Duygular dönüştü söze…

Toplum/Yaşam Haberleri —

14 Şubat 2022 Pazartesi - 18:30

Mehmet Bayrak

Mehmet Bayrak

  • 1988 yılıydı. Yılmaz Güney, yaşamını yeni yitirmiş ve Tohum Dergisi’nin öncülüğünde Almanya’nın Heidelberg kentinde Yılmaz Güney’i Anma Toplantısı düzenlenmişti. Toplantıya, başka birçok sanatçının yanısıra Şivan Perwer ile Arif Sağ da katılmıştı.

MEHMET BAYRAK

Bu söylemi ilk kez; dört yıl boyunca köşe yazarlığı yaptığım Ronahî (Aydınlık) ve Hêvî (Umut) gazetelerinde, Kürt müziği sanatçısı Şivan Perwer ile Türk halk müziği sanatçısı Arif Sağ’a ilişkin bir anımda “Arif Sağ Vurmadı Saza, Duygular Dönüştü Söze...”  başlığıyla kullanmıştım (Hêvî, Sayı:20/ 1997).

Yazının duygusal ve düşünsel omurgasını, 1988’de Almanya’da katıldığım ve “Yılmaz Güney Dönemeci ve Bir Anma Toplantısının Düşündürdükleri” başlığıyla kaleme alarak, 1988/89 yıllarında çıkardığımız Özgür Gelecek Dergisi’nin ilk sayısında yayımladığım bir anı yazı ile üstteki yazı oluşturuyordu.

“Türkiye’yi onurlandıran Kürtler”den saydığım, Türkiye sinemasının büyük ismi Yılmaz Güney’le ilgili üstteki anma etkinliği dahil, kendisiyle ilgili birçok yazıya ve konuşmaya çeşitli çalışmalarımda yer verdiğim gibi; iki müzik temsilcisini anısal düzlemde yaklaşık on yıl sonra yeniden gündeme getirmiştim. İşte, bu anısal çalışmanın başlığına da kaynaklık eden sözkonusu yazının girişi:

Yılmaz Güney’i anma toplantısı

“1988 yılıydı. Yılmaz Güney, yaşamını yeni yitirmiş ve Tohum Dergisi’nin öncülüğünde Almanya’nın Heidelberg kentinde (Yılmaz Güney’i Anma Toplantısı) düzenlenmişti. Yılmaz Güney, başta devrimci-demokratlar olmak üzere toplumun hemen bütün kesimlerinde sempatiyle karşılanan bir kişilik olduğu için, toplantıya yoğun bir ilgi vardı. İnsanlar altı bin kişilik salona sığmamış ve çok sayıda kişi dışarıda kalmıştı.

Özellikle, dönemin çiçeği burnunda SHP milletvekili Mehmet Ali Eren öncülüğünde Halepçe Katliamı ekseninde gündeme getirilen Kürt sorunu başta olmak üzere toplantının siyasal boyutunu; 1988 yılı sonlarında çıkarmaya başladığımız Özgür Gelecek Dergisi’nde, Yılmaz Güney’i anma yazısı olarak yayımlamıştım (Sayı:1/1988).

Toplantıya, başka birçok sanatçının yanısıra Şıvan Perwer ile Alevi deyişleri ve halk müziği sanatçısı Arif Sağ da katılmıştı. İkisiyle de yaklaşık bir yıl öncesinden tanışmıştım.

Program başladıktan bir süre sonra, Şivan beni kulisten sahnenin görünmez bir köşesine getirmiş ve coşkulu kitleyi göstererek; (İşte Kek Mehmet, şu gördüklerinin yüzde 90’ı Kürt’tür) demişti. Aradan bir süre geçtikten sonra, bu kez Arif beni aynı yere getirerek kitleyi gösterip, (İşte Memo, şu gördüklerinin yüzde 90’ı Alevi’dir) demişti. Birbirlerinden habersiz olarak söyledikleri bu sözlerle, besbelli her biri oradaki kitlenin kendince tercih ettiği ayrı bir kimliğini vurguluyordu... 

İkisine de, (Hem haklı hem haksızsınız; çünkü görünen kadarıyla buradakilerin yüzde 90’ı Alevi- Kürt) demiştim.

Yılmaz Güney ile eşi Fatoş Güney’in 21 Nisan 1984'te Paris'te Türk rejimini protesto etmek için
katıldığı yürüyüş… Fotoğraf: MICHEL CLEMENT /  AFP

Halkın uzağına düşmek

Bu iki sanatçı, aradan geçen yıllar boyunca en küçük “sol” grubun bile etkinliklerine katılmaktan geri durmadılar. Ancak iş, demokrasinin iki ana dinamiği olan Kürt halkı ile Alevi toplumuna gelince, bu sanatçıları birlikte görmek mümkün olmadı. Oysa, bilerek veya bilmeyerek (halkın uzağına, düşmanın tuzağına) düşüyorlardı.

Örgütler bazındaki kimi şartlanmalar kırılmaya başlayıp, ortak paydalar yakalanmışken ne yazık ki bu kültür elçileri görevlerini yapmamışlardı. Şivan, 1996 yılı ortalarında Avrupa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun Köln’de gerçekleştirdiği Alevi Kültür Festivali’ne son anda katılmayarak, büyük bir hata işlemişti. Bu iki ezilen unsuru birbirine daha çok yaklaştıracak böyle bir kültür etkinliğine katılmadığı işin Şivan’ı ağır biçimde eleştirmiş hatta suçlamıştım.

Aynı hatayı bu kez Arif Sağ, daha ağır biçimde işliyordu. İşin politik yönü bir yana, en azından bu etkinliklere katılan kitleler, yoksanan ve horlanan tüm kimliklerine denk düşen kültür değerlerini tatsınlar diye, yıllar yılı biz çaba gösterirken; KOMKAR’ın 22 Mart 1997 akşamı Köln-Sporthalle’de düzenlediği ve yaklaşık 15 bin kişinin katıldığı Newroz Şenliği’ne katılmayarak, Arif Sağ’ın üstüne düşen görevi yerine getirmemesi, dahası verdiği sözde durmaması büyük bir kusur olmuş ve kitlenin büyük tepkisine yolaçmıştı...” (Bkz. Hêvî, Sayı:20/ 1997).

Kürdolog Dr. Mohammed Mokrî 

İşte, “Hayatımda İz Bırakan Olaylar ve Tanıklıklar”ı sizinle paylaşırken; burada anlatılanların, hayatımın küçük bir kesitinin izdüşümü, “Duyguların Söze Dönüşmüş Hali” olduğunu ve 50 yıllık süre içinde 40 dolayında çalışmamın düşünsel omurgasını oluşturduğu gibi, yakın dönem “Kürt, Alevi, Kadın ve Emek” tarihine belli bir katkı sunmayı amaçladığını belirtmeliyim...

Bugüne kadar özellikle Türkoloji, Kürdoloji, Alevilik ve Kadın konularında çalışma yapan araştırmacılar; büyük bir içtenlikle hangi konuya el atsalar, karşılarına “Mehmet Bayrak” isminin çıktığını söylerler. Dr. İsmail Beşikçi de, bizimle ilgili “Akıntıya Karşı Yüzmek” adlı bir nehir-röportaj çalışmasına yazdığı “Kürdoloji ve Alevilik Araştırmalarında Mehmet Bayrak” konulu “Sunum” yazısında, bu hususa dikkat çekiyor. Bu hususu bana açan arkadaşlara ben de diyorum ki; “Ben de hangi konuya el attıysam, karşıma hep Fransa’da yaşamış olan İran’lı Kürdolog Dr. Mohammed Mokrî çıktı!..”

Hazal Peker’in sunumu

Bugüne kadar gerek çalışmalarım gerekse editör sıfatıyla yaptığım yayınlar üstüne yüzlerce değerlendirme yazısı ve konuşma yayımlandığı gibi; gerek Türkoloji gerekse Kürdoloji alanında  edebiyatçılardan ve akademik çevrelerden; tüm bunların yanısıra hem “dağ” hem de “mahpus damları”ndan yüzlerce mektup ve e-mail mesajı almışımdır. Bunlara bir de, yazarların imzalı sunumlarını eklemek gerekiyor. İşte, bunlardan sadece biriyle, Hazal Peker’in “Kürt Kadını / Amazonlar” (İst. 2015) kitabındaki imzalı sunumla sözlerimi bağlamak istiyorum:

“Sayın M. Bayrak; sizin gibi değerli araştırmacılarımızın aydınlattığı yoldan ilerlemeye devam ediyoruz. 

Kürdistanlı araştırmacıların okuduğum kitaplarının bende yarattığı merak ve ilginin sonucunu bu çalışmamda açıkça görebilirsiniz. Bir Kürt genci olarak size tüm katkılarınız için çok teşekkür ediyorum. Çalışmalarınızla nasıl önaçıcı olduysanız, dilerim gelecek nesiller de aynı titizlik ve objektif tutumla o yoldan ilerlemeye devam eder.

Bu ilk çalışmamdaki tüm eksiklik ve hatalara rağmen, yazı dilimi beğenmeniz ve birgün tanışmamız dileğiyle! Sonsuz saygı ve sevgilerimle!..” 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.