
Yayınlanan Kadın Cinayetleri raporuna göre yalnızca Temmuz ayında 17 kadın öldürüldü. Raporun detayına göre kadınlar en çok boşanmak istedikleri, kendi hayatlarına kendileri karar vermek istedikleri için öldürülüyor. Peki kadınları kim öldürüyor? Yine en yakınındakiler. Kocası, eski kocası, sevgilisi, eski sevgilisi, babası, oğlu. Kadın katillerinin yalnızca yüzde 6’sı kadınların daha önce karşılaşmadıkları, tanımadıkları erkekler.
Sokağa ilk kadınlar çıktı
15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra kadınlara karşı baskılar arttığı gibi kadına yönelik şiddette de somut olarak artış gözlemlendi. 15 Temmuz’dan sonra kadınların taciz beyanlarındaki artış da korkutucu boyutta. Sosyal medyada bir kadın, arkadaşının yüzüne asit atılmak istendiğini ve ‘demokrasi nöbeti’ndeki kimseler tarafından “Kolunda dövme var, şeytan bu yakalım” sözleriyle tacize uğradığını belirtti. Darbe girişiminin ertesi günü sokaklarda tek kadın dahi olmaması, sokakların tamamen erkeklerin egemenliğine alınmaya çalışılması kadınların sokağa çıkma isteklerini kırdı. Kadınlar sokağa çıkma yasağı varmışçasına belli bir saatten sonra sokakta olmamaya dikka etti. Hatta ve hatta nasıl giyineceklerine dair bile bir müddet git-gel yaşadılar. Kadın örgütlerinde de tartışılan başlıca konulardan biri olan “Kadınlar olarak ne yapacağız?” soruları ise HDK ve KJA’nın çağrı yaptığı Kadıköy eylemiyle kısmen de olsa yanıt buldu. Kadınlar, yine, sokağa çıktı. 15 Temmuz gecesinden sonra sokağa çıkan tek bir sosyalist hareket yokken –AKP izinli Taksim Mitingi’ne katılan örgütleri saymazsak– sokağa ilk çıkan yine kadınlar, kadın örgütleri oldu.
‘Hayatı seviyorum ama yaşayamıyorum’
Sokaklardaki erkek egemenliği kadınların yeniden sokağa çıkışıyla kırılmış olsa da erkek şiddeti kaldığı yerden devam etti. Temmuz ayı içerisinde kadınlara yönelik tacizlere ve kadın cinayetlerine paralel olarak LGBTİ+’lara yönelik nefret suçlarında da artış oldu. Ötekileştirilen ve yalnızlaştırılan LGBTİ+’lar ya kendi hayatlarına son vermek zorunda bırakıldı ya da doğrudan katledildi. LGBTİ örgütlerinin düzenlediği raporlardan yola çıkacak olursak, Haziran ayında, Denizli’de yaşayan mülteci bir eşcinsel kadın sosyal medya hesabından “Hoşçakalın” yazarak intihar etti. Kendini doğalgaz borusuna asarak intihar eden eşcinsel kadın yazdığı başka bir notta ise “Hayatı seviyorum; fakat kendi hayatımı yaşayamıyorum” dedi. 24 Temmuz’da ise İstanbul’da Suriyeli bir eşcinsel mültecinin cesedi, başı kesilmiş ve bıçaklanmış halde bulundu. Muhammed Wisam Sankari adlı mültecinin katledilişi kötücüllüğün tüm emarelerini taşıyordu. Muhtemelen hem mülteci hem de eşcinsel olduğu için Muhammed’in katledilişi belli bir zümre hariç kimsenin gündemi olmadı.
‘Sesimizi kimse duyurmuyor’
Muhammed’in intiharından bir süre sonra ise Hande Kader’in ölüm haberi geldi. Haberlere göre Hande Kader isimli trans bir kadın yakılarak öldürülmüştü. Bir insanın yakılarak öldürülmesi normal şartlar altında günlerce ülke gündeminde kalır, milletvekilleri konuyla ilgilenir, yetkili kimse çıkıp açıklama yapar; tıpkı Özgecan cinayetinde olduğu gibi. Hatırlarsınız, Özgecan da aynı şekilde katledilmişti. Ama öyle olmadı. Hande Kader için yine bilindik bir çevreden tepki geldi. Çünkü Hande Kader trans bir kadındı. Özgecan gibi okuldan eve dönmüyordu. Hande’nin okuyup çevirmen olmasına izin vermeyen sistem, onun vahşice katledilmesine de ses çıkarmadı. Onun hatırasına bile saygı duymadı, ölüm şekline tepki göstermedi; ölüsüne sahip çıkmadı. Okumasına izin verilseydi, Hande çevirmen olmak istiyormuş. Yani o da bir okula gitmek, o okuldan eve dönmek istiyormuş. Ama sadece hissettiği bedende yaşamayı istediği için ne okumasına ne de istediği işi yapılabilmesine izin verilmiş. Hande’yi çoğumuz önceden tanıyormuşuz. 2014 yılında Trans Onur Yürüyüşü’nde polisin direkt gaz sıktığı iki trans kadından biriymiş Hande. O hepimizin izlediği videoda “Çekiyorsunuz ama yayınlamıyorsunuz. Hiçbir yerde yayınlamıyorsunuz, sesimizi kimse duyurmuyor” diyenmiş.
Hepimiz tanıyormuşuz, hepimiz görmüşüz. Sonrasında yine hepimiz katledilişine tanıklık ettik ve bu insanlık suçuna karşı çok azımızın sesi çıktı. Artan nefret suçları ve cinayetleri ve cinayetlerin keskinleşen yöntemlerinin bittabi coğrafyadaki şiddetle doğrudan alakası var. Bir insanı kafasını keserek, yakarak öldürmek gün geçtikçe IŞİD’leşen ve kabul gören erkek sistemin alamet-i farikası artık. Oysa biz yalnızca “Kendi hayatımızı yaşamak istiyoruz”. Biz artık bu ülkede yaşayabilmek ve ecelimizle ölmek istiyoruz.
TUÐÇE YILMAZ
Hande Kader için adalet!
Trans kadın Hande Kader’in yakılarak öldürülmesinin ardından LGBTİ (Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans, İnterseks) Dayanışma Derneği’nin çağrısıyla yüzlerce kişi İstanbul Beyoğlu’nda bir araya gelerek trans cinayetlerini protesto etti.
Taksim Tünel Meydanı’nda toplanan grup, “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz, Hande Kader için adalet, herkes için adalet” pankartı taşıdı; “Trans cinayetleri politiktir”, “Erkek vuruyor devlet koruyor”, “Translar burada katilleri nerede” sloganları attı. Yürüyüşe HDP İstanbul Milletvekili Filiz Kerestecioğlu da katıldı.
Yapılan basın açıklamasında, “İnsan hakları için mücadele eden bizler, her cinayette tekrar toplanıp ‘Bu son olsun’, ‘Artık yeter’ dedikçe aslında katilin ve bu katliamlara yol açanların kimler olduğunu da biliyoruz. Bizler tüm yasal düzenleme çağrılarımıza kulak tıkayanlara, muktedirlere, bizi üçüncü sayfalardan, medyanın taraflı haberlerinden tanıyanlar diye seslendiklerimize, bu cinayetlerin ne anlama geldiğini biliyoruz diye haykırmaya devam ediyoruz” denildi.
Polis yürüyüş boyunca göstericileri takip etti. Galatasaray Meydanı‘na yürümek isteyen ufak bir gruba ise izin verilmedi.
Kimse sesimizi duymuyor
23 yaşındaki Kader, 7 Ağustos’ta kaybolmuş, cesedi 12 Ağustos’ta İstanbul Zekeriyaköy’deki ormanlık alanda bulunmuştu. ‘Seks işçiliği’ yapan Hande Kader, en son bir gece önce bir otomobile binerken görülmüştü. Kader’in ev arkadaşı Davut Dengiler, uzun süre ona canlı ulaşma umuduyla çabaladıktan sonra Yenibosna’da kimliği tespit edilemeyenlerin götürüldüğü morgda bulmuştu.
Temmuz sonunda da Suriyeli eşcinsel Muhammed Wisam’ın cesedi, kafası kesilmiş bir halde İstanbul’da bulunmuştu.
KADIN HABERLERİ SERVİSİ