Bezen düşüncede büzüşme sorunuyla karşı karşıya kalıyorum. Bu büzüşme gelişmeleri yorumlama kapasitemi çok aşağılara çekiyor.

Öylesi anlarda, Xalê Hesenê Peyvzêrînlerim; ovanın kavurucu sıcağında çatlayan toprağın hawarına yetişen pınarların soğuk suyu gibi yetişiyor, bana can ve ruh vermeye başlıyorlar.

Birkaç gün önce yine bir Xalê Peyvzêrîn'e rastladım. Oturup sohbet etmeye başlamıştık. O sohbetimizde ona şunu sormuştum;

"Xalo! Önümüzde bir seçim var, durum nasıl, sence neler olabilir?"

"Xorto! Ben de durumu herkesin bilebildiği kadar biliyorum. Müneccim de değilim. Ancak ‘Tarih tekerrür mü eder' yoksa ‘derenin akan suyunda iki defa yıkanılamaz' mı haklı çıkacak; onu da hep birlikte göreceğiz. Buna rağmen, sana bizim oralarda yaşanan bir öyküyü anlatayım"

"De anlat Xalo, susuzluktan çatlayan toprak gibi olmaya başlayan beynime hayat ver."

"O yıllarda köyde yaşıyordum. Bize komşu olan bir köy vardı. Köyde bulunan topraklar iki kişiye ait idi. Yarısı Eski ağanın, toprağın diğer yarısı ise bir köylününmüş. Bu köylüye diğer köylüler paylaşımcı beg (bey) diyordu. Ağa bildiğimiz ağalardanmış. Beg ise bazı köylülerle dostluğunu büyütmüştü ve bir yıl, toprak begden, emek köylülerden olmak üzere birlikte buğday ekmişlerdi. Hasadı da bölüşeceklermiş. Bol yağmurlu, güneşli bir yıl geçirmişlerdi. Yani bereketli bir yıl, hasat da iyi olmuştu. Elbirliğiyle 50 römorkluk buğdayı harman yerine dökmüşlerdi."

"Oh, oh. Ne güzel."

"Güzel de gerisini dinle hele. Beg ile dost olan köylüler, harmanın başında kendi aralarında tartışmaya başlamışlardı; ‘en fazla ben çalıştım benim payım fazla olmalı, diğeri yok ben fazla çalıştım aslında benim fazla olmalıdır, bir diğeri de…' diyerek. Kavgaya ramak kalmıştı. Beg bunu duymuş, olaya el koymuştu. Köylüleri konağına çağırmıştı. Köylüler odaya doluşmuştu."

"Odası çok mu büyüktü? Tüm köylüler içeri girebilmiş miydi?"

"Senin tahmin edeceğinden daha büyüktü. Beg önce bir güzel azarlamış köylüleri; 'Ayıp değil mi kavga ediyorsunuz, hepiniz akraba değil misiniz? Kardeş değil miyiz?' dedi. 

 Ardından da, ‘Osman söyle bakayım, hasadımızı nasıl pay edelim?' Osman, ‘Begim tarla senin, 17 römork senin olsun gerisini biz aramızda pay edelim.' Beg hiddetlenir, 'Çıkarın onu bu odadan, ona zırnık koklatmayacağız" dedi. 

Beg, bu sefer Hamit'e dönerek, 'Sen söyle Hamit, nasıl pay edelim?' Hamit sesli düşünür, ‘Osman 17 römork dedi. Beg onu dışarı attı, en iyisi ben yarısını yani 25 römork begin olsun diyeyim.' Hamit düşündüğünü cemaatin önünde dillendirdi. Beg onu da dışarı attı."

"De sene herkesi sırayla atmış."

"Lafa limon sıkma, sonuna kadar dinle yahu. Beg gözünü cemaatin üzerinde gezdirdi. Gözü en arka da büzüşük halde oturan köyün delisine, yani Elî'yê Dîn'e (Deli Ali) takıldı. ‘Söyle, Elî'yê Dîn, nasıl yapalım?' dedi."

"Ağa bula bula bir deliyi mi bulup akıl danışmak için?"

"Vallahi de billahi de bir daha söze girersen ben de seni dışarı atarım. Elî biraz düşündükten sonra konuşmaya başladı. ‘Begim! En iyisini sen bilirsin ve yaparsın. Ben ancak senin nasıl pay edeceğini söyleyebilirim.' Devamla; 

‘Diyeceksin ki, köyün ağasıyla aram bozulmasın diye bu ağayla arası iyi olan bu cemaatteki köylülere 10 römork, belki bir gün ihtiyaç duyarım diyerek zengin olan komşu köylerin ağalarıyla arası iyi olan köylülere 10 römork, tüm ağaların ağası olan şehir eşrafına yakın olan köylülere 10 römork, silahşorlarımın dost ve akrabalarına 5 römork buğday dağıtacağım, 12 römork da benim hakım, geriye kalan 3 römorku da kendi aranızda pay edeceksiniz. Büyük begim, aha bu köylülerin tüm kavgası 3 römork buğday içindir. Allah size sabır versin begim.' Beg,'Gözünün yağını seveyim Elî'yê Dîn, sen düşündüklerimin ve yapacaklarımın tercümanı oldun.' dedi. O yıl aynen böyle oldu."

"Êêê Xalê Hesen?"

"Êêê... Ma sen anlamadıysan ben ne yapayım?"