Acılar yok etmezse eğer, yeni doğuşları bağrında taşır. Modern Kürt edebiyatının, özellikle de şiirinin doğuşunu bu anlamda Kürtlerin derin yaralarından, dil yarasından, sürgünün yarasından ayrı ele almak mümkün değil. Ki, Kürt edebiyatı sürgün edebiyatının çocuğu olarak da değerlendirilir. Kürtlerde sürgün edebiyatından bahsedilirken, anılması gereken ilk ve en önemli yer ise, eski Sovyetler Birliği.
Eski Sovyetler Birliği’ne özellikle Serhat bölgesinden birden fazla göç dalgası yaşandı. 19’uncu yüzyılda yoğun bir Kürt Êzîdî nüfusu, topraklarını terk etmek zorunda bırakılırken, benzer bir sürgün Birinci Dünya Savaşı yıllarında yaşandı. O dönemde yaşanan Ekim Devrimi ile birlikte, Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan Kürtler, kolektif kültürel haklarına sahip oldu. Kürtçe eğitim yapan okullar, Kürtçe yayın yapan gazete, dergi ve radyo gibi yayınlar kuruldu. Stalin’in 1930’ların sonundaki sürgün ve baskı politikasına kadar, Kürtçe’nin yaşadığı sorunlarla ilgili çok sayıda kitap yayınlandı, sözlü edebiyatın tüm alanlarında birçok yapıt ortaya çıkarıldı. Öyle ki, 1934 yılında Erivan’da Kürt Dili, Kültürü ve Edebiyatı Kongresi toplandı.
Sovyetlerdeki Kürt edebiyatı belki tümüyle bir sürgün olmazsa da, Kürdistan’dan uzak ve orayla hiçbir ciddi iletişimin olmadığı şartlarda gelişti. Fakat buna rağmen, şaşırtıcı düzeyde ulusal ve Kürt dili ile edebiyatına bağlıdır. 20’nci yüzyılda burada şekillenen edebiyat, farklı kuşaklara ayırılıyor. Şivanê Kurmanca romanının sahibi Erebê Şemo, Casimê Celîl, Heciyê Cindî, Xelîl Miradov, Qanatê Kurdo gibi yazarlar, Devrim Kuşağı olarak isimlendiriliyor. Sovyet Kürt edebiyatının ikinci etabı ise 1950’li yıllarda başlatılıyor. Özellikle şiir alanında büyük gelişmeler yaratan şairlerin başında Şikoyê Hesen, Fêrîkê Ûsiv, Cerdoyê Esed, Rizaliyê Reşîd, Mîkaîlê Reşîd, Simoyê Şemo, Karlanê Çaçan ve Eliyê Evdirrehman yer alıyor. 1960’larda gelişmeye başlayan üçüncü etabın öncülüğünü yapan şairlerse, Tosinê Reşîd, Eskerê Boyîk, Seîdê Îbo, Eliyê Teberî, Çerkezê Reş ve Elîxanê Memê. Üçüncü etap olarak isimlendirilen bu şairler, daha çağdaş edebi türler deneyerek Kürt edebiyatının modernleştirilmesi için yoğun çabalar sarf ediyor, yeni anlatım biçimleriyle yeni kanallar bulmayı amaçlıyor.
Sıraladığımız isimlerden birçoğu artık hayatta değil. Yine sadece çok az bir kesimin eserleri Kiril alfabesinden Latin alfabesine geçirilmiştir. Oysa Serhat’ın ötesinde, Kürtlerin topraklarından koparılarak sürüldüğü Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde, özellikle 20’nci yüzyılda yaratılan büyük kültürel mirasın bugün bütün kuşaklar tarafından iyi bilinmeli. Çünkü Kürt kültürel belleğe, kültürel kimliğe o bölgeden yapılan katkı paha biçilemez düzeyde. Ve kendini bilmek için bahsi geçenlerin, yarattıkları eserlerin bilinmesi şart.
PolitikART’ın bu sayısında Serhat’ın ötesine dair dosyamızda, ana ve ataları Mûş’tan Erivan’a sürülen Kürt şair Eskerê Boyîk’in, eski Sovyetler Birliği’ndeki Kürt şiirini değerlendirdiği yazısını bulacaksınız. Kuşkusuz bu kadar kapsamlı bir konuyu bir sayfaya sığdırmak mümkün değil. Ancak Boyîk’in yazısı, konuya giriş niteliğinde okunabilir. Almanya’da hayatını sürdüren bu şairimizin adını dosyamızın bir başka yerinde daha okuyacaksınız. Zira, çok yönlü Kürt sanatçısı Nizamettin Ariç, son albümü Azadî’de Fêrîkê Ûsiv ve Eskerê Boyîk’in şiirlerini bestelemiş. Arkadaşımız Yeko Ardıl, Ariç ile görüşerek, yeni albümünü, Kafkas Kürt şiirini ve Kürt müziğinin günümüzde yaşadığı sorunları konuştu. Ayrıca dosyamız kapsamında, Fêrîkê Ûsiv’ın sevgili eşi, Heciyê Cindî’nin kızı Firîda Cewarî de, okurlarımız için Ermenistan ve Moskova’da geçen hayatının bazı kesitlerini yazdı.
Bu sayımızın dosya ve yazılarını ilgi ve keyifle okumanızı dilerken, bir sonraki sayımızın çıkacağı 16 Temmuz’a dek hoşçakalın...