Anlar mısın, şaşırıp ağlar mısın ki?

Bir bilsen kardeşlerim ne can çocuklar
Ve bilsen nasıl vurur beni bu duvar…
Ahmed ARİF


 Yaylaların yasaklanması, hayvancılık ve tarımın engellenmesi Kürdistan'da yoksulluğu üst boyuta çıkarmıştır. Bunun sonucu zorunlu bir göç dalgası yaşanmış ve çok sayıda Kürt, mevsimlik tarım işçisi olarak yollara düşmüştür. Karadeniz'de fındık ve çay işçisi, Çukurava'nın geniş arazilerindeki enginar, pamuk, biber, mısır vb. işçisi; Orta Anadolu'da pancar, soğan; Ege'de ise üzüm, bostan işçisi olarak hemen hemen tüm mevsimlik işçiler Kürtlerden oluşuyor.
Her sezon başında, traktör römorklarına, kamyon kasalarına doldurulan bu insanlar ya trafik kazasında yaşamlarını yitirmesi ya da ırkçı saldırılara uğramalarıyla gündeme geliyorlar. Ömer Leventoğlu, doğmamış olan bir çocuğun dilinden mevsimlik tarım işçilerinin trajedisini "Zarokên Axa Qelişî (Çatlamış Toprağın Çocukları)" adlı belgesel ile beyaz perdeye taşımıştı. Hiç bir sosyal güvenceleri olmayan bu mevsimlik tarım işçileri, artık örgütlenme çabası içerisindeler. DTK'nın 6-7 Nisan tarihlerinde Viranşehir’de düzenlediği "Mezopotamya Mevsimlik Tarım İşçileri Kurultayı" ile artık bölgelerde dernekleşmeye gidiyorlar.
Bizde PolitikART'ın bu sayısının ana dosya konusunu "Mevsimlik Tarım İşçileri"ne ayırdık. Edip Yaşar, "Çağdaş köle haline getirilen Mevsimlik Tarım İşçileri" yazısında "Mevsimlik tarım işçilerinin sorunlarının çözümü ve örgütlenmesi için sendikalara özelikle KESK ve DİSK'e, siyasal partilere özellikle BDP’ye büyük bir görev ve sorumluluk düşmektedir" diyor. "En alttakiler: Kürt Mevsimlik Tarım İşçileri" yazısıyla Yusuf Karataş ise, "Topraklarından sürülen, dilleri-kültürleri yasaklı olan, yaşamlarını sürdürebilmek için kölece çalışma koşullarına mahkum edilen mevsimlik tarım işçileri, aslında gittikleri her yerde Kürt sorununu görünür kıldılar" vurgusu yapıyor. Ömer Leventoğlu, "Ter mevsiminin çocukları" yazısıyla "Alın teri, bilek teri, saç diplerinde ter, gözlerin oyuğunda, ellerin ayasında, avuçta, karın boşluğunda, şakağımda ter…" diyerek, belgeselini yeniden gözler önüne getiriyor.
PolitikART'ın bu sayısında ayrıca Serdar Adar, "Cezaevi gerçekliğinde Bastille örneği" yazısıyla Bastille zindanına baskın ile 14 Temmuz 1982 Büyük Ölüm Orucu'na bir köprü kuruyor. İçimizdeki 'oryantalizm'i irdeleyen Poyraz Şahin, 'Bir köy var uzakta' yazısını kaleme aldı. Ahmet Ataş ise "İrlanda’nın kurtarılmış ruhu" yazısıyla James Joyce ve eseri 'Ulysses'in önemine dikkat çekiyor.
Dağın dilinden bölümünde, Zarife Roştiyam'ın 'Beni özgürlük çekiyor ya sizi', Adalet Aktepe ise "Bugün affetmiyorum" öyküsünü okuyabilirsiniz.  Serdar Eroğlu, bu sayının hikaye bölümünde "Hayalet ajan"ı yazdı. Abdullah Çelik, "içerden" bizlere "Totem klanın kimliğidir" yazısını yolladı. Portre bölümünde ise Ahmet Tosun (Yaşar Hoca)'un yaşamını Mesut Karataş kaleme aldı. Önder Elaldı ise "Öldürmenin dayanılmaz hazzı" yazısı ile  ‘Öldürme Eylemi’ belgeselini ve Endonezya’nın kanlı geçmişini sorguluyor.
121. sayıda buluşmak dileğiyle...