Bugün açlık grevlerinin 65'inci günü… Yani iki ay beş gün… Yani bin altı yüz sekiz saat… Yani saniye ve saliseleri hesaplamaya gerek bile yok…
Bedenlerini ölüme yatıran tutsaklar gün be gün eriyorlar, gün be gün ölüme yaklaşıyorlar, gün be gün aramızdan ayrılma riski ile karşı karşıyalar…
Ölümler karşısında vicdanı sızlamayan bir başbakan ve diktatör sistemi daha ne kadar sessiz kalacak? Polisini daha ne kadar halkın üzerine salacak? Daha kaç milletvekiline tekme atıp, yumruk sallayacak? Halkın üzerine daha ne kadar gaz sıkıp, coplayıp, tutuklayacak?
Bunca yıla rağmen hiçbir şey öğrenilmedi… Bu ırkçı, saldırgan metodlarla hiçbir yere varılmayacağını öğrenmek için daha kaç bedenin toprağın altına girmesi bekleniyor?
Bu topraklar da bir gün gelecek herkes ana dilinde konuşacak ve eğitim alacak… Bunun olacağını en az benim kadar bu hükümet ve başbakan da biliyor. "Tek dil, tek din, tek vatan” söylemiyle hiçbir yere varılmadığını geçmişten bu yana anlamamak ve hala diretmek aymazlığın daniskasıdır… Erdoğan’a sormak lazım, bunların olacağını bile bile, ölüm listesin de daha kaç kişi var?
Gerçekten bir akıl tutulması yaşanıyor. Binlerce insan açlık grevindeyken, onlarca insan ölüm sınırındayken, "blöf yapıyorlar” diyebilmek hangi dinin fetvasıdır? Hangi kitabın ayetidir? İnsan her gün ölüme yaklaşarak blöf yapmaz…
Erdoğan, şimdi de idamı gündeme getirerek, Kürtlerin haklarını tanımama temelindeki inkar ve imha siyasetine devam ediyor… Kürt liderlerinin bir gecede boynuna nasıl ilmiği attıklarını, idam sehpaların da nasıl sallandırdıklarını tarih bize yazdı, söyledi… Seyid Rıza’nın yaşı küçültülerek, oğlunun da yaşı büyültülerek nasıl yan yana asıldıklarını unutmadık biz. Hiçbir Kürt liderinin mezarı dahi nerede bilinmiyor…
Açlık grevlerini gündeme alacağına hala savaşta ısrar ederek idamdan bahseden bir başbakan ile karşı karşıyayız… Erdoğan’ın bu tutumu nasıl bir kindir? Bu nasıl bir öfkedir? Kürtlerle alıp veremediği nedir sormak lazım!
Hepimiz biliyoruz ki; yarın çok geç olacak. Son derece insani, demokratik ve meşru taleplerle süresiz açlık grevi eylemine giren tutsaklar, ölüm sınırına gelerek 64.gününü doldurdular. Erdoğan tutsakların taleplerine ve bedenlerini ölüme yatırmalarına gayri insani ve siyasi ahlaktan uzak bir tutum sürdürerek ve bir yandan da ölümleri teşvik ederek seyirci durumunda kalıyor. Bu sorunun derhal çözülmesi gerekiyor. Cezaevlerinden kötü haberler gelmeye başlarsa bu büyük infiallere neden olacak.
Her şey Erdoğan’ın iki dudağı arasında, Roboskî katliamında bir saatte 34 insanı katlettiler. Erdoğan özür dilemesi gerekirken, sorumluları yargı önüne çıkarması gerekirken gitti Genelkurmay başkanına teşekkür etti. Arkasından gündemi saptırmak için "Kürtaj” konusunu ortaya attı. Şimdi de aynı taktiği yaparak, elzem bir konu olan açlık grevlerinin karşısına "idam” tartışmalarını çıkartarak manipüle ediyor…
Velhasıl kelam, Erdoğan’a bir çift sözüm var: Evet, başbakan, duymak, görmek ve konuşmak zorundasınız… Bir evlat nasıl büyütülür sanırım biliyorsunuz… Evlat acısının tarif edilemeyecek bir acı olduğunu da sanırım anlayacak kadar babasınız… Evlatlarının ölmemesi için cezaevi kapılarında gözü yaşlı bekleyen anneleri anlayacak kadar da sanırım evlat oldunuz… Eğer gerçekten biraz anlıyorsanız, söyleyin o eli kanlı polislerinize çeksinler o kirli ellerini annelerimizin pamuk saçlarından…
Farklı inançlar, farklı düşünceler, farklı kimliklerle yaşamayı öğreneceğiz? Bir gün mutlaka öğreneceğiz… Farklılıklarımızla birbirimize dokunmayı da öğreneceğiz. Bu başbakana, bu hükümete, daha önce gelip gidenlere rağmen öğreneceğiz… Tek derdimiz, daha fazla kimse ölmeden ve öldürmeden bunu öğrenmek…
Duymak, görmek ve konuşmak zorundasınız başbakan...