Seçimin iradesi iktidara bırakılmamalıdır. Görünen o ki, iktidar devletin tüm olanaklarını, seçim iradesini elinde tutmak, belirleyici olmak ve üzerinde istediği gibi oynayacak bir hale getirebilmek için her yolu deniyor. Seçimlerin sonucunu, seçimler olmadan belirleme mücadelesi veriyor. Baykal’ın, saray görüşmesinden bugüne, oyun kuruculuğunu eline geçiren ve her adımda inisiyatifini geliştirerek müdahale eden bir zorbalık var ortada. En büyük sorun, RTE’nin yarattığı atmosferi değiştirecek bir politikanın sahadaki varlığını sürdüremeyişidir. Şartlar ve koşullar her anlamıyla eşitsiz. Partilerin dengeyi değiştirme iradeleri de öyle. 

Bu havayı tersine dönüştürecek kilit partinin HDP ve demokrasi güçleri olduğu ortada. Seçim sonuçlarını belirleyecek ve iktidarı yeni bir yenilgiyle olduğu yere çakacak tek yol, HDP’nin kazandığı yeri koruyabilmesinden geçiyor. Seçimi, HDP’yi sistem dışına çıkarmak üzerine kurmuş bir iktidar ve devlet işbirliği tüm gücüyle alanda faaliyet yürütüyor. HDP’nin ve seçmeninin iradesini kırmaya dönük eylemler, saldırılar, linçler, provokasyonlar elbette ki hiç durmayacak. Aksine sonuç alıncaya kadar bu saldırılar sistemli şekilde devam edecek. 


Cizre dur dedi

HDP’nin ve seçmeninin iradesinin kırılması, tüm ülkenin RTE’ye teslim edilmesi demektir. İşte Cizre’de halkın ve Kürt hareketinin ortaya koyduğu irade bu yüzden önemliydi. İktidarın tüm ülkeyi teslim almaya dönük politikasına, Cizre üzerinden büyük bir karşı koyuş ve müdahale geliştirilmiş ve "Dur bakalım" denmiştir. 

"Silahla özerklik, yerinden yönetim mi ilan edilir?" diyerek, iktidarın propaganda değirmenine su taşıyanların anlamadığı veya bilerek anlaşılmaz hale getirdiği şey budur. "Özerklik" tartışmasının söylemden çıkarılıp, pratik olarak hayata geçirilmesine duyulan öfke, kimi kesimlerin "milli" duygularını hoplatmış gözüküyor.

Oysa Gezi isyanı ve taleplerine dönüp bakarsanız, bunun bir yerinde yönetim ve özerklik talebi olduğunu görürsünüz. Gezi’de kaç sivil hayatını kaybetti, kaç insan uzuvlarını kaybetti, kaç insan davalar, mahkemeler yoluyla sindirilmeye çalışıldı? Mesele sadece isyan etmeleri miydi? Hayır, yerinde yönetimi talep eden ve bunu forumlar, meclisler yoluyla hayata geçirmeye çalışan sivil iradenin bir tehlike olarak görülmesiydi. Bir şehrin içinde yaşayanların söz ve karar haklarının tanınması mücadelesiydi aynı zamanda Gezi. Öyle değildi diyebilen var mı? Gezi’ye gaz, TOMA, pala, cop olarak dönen şiddet, ülkenin diğer yakasına mermi, panzer, havan topu, keskin nişancı ve özel harekât denen, özel savaş birimleri olarak dönüyor şimdi. 


İçinizde öldürmediğiniz devlet

Kürtlerin, içinde yaşadıkları şehirlere dair, söz ve karar yetkisi talep etmesine ve bunu ilan ederek koruma isteklerine, "ama, fakat" diyerek itiraz edenlerin, önce içlerindeki "devleti öldürmesi" gerekir. İçinizde öldürmediğiniz devlet, iktidarı ve onun anlayışını meşrulaştırıyor. 

Başa dönersek;

Geldiğimiz bu noktada seçim bir irade savaşıdır. Tüm ülkeyi teslim almaya çalışan tek adamlığa ve despotluğa karşı bir irade savaşıdır. Irkçılığa ve şovenizme karşı bir irade savaşıdır. Hak ve özgürlük mücadelesi ve irade savaşı an gelir bir ekmek fiyatında, an gelir bir işçi grevinde, an gelir bir meydanın sahiplenilmesinde, an gelir tek bir ağaç üzerinde ortaya çıkar. 

Seçimler, milyonlarca insanın oyunu yok sayarak, bütün ülkenin kendisine biat etmesini isteyen faşizm ile buna karşı direnenlerin arasında geçecek. Kimin kazanacağı, hepimizin geleceğini belirleyecek. 

İktidarın kendi istediği şartlarda ve koşullarda bir seçime girilmesine güçlü bir itiraz koymak gerekiyor. Bu şartları ve koşulları kabul etmek, daha en baştan iradeyi zaafa uğratacaktır. Ne yapmalı? Sorusu, her kesimin hızla gündemine alması gereken bir soru olarak karşımızdadır. İktidar, bütün oyunu HDP üzerine kurmuş durumda. Elinde zoru tutuyor ve kullanıyor. Sokakları ırkçı ve şoven saldırıları organize ederek zapturapt altına alıyor, sesin, soluğun bile tehdit olarak görüldüğü bir süreç işletiliyor. Öylece bekleyecek ve oluruna mı bırakacağız, yoksa sistemli bir karşı koyuşu örgütleyip "dur bakalım" mı diyeceğiz? 

Hızla, ortak bir akıl ve yol belirlenmek zorunda. Sokak, sadece yürüdüğümüz yol değildir, yaşadığımız tüm alanlar sokağın kendisidir. Dışarı çıkmamıza izin verilmiyorsa, evleri, balkonları, pencereleri sokak olarak nasıl kullanabileceğimizi düşünmeliyiz. Medya’nın uyguladığı sansüre karşılık, her eve özgürlük ve barış duygusunu taşıyacak bir basın alanı yaratmayı hedeflemeliyiz. Batıdaki muhalefet boşluğunu dolduran ırkçı, şoven yayın organlarına alternatif bir medya ile müdahale edilemediği sürece, derdimizi kendimize anlatmaya devam edeceğiz demektir. Barış talebini, sivil itaatsizlik örnekleriyle hayata geçirmenin ve karşılık bulmasının çok fazla imkânı var. 


En etkili propaganda cesarettir

Seksen milletvekili büyük bir güçtü; lakin açık konuşmak gerekirse bu güç, temsil ettiği altı milyonun üzerindeki oya denk bir çıkış yapmakta atıl kalmıştır. Kendini ve temsil ettiği gücün iradesini dışarıya yeterince yansıtamamasının nedenleri elbette ki vardır lakin kitlelere moral ve mücadele ruhu kazandıracak olanlar, nedenleri değil, pratiği çoğaltabilseydi, sokağın moral gücü kendi doğal propagandasını kulaktan kulağa, dilden dile, elden ele yaparak büyütecek ve karşılık verecekti. Baskı ve zor dönemlerinde en etkili propaganda cesarettir çünkü. Cizre bu cesareti yaratmıştır.

Kimi kesimler istediği kadar ağzını, burnunu büksün, bu gerçeği değiştiremezler. Cizre, iktidarın seçim yolunda aldığı ilk yenilgidir. Demirtaş öncülüğünde HDP’nin ve halkın Cizre yürüyüşü, meşru olanın zorbalık değil, halkın talepleri ve iradesi olduğunu göstermiş ve yeniden kitleler büyük bir moral bulmuştur. Kazanılmış siyasi moral, ödenmiş bedellerin bir sonucudur.

Cizre yenilgisi sadece iktidarı rahatsız etmemiştir. Devletin geleneksel işbirliği hattına tutunmuş tüm kesimleri rahatsız etmiş ve "AKP-HDP anlaştı" propagandası biçim değiştirerek, "PKK-AKP" anlaştı olarak karşımıza çıkmıştır. HDP eşittir PKK, PKK eşittir AKP şeklinde formüle edilmiş bir dedikodu politikasıyla, yeniden ortalığa etmeye başlamış olmalarına, burnumuzu tutarak yürüyoruz. 

Sonuç olarak;

Sokağı ve içinde yaşayan tüm kesimleri harekete geçirecek, iktidara ve onunla beraber ortalığa edenlere karşı, yaratıcı eylemlerle, tüm demokrasi güçlerinin ortak olduğu, sistemli bir karşı koyuşu örgütlemek zorundayız. 

Cizre’den, tüm ülkeye bir yol var. Yürüyenler ve direnenler bunu gösterdi.