Güncelliğini hala koruyan bu metinde Sartre, sömürgeciliğin siyasi, ekonomik ve ideolojik mekanizmalarını analiz etti ve “iyi sömürge efendisi”nin koca bir yalan olduğunu kendilerine liberalim diyenlerin yüzüne vurdu. Zaten onun farklılığı, sömürgeci devlet yanı sıra o devletin toplumuna odaklanması, ikiyüzlülükleri deşifre etmesi. Cezayir’deki vahşet karşısında bütün Fransızların yüzleşmek zorunda olduğu kolektif bir sorumluluk söz konusu olduğunun altını çizen Sartre, şöyle diyor ‘Sömürgecilik bir sistemdir’de: “Herkes özgürlük, eşitlik, kardeşlik, sevgi, namus, vatan vesaireden söz ediyordu. Ama aynı zamanda kirli zenci, kirli Yahudi, kirli Arap gibi ırkçı terimler kullanılıyordu. (...) Sömürgecilik bizim ayıbımızdır, bize ırkçılığını bulaştırıyor. (...) Burada ve bugün yapabileceğimiz ve yapmak zorunda olduğumuz tek şey - ki bu kaçınılmazdır - herkesin kendi tarafında Cezayirlilerle Fransızları sömürgeci zorbalıktan kurtarılması için mücadele etmesidir.”
Bugün sömürgecilik, sistem olarak kendini dünyanın farklı bölgelerinde sürdürüyor. Bu bölgelerden biri de Kürdistan’dır. Biz de bu sayımızda güncel ifadeleriyle Kürdistan’da sömürgecilik konusunu irdelemek istedik. Bu çerçevede Meral Çiçek, Kuzey Kürdistan somutunda sömürgeci sistemin iç ve dış yüzünü kaleme alırken, Selaheddîn Biyanî çarpıcı ifadelerle kendilerine ‘Kürt aydını’ diyenlerin “kolonyalist Big Brother ile ritmi bozuk tangosu”nu yazdı.
Geride bıraktığımız 11 Eylül gününde ABD’nin birçok kentinde saldırı mağdurları anıldı. Aynı gün Şili’de de anma etkinlikleri vardı. Zira 11 Eylül, Şili’de sosyalist Allende hükümetinin CIA’nin yardımıyla faşist cunta tarafından devrildiği gündür de. Kişisel biyografilerinde bu darbenin çok belirleyici bir yer tuttuğu iki Şilili sanatçının portresini bu sayımızda bulacaksınız. Biri şair, öbürü ozan... Pablo Neruda’yı Hicri İzgören, Victor Jara’yı ise Esra Çiftçi okurlarımız için yazdı.
Hikaye sayfamızda bu kez ‘Bingol Şewitî’ ağıtının öyküsünü bulacaksınız. Ağıtta adı geçen Zeki Yıldız’ı H. Salih Durmuş kaleme aldı.
Bazîd çevresinde toplumsal hafıza çalışmaları yürüten Nihad Gültekin, bu sayımız için Sefo Deresi Katliamı’nın tanıklarından Mustafa Epli’nin anlatımlarını derledi.
Bu sayımızda ayrıca dağ kokulu üç yazı bulacaksınız. Halil Dalkılıç, ‘eşkıya’ hayvan hikayeleri yazdı. Dilzar Dîlok, 11 yaşından beri dağlarda mücadele eden Dêrsimli Saadet’in çocukluğundan bir kesiti okurlarımızla paylaşıyor. Deniz Bilgin ise, geçtiğimiz günlerde yaşamını yitiren Serhan Akyol’un ardından yaşadığı duyguları kaleme aldı.
Her sayımızda olduğu gibi bu sayımızda da duvarları aşıp bize ulaşan bir öykü bulacaksınız. ‘Bedia’ isimli öyküyü Sincan Cezaevi’nden Zeynep Avcı yazdı. Ergin Doğru’nun ‘Büyük sevdalar demindeyiz’ denemesini de beğeni ile okumanızı dilerken, 100. sayımızın çıkacağı 6 Ekim’e dek hoşça kalın....
editörden