Üç kardeşten en küçüğüdür Kobanê. Zorla koparıldıklarında yüz yıl önce aileden, bir aradaydı üçü de. İdare edip gidiyorlardı, birbirlerine tutunarak, zor olsa da ayrılık aileden. İdare ettiler elli yıl böylece. Biri Cizir’di, en büyük olan, diğeri Efrîn, ablalık rolü üstlenen. En küçükleriyse Kobanê idi, nazlı mı nazlı, Nazif’i andıran. Yalnızlık çekmesin, oraya buraya itmesin diye kimse, almışlardı aralarına onu. Gün geldi, ayırdılar her üçünü birbirinden zorla. Ne gönül rızası alan oldu, ne de izin isteyen.
Kalemler kırılmış, buyruk kesindi. Ve konuldu uygulamaya, adına Arap Kemeri denen plan. Dilini bilmedikleri, örf ve adetlerine yabancı oldukları birileri getirilip serpiştirildi aralarına, zorla. Ve altmış yıldır ayrıdır kardeşler, birbirinden koparılmış ve uzak.
Kobanê düz ovada meskundur, kardeşlere ırak, yalnız başına. Sêvî ve yetimdir; bildiği için yalnızlığın ne demek olduğunu, saf ve güleç yüzlüdür hep. Ve vermeye hazırdır elde, avuçta ne varsa, uzandığında bir dost eli.
Üşüşmüş çakallar üç yıldır başına. Ne ekmek, ne elektrik, ne de suyu vardır içecek. Yetmezmiş gibi bu, bir de ölüm yağdırdılar son beş ayda. En küçükleri, en nazlısı, en çelimsiziydi kardeşlerden, avlamaya çıktıkları çakalların.
En çetini çıktı; direngen mi direngen; kahraman mı kahraman! Geçit vermedi, direndi ölümüne. Devletlerin diz çöktüğü, aman dilediği çakallar karşısında altın harflerle geçirdi tarihe adını, daha yaşarken. Ve ''Şehit Kent'', ''Kahramanlar Yurdu'' ünvanını aldı, elinde savunmaya yarayacak fazlaca bir araç olmadan.
Direnişin merkezi
Gün gelir de düşerse yolunuz Kobanê’ye ve geçerseniz Serxet’ten Binxet’e, eğilip öpün külü andıran, barut kokan o kutsal toprağı. Bunu yapamayacağınıza inanıyorsanız şayet, el sürün binalardan düşen herhangi bir taşa, bir beton yığınına ya da evlerden savrulmuş bir oyuncağa. Sonra devam edin yolunuza dümdüz. Çıkarsa önünüze koskoca bir çukur, küçükçe bir krateri andıran, tükürün ağız dolusu o boşluğa, aldırış etmeden etrafınıza. Bir zerreciği ulaşır Ankara’ya, inanın. O boşluk, o çukur son hamlesiydi IŞİD’li çakalların TC menşeili, Mürşitpınar üzeri. Çökmüş binalar, yerle bir edilmiş dükkanlar, eser kalmamış sınır kavşağı TC’den yadigardır, yurt savunmasında.
Siz oralarda bakınırken etrafınıza, dost yüzlü, sıcak bakışlı biri çıkar karşınıza, başında direniş boyunca eksik etmediği poşusuyla. Enver Muslim’dir o, Kobanê Kantonu Eşbaşbakanı; mütevazidir, saygı ve sevgide kusur etmeyen, tüm Kobanêliler gibi. Sarılın ona, kulaç atar gibi deryada.
Biraz ilerlediğinizde bir çocuk çıkar karşınıza, uzun saçlı, kumral bir çocuk. Altında bisikleti, tur atar yıkıntılar arasında. Oynayamamanın, çıkamamanın dışarıya beş ay boyunca, çıkarır tadını sanki bir anda. Yanına gitmeyi, saçını okşamayı ihmal etmeyin sakın. Yağlıdır saçı belki, teninde ter kokusu, suyun akmamasından, elektriğin olmayışındandır; yoksa mis gibi kokar oranın insanı.
Biraz daha ilerlediğinizde başka bir çocuk çıkar karşınıza, yaşı on cıvarında; çocukluğunu yaşamadan bir anda olgunlaşan. Bir bakan oğludur o, dört ay boyunca evde mahsur kalmış, çocukluğunu çoktan unutmuş, oyun oynamayı bir tarafa itmiş. Babasının elindedir eli, direnişin karargahında yer alan, Savunma Bakanı İsmet Şêx Hesen’in. Bakmayın siz kek İsmet’in düşünceli ve durgun oluşuna, almış olduğu ağır yüktendir omuzuna. Sizinle paylaşacağı bir bardak çayla dost bir gülücüğü her daim bulunur. Birkaç saatliğine izinliyse şayet, bıyığı yeni terlemiş, elinde filintası yurt savunmasında yer alan oğluyla da karşılaşırsınız belki.
Biraz ilerleyip sola saptığınızda Aşitî Meydanı’na varırsınız, yerle bir edilmiş büyükçe bir alan. Tam orta yerinde durun ve yörüngenizde 360 derece dönün. Yıkılmamış tek bir yapı, bir bina görürseniz, basın denklanşöre; görmezseniz eğer, bir küfür sallayın ağız dolusu, ucu birkaç başkente birden dokunan.
Oradan sola sapıp biraz ilerlediğinizde Belediye ve Hükümet Konağı’yla YPG Ana Karargahı’na varırsınız; göğüs göğüse çatışmaların yaşandığı, her santimetresi için kan dökülen, can verilen direniş merkezi. Sakın sapmayın patikadan, basayım demeyin ham toprağa. Patlamamış bir roket mermisi, çaydanlık veya tencereye yerleştirilmiş ve düzeneği tetikte bir tuzak, çıkabilir karşınıza her an.
Şehit Kent'in adsız kahramanları
Geri çıkıp biraz daha yöneldiğinizde Batı’ya, Qada Azadi çıkar karşınıza; büyük mü büyük, geniş mi geniş, Özgürlüğün ilan edildiği o tarihi meydan. Orada da dönün ekseninizde 360 derece. Üst üste kalmış iki taş bulursanız, sevinin buna. Sonra açılın ara sokaklara, Kuzey sınırına yakın bölgelere. Kepenkleri uçmuş, ön duvarları çökmüş, cam ve kapıları sağa sola savrulmuş onlarca, yüzlerce dükkanla karşılaşırsınız, içi dolu. Giydirilmiş mankenlerden bazısı yerde, bazılarıysa ayaktadır hala, toz içinde. Gelinlik satan mağazalar, ayakkabı dükkanı, konfeksiyon, kuaför ve bir dizi farklı mağaza ve dükkan, sıra sıra. Un ve şeker depoları, kurulu sofra ve toplanmaya vakit kalmamış yataklar; kapısı açık, içinden elbise alınmayı bekleyen gardroplar. Parçalanmış, yara almış onlarca, yüzlerce araba ve motorsiklet. Ve sağa sola savrulmuş oyuncaklar.
Yürüyün sınırın doğu yakasına; geri dönüş yolunda, taze kazılmış, toprak kokan bir mezarlıkla karşılaşırsınız. Onlarca cangori yatmaktadır orda, her parçadan, canını kardeşlerden en küçüğü için feda etmekten kaçınmayan. İster dua edin, ister mezar taşlarından birini öpün. Ama mezarlardan birinin üstünde bulunan oyuncak ayıyı okşamadan, oradaki toprağa el sürmeden ayrılmayın sakın.
Ve kavruk yüzlü genç insanlar görürsünüz, güzel mi güzel, ellerinde silah. Her yerdeler onlar, caddede, harabeler arasında, ön cepheleri uçmuş binaların herhangi bir katında, elleri tetikte. Bir selam vermeyi, tokalaşıp sarılmayı ihmal etmeyin sakın, bir de koklamayı. Konumunuz ne olursa olsun, kendinize ne tür payeler biçerseniz biçin, sade ve mütevazi olmayı bilin, aynı o adsız kahramanlar gibi. Ukalalık etmeyin, akıl vermeye kalkmayın sakın; sizler, bizler çalışırken yurtseverlik dersine sıcak köşelerimizde, kelle koltukta hiçbir karşılık beklemeden yurt savunmasındaydılar. Onlardır Şehit Kent’in adsız kahramanları. Onlardır, ölümü her an koklayan, canını başkalarının özgürlüğü için sakınmayan. Onlarsız Kobanê Kobanê olmaz, direniş zafere dönüşmezdi.
Kediler çıkar saklandıkları köşelerden sonra, sahipsiz kalmış kediler. Kovmayın sakın, ilgiye ihtiyaçları var onların. Sevinin aylarca süren çatışmalarda çıldırmamış olmalarına. Kedi varsa bir yerde, yaşam devam ediyordur, çıkarmayın akıldan.
Dönüş yolunda, sınırın sağ tarafında sizi yolculamaya gelen bir kadınla karşılaşırsınız; direngen mi direngen, mücadeleci mi mücadeleci, Şervan’ın anası Ayşe Efendi. Saygıda kusur etmeyin, ellerinden öpemiyarsanız, omuzlarına bir buse kondurmayı unutmayın sakın.
Kobanê öylece korunmalı, 21. Yüzyıl Vahşet Müzesi olmalı. Bu olamıyorsa şayet, birkaç bölgesi Şehit Kentin, dönüştürülmeli cihadist barbarlığın sergilendiği açık hava müzesine.