Son dönemde Kürt edebiyatı ile ilgili giderek artan çalışmalarda, belli açılara yoğunlaşan incelemelere de tanık oluyoruz. Örneğin Kürt edebiyatında sürgün olgusu ile ilgili hatırı sayılır makale ve araştırma söz konusu. Yine sözlü ve yazılı edebiyat, yazılı edebiyattaki farklı kategoriler ile ilgili önemli bir külliyat oluştu.
Kuşkusuz her edebiyatta, o edebiyatın sahibi halkın yaşam koşulları ile bağlantılı olarak öne çıkan konular vardır. Mesela çağdaş Filistin edebiyatında işgal olgusunun yoğunca işlenmesi tesadüf olmadığı gibi, günümüz Alman edebiyatında göçmenlik temel bir motif.
Aynı şekilde Kürt edebiyatında da öne çıkan motifler var. Bunların başında gelenlerden bir tanesi de, yurt veya ülkedir. Kendi başına oldukça kapsamlı bir araştırma konusu olan ‘Kürt edebiyatında yurt izleği’ konusuna, bu sayımızla bir giriş yapmak istedik. Giriş diyoruz, çünkü konuyla ilgili hazırladığımız dosya ufak bir başlangıç niteliğinde. Önümüzdeki sayılarımızda, bu konuya ilişkin daha çok yazıya yer vermeyi amaçlıyoruz.
Bu dosyamızda, Kakşar Oremar’ın Mahabadlı şair ve gazeteci Hêmin Mukriyanî (1921-1986) hakkındaki yazısını bulacaksınız. Oremar, yazısında Mukriyanî’nin eserlerindeki ülke motifini incelerken, şiirlerinden örnekler de sunuyor. Ana-ataları Ermenistan’a sürgün edilen yazar Tosinê Reşîd ise, kendi çalışmalarından yola çıkarak, yurt olgusunun edebiyatında nasıl bir yere sahip olduğunu anlatıyor. Reşîd, aslında burada Erivan’da şekillenen Kürt edebiyatına katkıda bulunmuş sayısız şair ve yazarımız adına konuşuyor. Çünkü yaşamdaki ülkeleri Ermenistan iken, eserlerindeki yurt hep - bazılarının hiç görmediği - Kürdistan olmuştur. Ayrıca sürgünde şekillenen Kürt edebiyatına dair Mehmed Uzun’dan bir derleme hazırladık.
Dosyamızı kısaca böyle özetlerken, T.C. cezaevleri ve Kürdistan’dan sonra Avrupa’da da başlatılan açlık grevi eylemlerine de değinmeyi gerekli görüyoruz. Zira bu sayımızda, konuyla ilgili iki yazı bulacaksınız. İlkini, Seyit Evran kaleme aldı. Evran, cezaevinden bu eylemlere öncülük eden Şırnak milletvekilleri Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız’ın zindanda devam eden direnişlerini, IRA’lı Bobby Sands’in süresiz açlık greviyle bağlantılandırıyor. Hatırlanırsa Bobby Sands, açlık grevine başladıktan sonra milletvekili seçildi, ancak salıverilmediği gibi eyleminin 66. gününde hayatını kaybetti.
Ulaş Ozan da, Selma Irmak’ın şahsında Kürt kadınlarının direnişini, tarihteki farklı kadın mücadeleleri ile birlikte ele alıyor. Ozan’ın Kürt La Pasionaria’dan No Pasarán! başlıklı yazısında Marion Wallace-Dunlop’tan Emmeline Pankhurst’e, Dolores Ibárruri’dan Vera Figner’e kadınların bir dalga olarak damgasını vurduğu mücadele geleneğini anlatıyor.
Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Elif Sonzamancı’nın ‘Kadın olma hali’ ve Halise Balkaş’ın ‘Frida’nın aynası...’ başlıklı yazılarına ayrıca vurgu yaparken, her türlü kırımın - cins kırımından kültürel kırıma, siyasi kırımdan soykırıma - yaşamları tehdit ettiği ve sömürü, eşitsizlik ve baskıya dayalı ataerkil zihniyetli sisteme karşı yürütülen kadın özgürlük mücadelesini selamlıyor, bütün dünya kadınlarının direniş gününü kutluyoruz.
editörden