Henüz 23 yaşındaydı Hewler'e geldiğinde Simona. Geride altı kardeşini, ailesini ve yüksek faizli borç bırakmıştı. Bilmediği, tanımadığı bu yerde her şeye, herkese yabancıydı. Biraz para kazanıp Endonezya'daki yoksul ailesine gönderecekti. En büyük umudu ise bir ev alabilmekti.
Simona, sömürgecilerden derin yaralar almış bu kente gelir gelmez taşeron firma pasaportunu, telefonunu elinden aldı. Eski peşmerge şimdi ise kentin önde gelen bir işadamının evinde 'hizmetli' olarak işe başladı. Sözleşmeye göre ayda 500 Dolar alacaktı. Ancak 100 Dolardan bir kuruş fazla alamadı.
Sabah 4:00'te kalkıyor, 17:00'den önce yemek yemesine izin verilmiyordu. Aile şişelenmiş su içerken, yetersiz besinlerin yanında, sadece arıtılmamış musluk suyu içmesine izin veriliyordu. Saat 18:00'den sonra Hewler'in o sıcağında klimasız bir odanın içinde kilitli tutuluyordu.
Simona, üç ay sonra ilk fırsatta patronlarından kaçtı. Çıldırmış bir halde yardım arıyordu. Polise gidemiyordu. Süryanilerin yaşadığı Ankawa'da bir kiliseye sığındı. Kilise, Simona'ya en fazla bir gün kalabileceğini söyledi. Gözyaşları içinde eve geri döndü. Patronları tarafından yere fırlatılıp ayaklar altında çiğnendiğinde, kafası duvarlara vurulduğunda acı katlanılmaz bir hal almaya başlamıştı.
Simona ailesine sadece bir mektup yazabildi. Mektupta 'ölmek istiyorum' diyecekti. Patronu ve karısı tarafından en az on yerinden bıçaklanan Simona'nın ölümü ise kayıtlara 'intihar' olarak geçecekti.
Hızlı kentleşme, devasa yatırımlar ve artan petrol geliri ile Güney Kürdistan son yıllarda Afrika ve Asyalı yoksullar için bir 'umut' kapısı oldu. Son on yılda Nepal, Filipinler, Gürcistan, Endonezya ve Bangladeş'ten çoğu 18-30 yaşları arasında binlerce genç kadın taşeron firmalar tarafından yüksek faizli borçlarla ucuz iş gücü olarak Güney'e getirildi.
Hewler başta olmak üzere diğer Kürt kentlerine getirilen işçiler taşeron firmalar tarafından aylık maaşı 100 ila 500 Dolar arasında 1500 ila 3000 Dolara Kürt zenginlerine satılıyor. Aracı şirket, kadınların iki veya üç yıl çalışacağını taahhüt eden bir sözleşme hazırlıyor. Kürtçe ve Arapça hazırlanan sözleşme ile garanti edilen sorumluluklar üç ay sonra ortadan kalkıyor. Sorunları işveren ve çalışan halletmek zorunda kalıyor.
Başlangıçtaki üç aylık dönem sonrasında işveren, kadından tamamıyla sorumlu duruma geliyor. Eğer kadın işi bırakırsa, işveren bunu maliyet kaybı olarak algılıyor. Bundan dolayı bazı işverenler sahibi olduğu genç kadınları daha ucuz ücrete başka alanlarda zorla çalıştırabiliyor.
Ortaçağda, köle sahipleri uzun bir süre kendilerine hizmet etmeleri için kölelere en azından sağlık bakımı sağlamaktaydı. Ancak Hewler örneğinde olduğu gibi günümüzde kölelere 'sahip olma' yerine, onları şiddet ve tehditle kontrol etme hedefleniyor.
Simona ve diğer genç kadınların dramlarını belgeleyen İnsan Hakları Örgütü (HRW), "Bu insanların hasta olmak, yaşlanmak gibi lüksleri yok. Piknikte kullanılan plastik bardaklar gibi kullanılıp atılıyorlar. Çünkü yerini yeni bir köle ile değiştirmek en az onun kadar masrafsız ve kolay" diyor.
Hala katliam tehdidi altında olan Güneyli Kürtler bu noktaya nasıl geldi? Ezilen bir halk iken, nasıl ezen, sömüren bir güce dönüştü? Kölelik zincirini kıran Kürtler nasıl bu kadar zalim ve gaddar oldular?
Güney'in siyaset hayatında Irak sömürgeciliğinin gerilemesiyle Kürt egemen sınıfı güçlendi. Yolsuzluk, rüşvetle birlikte yaygınlaştı, bir yandan da derinleşti. Neo liberalizmin gelişimiyle birlikte memur, esnaf ve işletme sahiplerinden köle sahibi komprador, işbirlikçi bir 'orta burjuvazi' oluştu.
Gelişimi beton yığını inşaat sitelerinden ibaret sayan, zenginleşmeyi köle sahibi olmakta gören, kadın katili bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Bununla mücadele keskin olmak zorunda. Ne KDP, ne Goran, ne YNK bunu yapacak bir düşünceye sahip. Tek bir çözüm yolu, Güney Kürdistan'ın PKK ve PAJK gibi devrimci, radikal, emek ve sınıf eksenli bir hareketi ortaya çıkarmasından geçiyor.