Rênas DERSIM

Önemli olan sanatçının, soykırım sistemine karşı demokratik toplum sanatını ve sanatçı anlayışını mı? Yoksa kapitalist modernitenin geliştirmiş olduğu toplum kırım “sanatı” ve “sanatçısını” mı? esas alacağıdır. Bunları bilerek, bunlarda yapılacak tercih sanatçının yaşam ve sanat duruşunu belirleyecektir.

Edebiyat konusu ise zaten sanatın temelinde vardır. Çünkü edebiyatsız sanat yoktur. Sanat edebiyatsız düşünülemeyeceği gibi, her edebi düşünüş, mutlaka bir sanat dalı ile vücut bulur. Eyleme dönüşür. Biri olmadan diğeri de olamaz. Anlam bulamaz. Toplumu anlamlı kılan, yaşamı güzelleştiren, doğayı, toplumu en harika biçimde dile getiren, insanı tüm baskı ve saldırılara rağmen, özgür tercihlere sevk eden, ona duygu, ruh veren, manevi-anlam dünyasını yaratan en temel faaliyettir. Özcesi edebiyat ve sanat bireyi ve toplumu inşa eden en temel faaliyettir.

Edebiyat tarih boyunca sözlü ve yazılı olarak gelişmiş, toplumsal tarihin ve toplumun aydınlatılmasında, yeniden şekillendirilmesinde belirgin bir rol oynamıştır. Nehirlerin akışı ve birleşmesi misali, oda sürekli tarih içerisinde akıp birbirine eklenerek kendisini büyütmüş, yenilemiştir. Hep içinde bulunduğu zaman ve mekanda topluma yol göstermiş, geleceğe öğretici, tarihi derslerle dolu ciddi bir miras bırakmıştır. Örneğin Mem û Zin’de böylesine öğretici, geleceğe ışık tutan, edebi, tarihsel bir mirastır. Sosyolojik olarak çözümlendiğinde dönemin ve günümüzün soykırım sistemini dile getirmek kadar, aşiretlere, mirlere dayalı parçalanmış, cinsiyetçi toplumsal gerçekliği ve onun gerçek yüzünü ne kadar çarpıcı dile getirildiği görülecektir. Yine ihanetle parçalanan, bozulan toplumun ahlaki dokusunu dile getirerek, ona karşı toplumun temel kültürel-ahlaki değer yargılarında bir ve birlik olup özgür ülke ve toplum aşkını, büyük bir direnme azmi ile günümüzde de diri tutmuştur.

Elbette bütün devrimci, demokrat sanatçıların, kültür emekçilerinin, halk ozanlarının, edebiyatçıların, aydın ve yazarların daha yapacağı çok şey var. Çünkü bugün Türkiye ve Kürdistan da AKP ve MHP öncülüğünde her gün ağırlaşarak uygulanan bir soykırım politikası var. Faşist soykırımcı rejim bu uygulamalarla sadece özgürlük hareketimizi değil, demokratik toplumun bütün kesimlerini de hedefine almıştır. Geliştirdiği özel savaş yöntemleriyle tarihte eşine rastlanmamış saldırılarla, toplum kırım, kültür kırım politikalarını, dünyanın gözleri önünde gerçekleştirmektedir. Maalesef toplum içinde kendisine sanatçı, edebiyatçı, aydın ve yazar diyen bazı çevreler de adeta üç maymunları oynayarak, bunca soykırımcı faşist saldırı karşısında tavırsız tepkisiz kalmaktadır. Toplumla herhangi bir bağları olmadığı için de yaptıkları edebi, sanatsal çalışmalar ile toplumsal duyarlılığı geliştirme yerine, bilerek ya da bilmeyerek, toplumu kapitalist modernitenin soykırım amaçlı geliştirmiş olduğu yaşam tarzının içine çekmektedirler.   

Tüm devrimci emekçi sanatçılar, edebiyatçılar, aydın ve yazarlar, soykırımcı rejimlere karşı tarihte olduğu gibi, bugünde AKP – MHP faşizme karşı birleşip, toplum içerisindeki öncülük görevlerini yerine getirmelidir. Bu onların tarihi sorumluluğu gereğidir. Özellikle hakikatin izinde yürüyen hiçbir aydın, sanatçı, yazar ve edebiyatçının, kendisini gelişen bu sürecin dışında tutmadan, sorumluluklarını bilerek hareket etmesi gerekir. Çünkü AKP – MHP faşizmine karşı, bu onurlu var oluş mücadelesi, özgürlükten yana olan her aydın ve sanatçının görevidir. Buda toplumun vicdanı olarak sanatçı olmanın gereğidir. O halde aydın ve sanatçılar olarak, toplumun her kesiminde, özgürlüğe olan tutkuyu büyüterek, mücadele azmini yükseltecek, kültürel değerlerine bağlılığı geliştirecek, somut edebi, sanatsal faaliyetler ile gelişen direnişe katılıp, AKP – MHP faşizmine karşı, özgür toplumun yaşam ve sanat duruşuyla gerekli cevabı hep birlikte verelim. Toplumsal-kültürel devrimi kalıcı kılmanın asıl yolu böylesine toplumsal duyarlılıkları geliştirecek sanatsal, edebi çalışmalar ile olur. Bu bizim sanat ve sanatçı yaklaşımımızın özüdür.

Özgür toplumun sanatçıları; her şeyden önce toplumla iç içe olup, toplumun temel kültürel değer yargıları ile kendilerini beslemelidirler. Toplumun özgürlük talebine karşılık verip, sanatıyla direnişe katılmalı, öncülük etmelidir. Ölçülerinde net olup, muğlaklığa yer vermemelidir. Engelleyen değil, ön açıp teşvik eden, herkesi katarak büyüten, sürükleyen, olmalıdır. Nitekim birçok sanatçı, duruşuyla, çalışmasıyla, yarattığı sanat eserleriyle soykırımcı AKP – MHP faşizmine karşı, halkın direnişine katılarak, hakikat yolunda hem Kürt halkının, hem de tüm emekçi halkların yanında yerini almış, toplumsal duyarlılığı geliştirmiştir. Tabi yapılanlar ile yetinmemek özgürlüğün gereği olduğu kadar, devrimci, sanatçı olmanın da gereğidir. Devrimcilik ve sanatçılık her zaman eskiyi aşıp yeniyi gerekli kılar. O nedenle yapılacak daha çok iş var deyip, kültürümüzü, devrimimizi yükselen değerler haline getirmek için sanatımızda işlenebilecek birçok konu gün gibi önümüzde durmaktadır. Bunları hemen bir çırpıda ifade edecek olursak, her şeyden önce bütün devrimci, demokrat halk ozanı ve sanatçıların kendi sanatında, toplumun otantik kültürel değer yargıları kadar, bugün de toplumun acılarını, sevinçlerini işlemelidir. Yapılan barajlarla, atılan kazan bombalarıyla tahrip edilen, yok edilen doğanın güzelliklerine ve tarihi eserlerine karşı sessiz kalınmamalı, sanatımızda işlememiz gereken konular olmalıdır. Yine özgürlük mücadelesinin büyük bedeller ödeyerek açığa çıkardığı değer yargılarını, onun önderliğini, kahraman gençlerini, kadınlarını işlemelidir. Zindanın, gerillanın görkemli direnişini işlemelidir. Halkın büyük fedakârlık göstererek geliştirdiği serhildanları işlenmelidir. Faşizme karşı anaların onurlu duruşlarıyla yaptıkları barış çığlıkları hep anılmalıdır. Daha yaşamın tadını alamadan kurşunlara, bombalara hedef olan çocukların özgürlük özlemleri ile panzerlerin altında ezilerek katledilen 87 yaşındaki yaşlılarımızın ahı unutulmamalıdır. Yine Özgürlük mücadelesi ile yaşamın her alanında gelişen toplumsal değişimi, yaratılan yeni özgür toplumu ve onun güzelliklerini sanatımızda işlemek, içinde bulunduğumuz toplumsal devrim sürecini, kalıcı kültür-sanat devrimine dönüştürmek için oldukça ön açıcı öncü bir duruş olacaktır. Hep birlikte bunu başarmak mümkündür.