Bütün insanlığın artık acı dolu bir hayat yaşamasına sebep gösterilen bu sahnede, Havva art niyetli yılana kanıp yasaklı meyveden yemeye ikna eder Adem’i. Ve kötü kadın-kötü yılan ikilisi artık suçludur, sorumludur bütün felaketlerden...
Kürt mitolojisinde ve Kürt masallarında da yılanın önemli bir yeri var. En ünlü mit, Şahmaran efsanesidir. Kürdistan’da birçok evde Şahmaran’ın resimi duvara asılır. Resimi ayrıca birçok bölgede çeyizin ayrılmaz bir parçasıdır. Şahmaran’ın resimi, doğurganlık sembolü olarak yatak odasına asılır. Yine Mezopotamya mitolojisinde tanrıçalar, ellerinde yılanlar taşır. Yine Laleş’te Şêx Adî mozolenin girişindeki yılan heykelinin öpülmesi, Êzîdîlik’teki yılan kutsallığına işaret ediyor.
Ancak sırf Şahmaran efsanesi ile Tevrat’taki anlatımı karşılaştırdığımızda, yılan motifinin mitolojide bir düalizmi içinde barındırdığını görürüz. Bir yerde iyiliğin, bilgeliğin, doğurganlığın sembolü iken, bir yerde günahı, baştan çıkarıcılığı, kötülüğü simgeler. Bir zamanlar kutsanırdı. Çünkü yılan, yaşamın başlangıcının gizli olduğu suların derinlerinden inendi, gizemli olandı. Eski derisini dökerek periyodik olarak yenilenmesi nedeniyle yaşamın devamlılığının simgesi haline geldi. Yılanlara - bazı bölgelerde hala da - gösterilen saygı ve kutsallık, bir zamanlar sahip oldukları pozisyona dair de ipuçları sunuyor. Ev yılanları kapı eşiklerinin altında yaşardı, onlara süt içirilirdi ve evin içinde kalmalarına bile izin verilirdi. Evde bir yılanın bulunuyor olması hayır sayılırdı. Çünkü yılan, aile soyunun devamını, topraklarla hayvanları güvence altına alırdı, korurdu. En azından inanış böyle idi.
Ancak uygarlıkla birlikte, en geç de tek tanrılı dinlere geçişle birlikte yılanlara yaklaşım değişti. Özellikle Hıristiyanlığın kurumsallaşmasıyla birlikte yılan yeniden tanımlandı; kötülüğün, günahın, baştan çıkarıcılığın ve dizginsiz cinselliğin sembolü haline getirildi. Yılana biçilen anlamın bu denli tersyüz edilmesinin ataerkilliğe geçiş dönemine denk gelmesi tesadüf olmazsa gerek. Ki, günümüzde hala kiliselerde Meryem’in yalın ayak baştan çıkarıcı yılanı ezdiğini gösteren resimler bulunur. Ne ilginç, değil mi? Tanrıça kendi sembollerini ayaklar altına alıp, eziyor...
PolitikART’ın bu sayısında kadın-yılan ilişkisini irdelemek istedik. Fadile Yıldırım, yılana atfedilen olumlu yönlerin nasıl birden olumsuzlandığını anlatırken, ataerkilliğe geçiş dönemine özel vurgu yapıyor. Melek Üçar, farklı mitolojilerden de örnekler vererek, Medusa’nın hikayesini aktarıyor. Zinarîn Efrîn ise Şahmaran’ın öyküsünü örneğinde mitolojilerin anlattıklarına göz atıyor. Dosyamızı, ilgiyle okumanızı umuyoruz.
* * *
Yarın, 11 Eylül saldırılarının 10. yıldönümü. Muhtemelen birçok yerde anmalar gerçekleştirilecek. Dünyanın büyük bir kısmı bu saldırıların mağdurlarını anarken, Şili kendi 11 Eylül’ünün mağdur ettiklerini anacaktır. Ki, sosyalist Allende hükümetine karşı askeri darbenin başlangıç günüdür 11 Eylül. Bu vesileyle portre sayfamızda Şili’li bir simaya, darbeyi görmeden hayata veda eden Violeta Parra’nın yaşam öyküsüne yer ayırdık. Yanında ise, hikaye sayfamızda, A. Galip’in kaleminden, Abdullah Papur’un mezarına ziyaretin öyküsü.
Keyifli okumalar dileriz!