyanın diğer yerleriyle farklılıklar taşıyor. Fakat farklılıkları dillendirip, araya mesafe koymak yerine, ortak görüşlerde buluşmak, ortak mücadele etmek, küresel kapitalizme karşı yapılması gereken önceliklerdir.

Öcalan’ı anlatabilmenin önemi

Bu bağlamda; ortak mücadele ve ortak düşünceyi geliştirmek için, Abdullah Öcalan’ın yapıtlarını, tezlerini bahsedilen hareketlere ve daha geniş kesimlere nasıl ulaştırılabilinir? Abdullah Öcalan onlara nasıl doğru anlatılır?
Elbette, dar anlamda bu sorulara verilecek cevap; acil çalışma ve acil eylem olacaktır. Fakat bunun için, sorumluluk bilinci taşıyan herkes, en başta eserlerin içeriğini kendisinde içselleştirerek, bulunduğu yerde harekete geçmesi bile, atılması gereken ilk adım için, belirleyici olacaktır.
Dolayısıyla Öcalan’nın ‘savunmalar’ını okuyanların, içselleştirenlerin; öğrendiklerini veya bildiklerini, başkalarına ulaştırmaları, okutmaları sorumlulukları gereğidir. Sorumluluk taşıyan herkesin böyle bir misyon üslenmesi işleri, tanıtımları daha da kolaylaştıracaktır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Dünya Sosyal Forumları, Avrupa Sosyal Forumları, Anti-Kapitalist Platformlar, Küresel karşıtı konferans ve eylemler başta olmak üzere diğer eylemlerde ortaklaşacak, Abdullah Öcalan’nın tezlerini tanıtacak bir çalışma yürütülmesi gerekiyor.
Ayrıca bunun için her alanda harekete geçmek, A. Öcalan’nın tezlerini tanıtmak, tartışıp-tartıştırmak için Kürdistanlı gençlere, kadınlara başta olmak üzere tüm Küdistani kurum ve kuruluşlara, aydın-yazarlara, gazetecilere, siyasetçilere de rol ve sorumluluk düşüyor.
Değişik ülkelerde okuyan Kürdistanlı üniversite öğrencileri, kampanyalar örgütleyerek, Öcalan’nın ‘Savunmalar’ını bulundukları ülkelerdeki üniversitelerdeki akademisyenlere, eğitim görevlilerine, öğrenci dernekleri temsilcilerine başta olmak üzere, aydınlara, yazarlara, siyasetçilere, sanatçılara, STÖ temsilcilerine ulaştırabilirler.
Ortadoğu’da yaşayan Arap, İrani, Türk, Ermeni, Türkmen, Süryani, Yahudi halklarda Abdullah Öcalan’nın tezleriyle çıkış yapabilecek sayısız devrimci, aydın, yazar, siyasetçi, gazeteci, sanatçı ve öğrenci var. Yeter ki bu konudaki tezler onların ilgilerine sunulabilsin...
Son bir yıl içerisinde de görüldüğü gibi, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yerel statüko ve dospot rejimlere karşı ayaklanan halkların direnişi ideolojik ve politik olarak bir mecraya akmadığı için, ya yerel gerici ve milliyetçi, dinci gruplara ya da sömürgeci Batılı güçlerinin insafına kaldı. Birinin diğerinden beter olduğu bu iki güce alternatif ise halkların demokratik iradesidir. Bu iradenin açığa çıkması, her kafadan bir sesin çıkmaması için, ortak örgütlülük ve ideolojik-teorik mücadele gerektiriyor. Dolayısıyla Öcalan’nın Ortadoğu’ya ve mücadale yöntemlerine ilişkin tezleri onlara ulaştırılır, çaba ve çalışma yürütülürse, yeni bir çıkış umut yaratılır ve Kürdistan Özgürlük Hareketi’yle mücadele de ortaklaştırılabilir.
Özgürlük, Kadın, Sosyalizm, Ekoloji, Anarşizm, Anti-Kapitalizm gibi konularda yapılan konferans, forum, panel, seminer vb tartışma platformlarına katılmak, tezleri tanıtmak, ısrarlı bir yöntemle tartışmak ve tartıştırmak mücadeleyi daha güçlendirecektir. Yani nerde bir sistem karşıtı eylem, etkinlik, tartışma platformu varsa, oraya katılmak ve Öcalan’nın tezlerini dile getirmek ve orayı bir örgütlenme yerine dönüştürülebilmek gerekiyor. Dolayısıya bu özgürlükçü paradigmanın hak ettiği yere ulaştırılması böyle sağlanabilir.
Yine savunmaları farklı dillere çevirerek, ya da önemli konularını broşüre dönüştürerek Öcalan’nın tezlerini, mücadele yöntemlerini duyarlı basın-yayın kurumlarına, Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne dost olan aydın-yazarlara, STÖ’lere, sendikalara, bölgesel ve evrensel federasyonlara, ekolojik, anarşist, kültürel ve devrimci hareketlere ulaştırabilinir.

Önce önyargıları kırmak gerek


Yukarıda belirttiğimiz nedenlerden kaynaklı kimse kendiliğinde Kürdistan Özgürlük Hareketi’ne yakınlaşmak istemeyecektir; dolayısıyla sorumluk üstlenenler gidecek, anlatacak, tanıtacak, ortaklaşacak, gündemlerine girecek ve Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ne ortaklaştırılacaktır. Var olan ve sistemli geliştirilen önyargılar, ancak anlatılarak aşılabilinir. Bu yapıldığında ise ilgi ve akış kendiliğinden gelişecektir. Çünkü dünya solu ve anti-kapitalistler yeni bir liderlik arayışındadır. Bu arayışın somut liderliğini, Abdullah Öcalan zaten yapmaktadır. Geriye onu, doğru anlatmak, taşırmak ve tartışmak kalıyor.
Öcalan, “Toplum içinde ve dışında sürekli savaşla beslenen bir sistemi ancak özgürlük ütopyalarımıza sarılarak, her yerde olan istismar ve iktidara karşı her yerde anlamlı bir direniş ve adalet odakları oluşturmakla aşabiliriz. Bunu anlam yüklü grupların inisiyatif ve çabaları belirleyecektir. PKK sadece kendini sürekli geliştiren bu özgür yaşam idealli, anlam yüklü gruplardan, öncülük ideası taşıyan gruplardan biridir” derken, ufukların ne kadar açık olması gerektiğini de dile getiriyor.
Diğer önemli bir husus ise, Abdullah Öcalan’nın tezlerini oluştururken kaynak gösterdiği, düşüncelerini önemsediği ve hatta eleştirdiği K. Marx, R. Luxemburg,  M. Weber, F. Nitzsche, M. Foucault, A. Gunter Frank, Adorno, Murray Bookchin, İ. Wallerstein vb. birçok düşünür, sosyolog, yazar, tarihçi, akademisyenlerin tezlerini takip eden, dikkate alan, onlar etrafında bir araya gelen hareket, kurum, kuruluş ve kişiler büyük ihtimal bu birikimden habersizdirler. Dolayısıyla ilgili mekanizmaları haberdar etmek, gündemlerine koymak, onlar aracılığı ile gündemleştirmek kamuoyunda olumlu sonuçlara yol açacaktır.
Kürdistan’da, Amed’de, Wan’da, Êlih’te, Hewlêr’de, Halep’te, Mahabad’da yapılabilecek forum, konferans vb çalışmalara devrimci hareketleri, anti-kapitalist hareketleri, aydın-yazarları, akademisyenleri davet etmek; Öcalan’nın tezlerini gündeme almak, tartıştırmak çok hayali düşünceler değil, tersine uygulanabilir projelerdir.
Örneğin Amed’de, uluslararası bir çok bilirkişinin, akademisyen, yazar, siyasetçinin yanısıra Öcalan’ın avukatları ve DTK temsilcilerin katılımlarıyla “Küresel sömürüye karşı küresel demokrasi” veya “Kapitalist Moderniteye Karşı Demokratik Modernite” veya “Dünya’yı herkes için yaşanılır kılmanın mücadelesi”, Wan’da, “Ortadoğu Rönesans’ına Doğru” veya Batman’da, “Ortadoğu Kültürü bir şeyler anlatıyor” veya “Ana Tanrıçadan Özgür Kadına Mezopotamya Analık Yapıyor” gibi konularda yapılacak birçok konferans olanaksız olmadığı gibi, beraberinde bir tanıtım ve aydınlanmayı da getircektir.
Kürt halkının bulunduğu her yerde, Kürdistan’ın dört parçasında, Avrupa’da, Amerika’da, Rusya’da, Kafkaslarda, Ortadoğu’da Abdullah Öcalan’ı ve tezlerini tanıtmak için çalışma grupları, kolektifler, tanıtım ağları, inisiyatifler vb. yöntemler denemek mümkündür.

Mezopotamya Sosyal Forumu bir başlangıç olabilir...


Abdullah Öcalan, ‘Dünyanın birçok yerinde kapitalist sistem tarafından binlerce dil, lehçe, kabile ve aşiret-kavim kültürleriyle birlikte yok edilmenin eşiğine getirildi. Asimile edildi. Göçe zorlandı. Bütünlüklerini parçalandı” diyor. Bu yok edilmeye, göçe, parçalamaya karşı bütün mağdur toplumlarda kapitalist sisteme karşı bir öfke var. Fakat yeterli bir örgütlülükleri bulunmamaktadır. Ezilenlerin ve sessizlerin öfkesini özgürlük, eşitlik temelinde örgütlemek dünyayı yeniden herkes için yaşanılır kılacaktır… Bireysel kar, lüks ve egoları için dünyamızı hızla yaşanmaz kılmaya çalışan kapitalist sistemin yürütücülerinden ve iktidar odaklarından daha cesaretli olmak gerekiyor. Kürdistan Özgürlük Hareketi mücadelesinin başlangıcından bugüne kadar bu cesareti fazlasıyla gösterdi. Önemli olan herkesi de bu mücadeledeki ısrarla ortaya çıkan kazanımlarla güçlendirip cesaretli kılmaktır.
Günümüzde yaşanan kaos ve krizli süreçte; “Kapitalist modernite ey zayıf dönemini yaşıyor. Eğer demokratik uygarlık cephesi hala istediği, gerekli ve hak edilmiş olan kazanımları elde edemiyorsa, bunun temel nedeni halen esas alması gereken pradigmatik devrimini tam yapmaması, yeterli program, örgüt ve eylem gücüne erişememesidir…” A. Öcalan işte bu noktalarda tüm devrimcilere, ezilenlere, sosyalistlere, anti-kapitalistlere, özgürlük arayışçılarına, anarşistlere, feministlere, kadın hareketlerine yeni umutlar yaratacak program ve yöntemler göstermektedir. Gerisi ise bu birikimi, ilgili yerlere ve kesimlere ulaştırmaktır.
İkincisi; yapılacak Mezopotamya Sosyal Forumu böylesi bir birikimi aktarmanın başlangıç noktası olur ve tartışmalarda ortaya çıkardığı sonuçları ısrarla farklı etkinliklerle sürdürürse, “özgürlük kazanacak” slogan ve misyonuna önemli bir katkı sağlamış olur...

DERVİŞ ÇİMEN