İngiltere Gündemi
Dünya Emekçi Kadınlar Günü tüm Britanya’da sadece 8 Mart’ta değil, haftalardır seminerlerle, atölye çalışmalarıyla ve festivallerle kutlandı, kadın haklarına ilişkin konuşuldu, tartışıldı. Bu senenin sloganı ise: ‘Gerçekleştir: Kadının ilerlemesine ve kadına söz hakkının verilmesi için etkili eylemleri teşvik et’ olması bakımından da oldukça önemliydi.
Kadın-erkek eşitliğine dair kanun, İngiltere’de çoktan yürürlükte olsa da, İngiltere’nin kadınlara ilişkin resmi tarihi diğer toplumlarda olduğu gibi oldukça karanlıktı. 19. yüzyılda, kadınlar boşanamıyor, bırakın siyasi arenada herhangi bir hakka sahip olmayı, oy bile kullanamıyorlardı. 1870’lerde Kraliçe Victoria, kadınların en büyük düşmanıydı. Kraliçenin şu söylemi tarihte kazılı kaldı: ‘Tanrı kadını erkeğe yardım etsin diye yarattı, bırakın böyle kalsın’.
İpekler içinde gezinen kraliçenin kendisi, söylediği gibi erkeğe yardım ediyor muydu acaba? Aslında fazlasıyla yardım ediyordu. Erkek iktidarının devamlılığı için erkeğe yardım ediyor, ataerkil sisteme hizmet ediyordu. Bir kadın, sisteme hizmet ederek kadınların kuyusunu kazarken, diğer bir kadın ise kadınların siyasi hakları için mücadele veren hareketin başını çekiyordu. Millicent Fawcett adında bir kadın, kadınların seçme hakkının kadının temel hakkı olduğunu savunuyordu. Günler süren açlık grevleri, aylarca süren protesto ve yıllarca süren mücadele sonunda kadınlar seçme hakkını elde etti. O zamandan bu zamana çok şey değişti, kadınlar iyi konumlara geldiler ancak erkeklerin konumuna bir türlü erişemediler.
İktidarda ve muhalefette olan parti liderlerinin hepsi erkek. İngiltere’de 1880 yılından beri yürürlükte olan başbakanlık sistemi doğrultusunda onlarca başbakanın arasında sadece bir tanesi kadındı. O da eril sistemin ürettiği sözde kadın kılığında ancak erkek zihniyetli Margaret Thatcher’di. Thatcher için Britanya’nın ‘Tansu Çiller’i demek yerinde olur kanımca.
İngiltere’de kadın örgütleri halen devletten yeteri kadar finansal destek alamıyor. Polis güçleri, kadınların tecavüz ve şiddet şikayetlerini yeteri kadar ciddiye almıyor. İngiltere’de göçmen kadın olmak ise çok daha zor. Belirli bir işyerine bağlı çalışma vizesine sahipseniz, işvereniniz şiddet de uygulasa sarkıntılık da etse, işten ayrıldığınız an vizeniz iptal olur ve kaçak konumuna düşersiniz. Modern kölelik diyorlar böyle durumlara. Vizeleri etkilenir diye, kadınlar maruz kaldığı şiddeti ve tacizi yargıya taşıyamıyor.
Dünya geneline bakıldığında da durum modern köleliğinde ötesinde daha da iç karartıcı. Her 3 kadından biri hayatları boyunca bir kez de olsa mutlaka şiddete uğrarken, yaklaşık 140 milyon kadın, kadın sünnetinin sonuçlarıyla yaşamak zorunda kaldığı çirkin bir dünya bizimkisi.
Kaçırılan ve tecavüze uğrayan Êzîdî kadınlarda da daha da çirkinleştirildi dünya. ‘Dünyayı güzellik kurtaracak’ derken Rus yazar Dostoyevski, dünyayı kadınlar kurtaracak demek istedi sanırım. Kadınlar derken, Tansu Çiller ve Margaret Thatcher gibilerinden bahsetmiyoruz elbette.