
Akil İnsanlar Komisyonu’nun yürüttüğü çalışmalar içinde en fazla provokatif girişimlerin olduğu bölge İç Anadolu oldu. 13 Nisan’dan itibaren Konya, Karaman ve Kayseri’de bir dizi temaslarda bulunan heyetin üyeleri izlenimlerini aktardı. ANF’ye konuşan Prof. Doğu Ergil, “Birincisi; az konuşmayı bilmiyoruz. Büyük toplantılarımız özellikle STK temsilcileriyle oluyor. Herkes yarım saat konuşmaya çalışıyor. İkincisi; tahlil yapmıyoruz; sürekli olarak kafamızdaki sabit fikrin ifadesinde ısrar ediyoruz. Üçüncüsü; hep ezberler üzerinden konuşuyoruz, fikirler üzerinden değil” eleştirisinde bulundu. Toplantılarına katılan kişilerin çözüm önerilerini sorduklarını ancak önerilerden ziyade kuşkularını dinlediklerini anlatan Ergil, şöyle konuştu: “Mesela bir kuruluşa çözüm sürecine fikri katkılarını soruyoruz ama insanlar sadece kuşkularını dile getiriyorlar. İlk yöneltilen sorular; ‘silah bırakılınca hangi reformlar olacak; Türkiye’deki siyasi hareket neye benzeyecek; Öcalan serbest kalacak mı, PKK’ye af çıkacak mı’ şeklinde oluyor. Halbuki en son sorulması gerekenler bunlar. Buradan neyi anlıyoruz? Ne kadar duygusallaşıldığını, reel siyasetten uzaklaşıldığını gösteriyor ve bunları sakıncalı buluyorum. Ümitler, endişeler, korkular düzeyinde bir tartışma sürerse yaratıcı ve uzlaştırıcı iklime ulaşılamaz.”
Azınlık ama kavgacı
Türk toplumunun bazı kesimlerinin ‘ülkemiz bölünecek mi’ şeklindeki kaygısının sürece katkı sunamayacağına vurgu yapan Ergil, “Türkiye coğrafya olarak bölünmez ama duygusal olarak bölünmüş durumda. Biz, Kürt sorununun çözümü için arayış halindeyken karşımızda Türk sorunu bulduk” dedi. Ergil, ‘Türk sorunu’ olarak tarif ettiği yaklaşımları şöyle özetledi: “Türk sorunu, memleketi sahiplenen ve başkasıyla paylaşmak istemeyen, rejimi kendisinin kurduğuna inanan ve burada başkasına yer bırakmayan, kendisinden başkasına eşitlik öngörmeyen, tekelci bir Türklüğü ifade etmiş oluyor.” Türk toplumundaki bu sorunun devam etmesiyle çok kültürlü bir toplum anlayışı ve barışı sağlamanın zor olduğunu söyleyen Ergil, yine de bu kesimlerin azınlıkta olduklarını düşünüyor: “Azınlık ama çok kavgacı. Başkasına söz hakkı tanımayan, saldırgan bir azınlık.”
Fedakarlık yapmayanlar kavgacı
Prof. Ergil, bir “Şehit Aileleri Derneği” temsilcisinin toplantılarında söz aldığına değinerek, şunları anlattı: “Şehit Aileleri Derneği’nin temsilcisi konuşuyor ve ‘bir daha kimsenin ölmemesi için ne gerekirse yapılmalı‘ diyor. Ona bile saldıranlar oldu. Toplantıda bir şehit çocuğu ‘babamı kaybettim’ dedikten sonra dağda babasını öldüren gençlerin dağa çıkış sebeplerinin incelenmesini istedi; onu da susturanlar oldu. Halbuki o susturanlar şehitlerden çok fedakarlık yapmış insanlar olamaz. Şehit edebiyatı yapan ve Türklüğü de saldırısı için araçsallaştırmış kimseler. MHP’liler ve İşçi Partililer mesela... Maalesef bazı CHP’liler de böyle. CHP’de büyük kesim çözümden yana ama ulusalcı kanat yerel düzeyde karşımıza çıkabiliyor.”
Korkular üzerinden yürütülmemeli
Ümitvar durumda olduklarını belirten Ergil, “Azınlık halde olanları bir yana bırakırsak kimsenin çözüme karşı olmadığını görüyoruz. Öyle inanıyorum ki, bu heyetler yerel düzeyde pek çok soruya yanıt verip barış duygusunu derinleştirme ve yaygınlaştırmada olumlu rol oynuyor. Daha makul insanlar etkilenebiliyor. İlk seferde kuşkuyla baksalar da, Hükümet’in bile düşünmediği oranda bir rol oynadığımızı düşünüyorum. Hükümet’e görüşmelerimizi raporlaştırıp sunacağız. Hükümet de süreci korkular ve endişeler üzerinden yürütmemeli” şeklinde konuştu.
Güven ortamı
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK’nin de önemli bir rol üstlendiklerine vurgu yapan Ergil, ekledi: “Geri çekilmeden sonra müthiş bir iklimin olacağını düşünüyorum. Çatışmasızlık dönemi olursa ortam da çok rahatlamış olacak. Türkiye’de de reformlar olmaya başlayacak. Güven ortamıyla, demokrasinin kimsenin dışlanmadığı bir alt yapıya kavuşmasıyla da çözüme ulaşılabilir.”
Can: Devlet listesinde Kürtler yok
İç Anadolu Heyeti içinde yer alan Türkiye 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, illerde yaptıkları ziyaretlerde programı oluşturan valiliklerin listede Kürt kurumlarına, demokratik sivil toplum örgütlerine ve solculara yer vermediği eleştirisinde bulundu. DİHA’ya konuşan Can, Valiliklerin daha çok devlete yakın duran kesimleri toplantılara çağırdığını belirterek, “Sendikalar yok, partiler yok, bizim bildiğimiz anlamda STK’ler ve kitle örgütleri yok. Muhakkak bunların da gelmesi gerekiyor; ama salt devletin belirlediği liste ile olmuyor. Savaştan en çok etkilenenler yoksul kitlelerdir. Bunlar daha önemlidir. Çünkü bunlar devlete bağlı değiller. Bunlar savaşta canlarıyla kanıyla bedeller ödeyen kesimlerdir. Bunların savaşa karşı olup olmaması daha anlamlı olur. Devlet, bizim bildiğimiz anlamda Kürt meselesinden çok ciddi etkilenen kesimleri, onları asla çağırmıyor. Onlar devletin listesinde de yoklar aslında. Yani bu çok önemli bir eksiklik, bu eksikliği gidermek gerekiyor” diye konuştu.
Konya’da vali yardımcısa tarafından hazırlandığını öğrendikleri listeye itiraz ettiklerini ve demokratik bir platform oluşturmasını istediklerini ifade eden Can, Kulu ve Cihanbeyli’de toplantı yaptıklarını, esnafları dolaştıklarını, STÖ’ler görüştüklerini aktardı. Can’ın Konya’ya ilişkin gözlemi şöyle: “İslami kesimler daha çok Konya’da. Bunlar İslami bir çözüm geliştirmek istiyorlar. Halkın bir kesiminde ise çözülsün ama ülke bölünmesin talebi vardı. Ama Kürtler demokratik bir çözüm istiyorlar; ancak AKP’ye de güvenmiyorlar. Biz böyle bir eğilim gördük.”
Savaştan nemalananlar
Can önemli bir noktaya daha dikkat çekerek kimi yerlerde gerçekleşen provokasyonların polis ve devlet bürokrasinin gözetiminde olduğunu söyledi. Kayseri’de “Şehitler Derneği’nde” yaptıkları toplantıda protesto edildiklerini aktaran Can, o tür derneklerin siyasileştirildiğini ve savaşı isteyen kesimler tarafından desteklendiğini dile getirti. Can şöyle konuştu: “Savaşın bitmesi bu savaştan nemalananların bitmesi anlamına geliyor. Bu yüzden şehit dernekleri savaşın sürmesini istiyorlar. Hatta Ahmet Taşgetiren’i linç girişiminden kurtararak araca bindirdik. Taşgetiren’e ‘Apo’ya selam söyle’ dediler. Ben ‘O Apo’yu tanımaz bana söyleyin ben selam götüreyim’ dedim.”
Kayseri’de Alevi kesimleri de ziyaret ettiklerini, bir kısım CHP’li tarafından protesto edildiğini belirten Can, “Sanki AKP’nin bütün uygulamalarının sorumlusu bizmişiz gibi, sanki Kürtler bu ülkeyi bölüyormuş gibi, niye Alevilerin sorunlarıyla ilgilenmiyoruz gibi çok boğucu bir ortam yarattılar. Ben mecburen ‘Bir Alevi Kızılbaş olarak sizi anlayamadım’ dedim. ‘Alevilerin kitabında insan ölümü yoktur. Kan yoktur, gözyaşı yoktur. Size hangi Ergenekoncu hangi Aleviliği anlattı size. Bu bizim bildiğimiz Alevilik değil’ dedim ve çok üzüldüm. 45 bin insan ölmüş daha da ölsün diyorsunuz. Tabi bunu bütün Alevilere mal etmemek gerekiyor. Daha çok CHP’li bir grupmuş bunlar” dedi.
Erdoğan’a duyrulur: Polis denetimli saldırı
Can, Kayseri’de yapılan toplantıda kendilerine yönelik yapılan provokatif saldırının MHP yanlılarının işi olduğunu belirterek, şöyle devam etti: “Bizden önce bu faşizan kesim yürüyüş yaparak çıkmış toplantıya, biz tabi bunu bilmiyoruz. Bayraklarla çıkmışlar. Birkaç polise sordum ‘birkaç kişi sızmış‘ dediler. Oysa toplantı salonuna çıktığımda 150’ye yakın kişinin provokasyon peşinde olduğunu gördük. Polisin adeta gözetiminde geldiler. Bizi koruma durumunda olan polisler, bizi yanılttılar. Bu polisin gözetiminde oldu, Sayın Başbakan’ın bunu bilmesi gerekiyor. Polis hiçbir müdahalede bulunmadı, sadece seyrediyordu. Kayseri’deki bürokrasi, barış ve çözüm sürecine uygun değil. Biz orada aykırı bir konuşma yapsaydık, daha başka şeyler yaşanabilirdi. Kayseri’nin yüksek bürokrasisi, Vali yardımcısı, polisi Kayseri’deki provokasyonun bir parçasıdır. Halkla ilgisi yok bunun.”
Bürokrasi uygun değil
“Halkta barışa karşı olma bir eğilimi göremiyoruz” diyen Can, siyasi ve organizeli olan kesimlerin bu işi provoke etmeye çalıştıklarını söyledi. Can, yarın öbür gün Yozgat’a, Sivas’a, Tokat’a gideceklerini; ancak bürokrasinin buna uygun olmadığını da sözlerine ekleyerek, “Ama bürokrasi buna uygun değil, bunun bilinmesi gerekiyor. Organize kesimler, siyasi kesimler bunu provoke ediyor ve yönlendirmeye çalışıyor. Ama halkta genel eğilim toplumsal anlamda çözümden yanadır” ifadesinde bulundu.
HABER MERKEZİ