PKK’nin kurucularından M. Hayri Durmuş ise 14 Temmuz 1982 tarihinde Diyarbakır Zindanı’nda ölüm orucuna başlarken, “Mezarıma, ‘Halkına borçlu öldü’ yazın” demişti.

Gerçek yurtseverleri burjuvalardan, milliyetçilerden, takiyecilerden ayırt etmek için yukarıdaki iki örneği belleğimizde tutmakta yarar var. Hele de dört devlet tarafından sömürgeleştirilen, kentlerinin, köylerinin arasından devletlerin sınır telleri geçen Kürdistan’da yaşayanların bu gerçeği unutması, türlü kötülüklere gebe bir yanılsama yaratıyor. Günlük yaşamın canlı gerçeğine dönüşen sınıf çelişkileri de “Ülke sevgisi nedir?” sorusunu sıklıkla güncelliyor.
PolitikART’ın bu sayısında, güncel gelişmeler vesilesiyle de sık sık gündemimize gelen bu tartışma ve ayrışmayı sorguladık. Gerçek bir yurtseverliğin esaslarını ve milliyetçilikle, ulus-devlet zihniyetiyle ayrım çizgilerini belirginleştirmeye çalıştık. Selaheddîn Biyanî, Fırat Aydınkaya, Fuat Kav, dosya konusuna ilişkin çarpıcı yazılarıyla 141. sayımızda yer alıyorlar.
Dosya yazılarının yanı sıra, Yavuz Delal, Demokratik İslam Kongresi’ni; Orhan Çaçan Sakine Cansız’ın ‘Hep Kavgaydı Yaşamım’ kitabını; Sultan Çelik, ‘Hamburg’un Partizan kızı’ Hülya Arslan’ı; Mahabad Gabar, çocuklarımızı; Servet Üstün Akbaba, zamanın gölgesini yazdı. Ayrıca, Soydan Akay bir öyküsüyle, Şiyar Koçgiri’yse ‘Dağın Dili’ bölümümüzde bir anlatısıyla katkı sundu.
142. sayımızda görüşmek dileğiyle...