Belliki Kürtlerin sabrı kalmadı. Dayanma güçleri de!... Artık açıkça ve topyekûn tavır alıyorlar. Her türlü baskıya, zulme, katliama, soykırıma, asimilasyona, tecride, İmralı işkence sistemine, aşağılanmaya, horlanmaya, köleliğe, örgütsüzlüğe “Artık yeter” diyorlar. Faşizme, sömürgeciliğe ve soykırıma karşı “Ya Özgürlük Ya Özgürlük” sloganı ile yürüyorlar. “Êdî bes e, an azadî an azadî”, Kürtlerin 2012 yılındaki genel tutumunu belirleyeceğe benziyor.
Uluslararası komplonun protesto edildiği 15 Şubat’tan itibaren Kürtlerin tutumunda açık ve ciddi bir değişikliğin olduğu gözleniyor.
Bu süreç Avrupa’daki Kürt aydın ve sanatçılarının BM önünden başlayıp Strasbourg’daki AB önünde sona eren uzun yürüyüşüyle başladı. Dondurucu soğuğa rağmen büyük bir kararlılıkla yürüyen Kürt aydınları, yeni süreçte Kürt halkının tutumunun nasıl olacağını ortaya koydu. Uzun yürüyüşle start alan yeni Kürt direnişi, Avrupa’daki Kürt toplumunu etkilemekle kalmadı, dalga dalga Kürdistan’ın kent ve kasabalarına yayıldı. Bir yandan Süleymaniye’den Hewlêr’e yürüyüş olurken, diğer yandan Dirbesîye’den Derîk’e yürüyüş haline geldi. Kuzey’de ise etkili protesto eylemlerine çığ gibi büyüyen açlık grevleri eklendi.
Şimdi direnişin zindanlara yayılmakta olduğu gözleniyor. Her gün bir veya birkaç cezaevinde açlık grevinin başladığı haberi geliyor. İçlerinde BDP milletvekilleri Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız’ın da bulunduğu açlık grevcilerinin sayısının her gün arttığı haberi yayılıyor. Hatta direnişin açlık grevini de aşarak ölüm orucuna dönüşme olasılığının yüksek olduğundan söz ediliyor.
Belliki 12 Eylül faşizmine karşı 1982’de gelişen büyük direnişin bir benzeri de bugün AKP faşizmine karşı gelişecek. Binlerce Kürt devrimci ve yurtseverinin AKP faşizmi tarafından tutuklanıp zindanlara doldurulmuş olduğu dikkate alınırsa, zindanlarda direnişin gelişme potansiyelinin çok yüksek olduğu görülür. Dışarda AKP faşizmine karşı başarılı mücadele edememiş olanların, bu eksikliklerini bir özeleştiri olarak içerde telafi etmeye çalışmaları anlaşılırdır.
Dışarda olduğu gibi zindanlardaki direnişin talebi de çok açıktır: Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a özgürlük ve Kürt halkına siyasal statü! Yani Kürtler artık İmralı sistemi ile birlikte yaşamak istemiyorlar. Faşizme ve soykırıma artık “Dur” diyorlar. Özgür yaşamdan başkasını artık kabul etmiyorlar.
Zindanlardaki yüzlerce ve binlerce tutsakta artık harekete geçmişse durum gerçekten vahim demektir. Eğer insanlar açlığa ve hatta ölüme yatıyorsa, bu durum baskı ve zulmün dozajını gösterir. Böylesi direnişler ancak askeri-faşist diktatörlüklere karşı gelişir. Bugün de binlerce tutsak böyle bir direnişe yöneliyorsa, AKP yönetimi azgın bir faşist diktatörlük haline gelmiş demektir.
Bazıları istedikleri kadar uşakça AKP faşizmini aklamaya çalışsınlar. Hala AKP’nin demokrasi getirip Kürt sorununu çözeceği yalanını topluma vaaz etsinler. Kürt demokratik siyasetini soykırım operasyonlarıyla tasfiye etmeye çalışan AKP yönetiminin gerçek yüzünü gizlemek istesinler.
Bu tür yalan ve demagojilerle Kürt halkını etkilemek ve aldatmak artık mümkün değildir. Kürtler AKP gerçeğini de, onun uşaklarını da çok iyi tanımış durumdadır. AKP’nin nasıl bir yalancı, demagog, oyunbaz, hilekâr, sinsi ve soykırımcı olduğunu çok iyi görmüştür. Kürt demokratik siyasetini tasfiye ederek Kürt sorununun siyasi çözüm imkânlarını yok etmeye çalıştığını ve böylece terör ve savaşın yaratıcısı olduğunu çok iyi anlamıştır.
Hiç kimse bu tür yalan ve demagojilerle Kürtleri aldatabileceğini artık sanmamalıdır. Tersine derin tarihsel tecrübe sonucu Kürtlerin böylesi demagojik oyunlara artık karnı toktur. Bu tür söz ve çağrılara harcayacak zamanı yoktur. Herkes bilmeli ki, artık Önder Abdullah Öcalan tarafından eğitilmiş ve bilinçlendirilmiş örgütlü bir Kürt toplumu vardır. Bu toplum doğru ile yanlışı, iyi ile kötüyü, özgürlükle köleliği ayıracak ve tutum geliştirecek güçtedir.
Nitekim 15 Şubat komplosu karşısında ortaya koyduğu tutum bunu açıkça göstermektedir. Sağdan soldan yöneltilen kölelik vaazlarını elinin tersiyle iterek, bölge halklarına ve insanlığa büyük katkısı olan özgürlük mücadelesini geliştirmeye çalışmaktadır. Bu tür uşakça sözleri “İt ürür, kervan yürür” atasözüyle karşılamaktadır. Zamanını ve imkânlarını bu tür şeylerden uzak ve tümüyle Kürt özgürlük kervanının başarılı yürüyüşüne harcamaktadır.
Kaldıki 15 Şubat henüz bir başlangıçtır. Artık bahar gelmekte ve Kürt baharına doğru ilerlenmektedir. Önümüzde 8 Mart gibi, Newroz gibi, Kahramanlık günü gibi, 4 Nisan gibi önemli özgürlük bayramları vardır. Bu tarihi günlerin Kürt kadın ve gençlerini özgürlük için ateşleyeceği tartışmasızdır. 1 Mayıs emekçi bayramına kadar halk direnişinin doruklanarak gelişeceği ortadadır.
Şimdi böyle bir direnişin motoru olmaya zindanlar yeniden talip olmuştur. Ancak bugünün 1982’den çok önemli farkı vardır. 1982’nin tersine, bugünkü zindan kıvılcımı, etrafında geniş bir halk direnişiyle birlikte yürümektedir. Gerilla ve serhildan gibi yenilmezliği defalarca kanıtlanmış büyük mücadele gücüne sahiptir. Dolayısıyla günümüzde hiçbir direniş artık yalnız ve tek başına değildir. Bu da yeni Kürt direnişinin zafer kazanıcı gücünü göstermektedir.
Bu nedenle, nerede olursa olsun, ister dışarda ister zindanda, ister Kürdistan’da ister yurtdışında olsun, direnen Kürt insanı bu gerçeği bilmekte ve bu direniş hamlesine bu temelde daha inançlı ve umutlu katılmaktadır. Günümüz özgürlük direnişi her yerdedir. Tüm toplumsal kesimleri içine almaktadır. Dolayısıyla daha zengin ve sonuç alıcı eylem yöntemleriyle gelişmektedir.
Böyle bir direnişin, kendini sadece zindanlarla sınırlaması, açlık grevi ve ölüm orucuyla yetinmesi elbette düşünülemez. Hatta sadece gerilla ve serhildan olarak bile kalamaz. Yine miting, gösteri ve kutlama gibi eylemlerle de yetinemez. Bunları çok çok aşan bir zenginliğe ulaşacağı açıktır. Örneğin, Demokratik Özerklik duruşu kapsamında Kürt gençleri askere gitmeyecek ve soykırıma hizmet etmeyecektir. Yine Kürt çocukları ve gençleri Türkçe okullarda okumayı reddedecek ve böylece asimilasyona karşı duracaktır. Kürt halkı ve gençliği, soykırım okullarına ve ordusuna gitmeyi bir teslimiyet ve boyun eğme olarak görüp topyekûn boykot edecektir. Sorunlarını sömürgeci yargıya götürmeyerek, ekonomik ve kültürel yaşamını kendisi örgütleyerek özgür ve demokratik toplumu fiilen yaratacaktır.
Demekki, AKP uşaklarının kara propagandalarının aksine, yeni Kürt direnişinin başarı kazanma şansı her zamankinden fazladır. Nitekim bunu gördüğü için Kürt halkı özgür yaşamdan başkasını artık kabul etmeyeceğini netçe ortaya koymuştur. 2012 yılında tarih Kürtlerin bu başarısını kaydedecek, dünya zafer kazanan Kürt direnişine tanık olacaktır!..