Açar,
Kan kırmızı yediverenler
Ve kar yağar bir yandan,
Savrulur Karacadağ,
Savrulur zozan...
Bak, bıyığım buz tuttu,
Üşüyorum da
Zemheri de uzadıkça uzadı,
Seni, baharmışın gibi düşünüyorum,
Seni, Diyarbekir gibi,
Nelere, nelere baskın gelmez ki
Seni düşünmenin tadı...
Ahmed Arif
Kon’unu kuranından tapu istemez zozan, göçerin ana kucağıdır zira. Doğal yaşamın ta kendisidir. Çünkü burada insan doğaya hükmetmez; tersine, onunla ahenk içinde yaşar, kendi yaşamını ona göre düzenler. Sabahın ilk ışınlarıyla güne başlar koçer, güneşin batmasıyla çekilir konê reş’e, kandilin etrafında çîrokbêjin büyüsüne teslim eder kendini...
Birçok Kürdün belleğine zozana, zozandaki yaşama dair hatıratlar nakşedilmiştir. Gençler içinse çoğunlukla önceki kuşakların anlatımlarında saklı bir anıdır zozan. Çünkü bir yanda kırdan şehirlere göç, diğer yandan devletin baskı ve askeri operasyonları nedeniyle koçerlerin sayısı giderek azalıyor.
PolitikART’ın bu sayısında, mayıs ile başlayan zozan mevsimine dair öyküler sunuyoruz. Halil Dalkılıç, Berxwedan Yaruk ve Selaheddîn Biyanî tarafından kaleme alınan bu hikayeler, aslında zozanı görmüş, onun gündüzleri sımsıcak, geceleri ise dondurucu soğukluktaki havasını solmuş olan herkesin ortak öyküsünü oluşturuyor. Umarız bu hikayeler, sizleri uzak düşülen zozanlara bir nebze de olsa geri götürür.
Mayıs ayı ayrıca Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de, toprağa düşenlerin ayıdır. A. Baran Düzgün, mayıs ile özdeşleşen güzel insanlardan Haki Karer, Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya’yı yazdı. Ayrıca Ahmet Çimen’in kaleminden de ‘Mayıs Güllerini’ bulacaksınız.
Bu sayımızda ayrıca ‘Bellek’ kategorisi altında iki önemli yazıya yer verdik. Mehmet Bayrak, kararı 4 Mayıs 1937’de alınan Dêrsim Soykırımının ağıtlardaki izdüşümünü incelerken, Sadık Aslan ise “Son Keldaniler” başlığı altında ötekinin öteleme trajedisini yazdı.
Mayıs ayında yaşama veda eden büyük isimlerden biri de, Kürt sanatçı Tehsîn Taha. 28 Mayıs 1995’te kanser sonucu hayatını kaybeden Taha’nın portresini okurlarımız için Ikram Balekanî kaleme aldı. Ayrıca bu sayımızda Hewramî’nin ölümsüz sesi Xanay Qubadî’nin edebiyatına ilişkin, Ahmed Hawar Ronî’nin hazırladığı yazıyı bulacaksınız.
Hikaye sayfasında bu kez Şili’deki Pinochet diktatörlüğünün ‘kaybettirdiği’ yakınlarını arayanlar ile evrenin sonsuzluğunda başka bir geçmişin arayışçılarını buluşturan “Nostalgia de la Luz”, yani “Işık İçin Nostalji” belgeselinin öyküsünü bulacaksınız. “Dağın Dili”nden “Bir kalem çağrışımının sayıklaması”nı anlatan Seyit Evran ile Bolu F Tipi Cezaevi’nden Murat Türk’ün “Köprüdeki Düşman” başlıklı öyküsünü de beğeni ile okumanızı dilerken, 2 Haziran 2012’de çıkacak 91. sayımıza dek hoşça kalın...
editörden