Ancak günümüz dünyasındaki hakim algıya göre ‘popüler kültür’ ile ‘halk kültürü’ tamamen zıt iki şeydir. Halk kültürü denildiğinde neyin kastedildiği anlaşılıyor da, peki ‘popüler kültür’den söz edildiğinde de hepimiz benzer şeyleri anlıyor muyuz? Öyle olmadığını tanımlara baktığımızda görürüz. Zira internette basit bir taramada oldukça farklı tanımlar karşımıza çıkabiliyor:
* Belli bir dönem için geçerli olan, hızlı üretilen ve hızlı tüketilen kültürel özelliklerin bütünü.
* Herkes, özellikle de geniş yığınlar tarafından kolay­lıkla alımlanan vasati kültür ürünlerinden meydana gelen sanatsal değeri, estetik nite­liği düşük kültür
* Popüler kültür, 20. yüzyıldan sonra özellikle toplumsal modernleşme ile toplu kültür olarak yayılan ve kavram olarak kültürel gelişmeleri ve günlük uygulamaları kapsamaktadır. Popüler kültür aynı zamanda genel ve tarafsız olarak esk-i halk kültürü kavramı yerine geçmekte.
* Halkı uyutmak, tepkisizleştirmek, hissizleştirmek yada en genel tabiriyle aptallaştırmak için kullanılan bir çeşit morfin. Emperyalizmin en çok sevdiği oyuncak.
Görüldüğü gibi, kimi popüler kültüre olumlu bir anlam biçerken, kimi de tersini yapıyor. Kimine göre iyi bir şey, kimine göre ‘yoz kültürü’nün ta kendisi. Ama nihayetinde bir realitedir popüler kültür, kimse varlığını inkar edemez. Çünkü popüler kültür hepimizin etrafındadır. Sosyologlar Jack Nachbar ve Kevin Lause, ‘Popüler Kültür’ isimli kitaplarında popüler kültürü okyanustaki suya, insanları da suyun içinde yüzen balıklara benzetiyorlar. Balıklar suyun içinde bulunduklarının, çevrelerinin tamamen suyla çevrili olduğunun ve hatta bu suyun dışında da başka ortamlar olabileceğinin, nasıl bilincinde değillerse, insanlar da popüler kültür içinde yaşarlar fakat suya her zaman çözümleyici biçimde bakamayabilirler.
Bütün toplumsal olgularda olduğu gibi, popüler kültür değerlendirmeleri de çok yönlü bir yaklaşımı barındırmak zorunda. Çünkü toplumsal yaşam asla tek yönlü olamaz. Şematik bakıldığında bile toplumun parçası olan birey, bireylerin oluşturduğu toplumun etrafında sayısız ok işareti var. Bu nedenle toptan reddeden de toptan benimseyip savunan yaklaşım pek sağlıklı olmaz.
Oldukça geniş bir konu başlığı olan popüler kültür olgusuna bu sayımızda bir giriş yapmak istedik. İleriki sayılarımızda farklı farklı boyutlarını dosyalar halinde incelemeye devam edeceğiz. Bu ilk dosyamızda okurlarımız için gazeteci, yazar ve medya eleştirmeni Ragıp Duran, popüler kültürü medya bağlamında ele aldı. Müzisyen ve mimar Mehmet Atlı da, iki mesleğinden yola çıkarak örneklerle popüler kültür kavramının bütün çelişik boyutlarıyla bir arada kavranması gerektiğini vurguluyor. Dosyamız kapsamında ayrıca işe daha ideolojik-sosyolojik boyutlardan yaklaşan Theodor W. Adorno’nun klasikleşen ‘Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken’ başlıklı makalesinden bir bölümünü derledik.
Bu sayımızı da beğeni ile okumanızı dilerken, 22 Ekim’de çıkacak 76. PolitikART’a dek hoşça kalın...