Türkiyeli Kürdistanlı gençler, 27 Kasım 1978’de PKK’yi kurmuştu. Türkiye’de ve dünyada devrimci ve ulusal kurtuluş mücadeleler büyük gelişme göstermişti. Türk devleti içinde bulunduğu durumu Maraş’taki Alevi Kürtleri katledenlerin dilinde „Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın ve Müslüman Türkiye“ sloganı vardı. Bu slogan atıla atıla insanlar katlediliyordu. Aynı slogan daha sonra 12 Eylül 1980’de yapılan askeri faşist darbenin de siyasal hedefi haline getirildi. Sünni İslamcı Türklük devletin temel politikası oldu. Zindanlarda, sokaklarda , üniversitelerde bu zihniyet kendisini asker üniforması içinde sürdürdü.
Katliam politikaları artık sadece Alevi Kürtleri değil, bütün Kürtleri kapsıyordu. İslamcı Türklük devlet politikalarının karakteri haline gelince de islamcı Türk ırkçılığı eğitimden siyasete, kültürden sosyal yaşama kadar yansıdı. Aleviler kendi kimliklerini gizlerken, seslerini çıkarmak isteyen Kürtlere ise baskı, zor ve zulüm uygulandı. Ancak Kürtler yılmadı. Direnişe geçti. Kürt direnişi yayıldıkça, devlet direnişin yayılmasını engellemek ve özellikle Alevilerin direnişe katılmasına set çekmek istiyordu. 1990’lardaki Sivas katliamı, sonrasında Gazi Mahallesi katliamı da benzer amaçlarla yapılmıştı. Ancak Aleviler de Kürt direnişi ile bağlarını istenilen düzeyde olmazsa da sürdürdü. Devlet ise 1978’de katliamı gerçekleştirenlerin attığı „Kanımız Aksa da Zafer İslam’ın ve Müslüman Türkiye“ sloganı ile kendisini yapılandırıyordu.
Fethullah Gülen’in kullanıma sokulması da bu dönemlere denk geliyor. 2000’li yıllara gelindiğinde ise islamcı Türkçü faşist yapılanma kendisini AKP ile dışavurdu. Askeri darbenin yerine AKP’nin vesayetçi iktidarı yerleşti. Maraş’ta Sivas’ta ve Gazi Mahallesindeki katliamları „başkalarına” mal ederek, devlet kendisin aklamaya çalıştı. Ama AKP’nin zihniyeti ve rengi ise aynen Maraş’taki katliamı yapanlar gibiydi. Zaten 1978’de Maraş katliamının yaşandığı dönemde İçişleri Bakanı olan ve katliamdan sonra Maraş’a giden heyette yer alan Hasan Fehmi Güneş açıklamasında „Olaylar göz göre göre geldi. Sorduğumuz halde MİT istihbarat vermedi. Bu bir yana, bizzat MİT vahşete katkı sundu” diyor. MİT ise halen varlığını devam ettiriyor. Tayyip Erdoğan’a bağlı olarak çalışıyor. Oysa Tayyip Erdoğan Dêrsim Katliamı için „yarım ağız” tüccarlıkla „özür” dilemiş gibi yaptı. Dersim’deki Alevi-Kürt katliamını bu yarım ağız tüccarlıkla artık gündemden düşüreceğini sanıyordu. AKP’nin tipik politik karakteriydi bu davranış. İnandırıcı karşılanmadı. Çünkü AKP’nin 3 Kasım 2002’de iktidara gelmesinden itibaran toplumsal hafızayı dumura uğratma, toplumları tarihsizleştirme ve belleksizleştirme çabasıyla gündelik dille siyaset üretiyor. Ermeni soykırımı ile yüzleşmeyen, Dersim gerçeği ile tüccarlık yapan Erdoğan Maraş’ı ise olmamış varsayıyor. Oysa Politikart’ın bu sayısında Kemal Bülbül, Mehmet Bayrak ve Dilzar Dîlok’un yazılarında da okuyacaksınız ki Maraş’ta denenen de ve Kürt katliamına gidilen önemli bir dönemeç. İşte bu dönemecin iyi anlaşılması, toplumsal hafızalardan silinmemesi için Maraş katliamının unutulmaması gerekiyor.
2011 yılının son sayısının dosyasını bu şekilde özetlerken, PolitikART ekibi olarak yeni yılın üstümüze kapatılan bütün kapıları aydınlığa açmasını, düşlediğimiz özgür yarınları bugüne taşımasını dileriz.