ERDOĞAN ALTAN/MA/ŞEHBA
Guta’nın tarım ve hayvancılık açısından zengin olan toprakları, bölgenin çetelerin denetimine geçtiği 2013 yılından beri işletilemiyor. Yine turistlerin uğrak mekanları olan UNESCO listesindeki tarihi ve kültürel miraslar bir bir yağmalandı. Guta’yı viraneye çeviren çeteler, şimdi de taşındıkları Efrîn’de iş başında.
Suriye’nin başkenti Şam’a bağlı Guta, 2 yılı aşkındır rejim ile Türkiye ve Suudi Arabistan’a bağlı selefi gruplar arasındaki savaşta tahıl ürünleri açısından zengin topraklarını ve UNSECO’nun Kültür ve Tarihi varlıklar listesindeki 15 mekanını yitirdi. Guta’yı viraneye çeviren gruplardan 41 bin 480 çete ve ailesinin Cerablus, Ezaz ve Efrîn’e taşındığı öğrenildi. Çetelerin şimdi de Efrîn’i viran etmeye çalıştıkları belirtildi.
315 kilometrelik genişliğe sahip Şam’ın doğu, batı ve güneyindeki bölgeyi kapsayan Guta, zengin toprakları ile tanınan bir bölge. Köy, kasaba ve Guta merkezinden geçen nehir kollarğ, bu zengin toprakları aynı zamanda turist çeken birer merkeze dönüştürmüş.
Tarihi eserler Türkiye’ye kaçırılıyor
Rewbê’den başlayıp Mezê, Kefer Sûsê, Dareya, Keswê ve Mi’edemiyet’tan Şam’a yetişen Guta’nın batısı, Ewec nehri ile meyve ve sebzenin yetiştirildiği bölge konumunda. Aynı hatta tarihi tepeler, mezarlıkların yanında tarihi kutsal yerler var. Girê Mirc (Hoş El Rihaniyê kasabası), kutsal Ebûmislim El Xolanî ziyareti, Ebû Silêman Eldaranî ziyareti (Dariya bölgesinde), Ebdilah bîn Of ziyareti (Mi’êdemiyet El Şam bölgesinde) ve El Miqdad bîn El Eswed Camisi (Bipêla bölgesinde) bunlardan bazıları.
Yine Batı Guta, Duma bölgesinden başlayıp Zemelka, Ceremana, Melîha, Eqreba, Hizê, Kefer Betna ve Erbîn’e ulaşan hatta, Girê Salihiyê Tepesi, Girê Reş (Eswed) Tepesi, Şam’ın güneyinde Seyîda Zeyneb ziyareti, Sehabet Mudrîk bîn Ziyad El Ferazî türbesi, Berzê bölgesinde Îbrahîm El Xelîl ziyareti, Seqba bölgesinde Sehabî Ebdulah bîn Selam türbesi, Melîha’da ise Sehabî Sed bîn Ubada ziyareti ve Ceremana bölgesinde El Xidir ziyaretiyle bir çok tarihi mekana sahip.
UNESCO mirasında bulunan bu tarihi mekanlar, 2013 yılında DAİŞ egemenliğine, sonrasında da şimdiye kadar ÖSO çetelerinin hakimiyetine girdi. 2013’ten bugüne adı geçen 15 tarihi mekandan 211 eserin çalınıp Hatay üzerinden İstanbul’a taşındığı ve satıldığı kaydediliyor. Son 2 yıldır rejim ve ÖSO grupları arasındaki savaştan etkilenen zengin topraklarda ise tarım ve hayvancılık tamamen bitti.
Mart 2011’de başlayan isyana aktif katılan Gutalılar, kısa süre sonra bölgeye gelen silahlı gruplar ile tanıştı. 2013’te gelen DAİŞ, tüm silahlı grupları kendisine biata zorladı ve üyelerini devşirdi. Bu tarihten sonra da rejim ekonomik ve ticari ambargo uyguladığı bölgeyi askeri kuşatmaya aldı. Temmuz 2014’te rejimin bölgeye düzenlediği büyük operasyonla DAİŞ ve çok sayıda çete grubu bölgeden çıkmak zorunda kaldı. Bu operasyondan sonra DAİŞ çekilirken Merc, Eyn Terma ve Cober bölgelerinde uyuyan hücreler, kendisine bağlı yeni gruplar kurmaya devam etti. Bu çerçevede sürekli yeni gruplar türerken, rejim Rusya ve İran’ı yanına alarak Hêzên Piling, Cumhuriyet Muhafızları (Heres Cumhurî), 4’üncü Tugay ve özel güçlerle operasyonlarına devam etti.
CEYŞ EL İSLAM
ÖSO gruplarının en büyüğü ve en fazla direneni ise Duma’da konumlanan Ceyş El Îslam oldu. Bu grup 2011 isyanında Siriyet El Îslam ismi ile öne çıkarken, sonra ismini Lîwa El Îslam olarak değiştirdi. Sonrasında Suudi Arabistan’dan destek alarak 2013’te üye sayısı 10 bini aşan grup, adını Ceyş El Îslam (İslam Ordusu) olarak değiştirdi. Bu güç Ulusal Meclis ve Ulusal Koalisyonda da yer alarak ÖSO çetesi adına siyasi çalışmalara katıldı ve 8 Ocak 2015’te Riyad’ta düzenlenen toplantıya katıldı.
FEYLEK EL REHMAN
Guta’nın büyük gruplarından olan Feyleq El Rehman ise Erbîn, Heyt Cober ve Hemoriyê’yi kontrol ediyordu. 2012 Eylül’ünde rejim ordusundan kopan Neqîb Ebdulnasir Şimêr komutasında Lîwa El Bera ismi ile kurulan grup, yoğun katılımlar sonrası 2013’te ismini Feyleq El Rehman olarak değiştirdi. 9 bin üyesi olan grup Türkiye ve Katar’ın güdümünden çıkmadı. Grup, 16 Eylül 2017 tarihinde Rusya ile çatışmasızlık bölgeleri antlaşmasını imzaladı.
EHRAR EL ŞAM
Guta’nın gruplarından olan Ehrar El Şam, bölgenin doğusundaki Heresta’yı kontrol ediyordu. Bu grup bir çok farklı isimdeki tugayı bünyesinde barındırırken Türkiye ve Katar patentli olduğu biliniyor. Bu çete grubun asıl üslenme merkezi ise İdlib. Her ne kadar Tahrîr El Şam (El Nûsra) ile çelişki ve çatışmalar yaşasa da Guta’da rejime karşı Nusra ile aynı safta yer aldı.
Guta karşılığında Efrîn
Doğu Guta’da süren iç savaş son 2 yılda şiddetlendi. Bu 2 yılda Mart ayı BM verilerine göre 400 bin nüfustan bin 600 sivil yaşamını yitirdi. Ancak 20 Ocak 2018 tarihinde Rusya’nın hava sahasını açması sonrası Türk ordusunun ÖSO çetesi ile Efrîn saldırıları başlayınca BM öncülüğünde Guta savaşı gündeme oturdu.
Efrîn’e yönelik işgal tamamlanınca Guta’nın Duma bölgesinde gruplara karşı rejimin kimyasal gaz kullandığı iddiası gündeme düştü. ABD, Fransa ve İngiltere; rejimi Şam’da vurarak Suriye’ye müdahaleyi tartışmaya başladı.
Guta ve İdlib’teki ÖSO gruplarına çıkarma karşılığında Efrîn’e yönelik saldırıya olur alan Türkiye, çeteleri aşama aşama Ezaz ve Efrîn’e taşımaya başladı. Talan, hırsızlık, kaçırma, tarihi eser kaçakçılığı, işkence, öldürme, tecavüz ile nam salmış olan söz konusu gruplardan 41 bin 480’ü ve ailelerinin çoğunluğu başta Efrîn olmak üzere, Kuzey Suriye’ye taşındı. Bu gruplar Efrîn’de ganimet savaşları başlatırken, alışkanlıklarını da bir bir Guta’dan Efrîn’e taşıdı. Çetelerin Efrîn’de üslendiği en önemli misyonun ise Türkiye’nin talebi ile demografik yapıyı değiştirmek olduğu belirtiliyor.
Kabus’tan özgürlüğe
DAİŞ’in Minbic işgali 2 yıl sürdü. Demokratik Suriye Güçleri’nin başlattığı hamle ile Minbic, 2016 yılının Ağustos ayında özgürleştirildi. Kuşkusuz DAİŞ çetelerinin en çok zulüm uyguladığı kesim kadınlar oldu. 2 yıl boyunca gerici faşist çetelerin her türlü zulmüne maruz kalan kadınlar, bugün özgürlükleri için örgütleniyor ve mücadele ediyor. Kadınların bir kısmı sivil mecliste kent yaşamının örgütlenmesinde yer alırken, bir kısmı da kentin savunmasında yer alıyor. Askeri Meclis’e bağlı bir kadın tugayı da bulunuyor. DAİŞ’ten kurtulup, savaşan kadınlar ETHA’ya konuştular.
27 yaşındaki Kefila Zinay, DAİŞ’in baskısını en yoğun hisseden kadınlardan biri. Zinay, “Kadınların Minbic’te hiçbir hakkı yoktu. DAİŞ’in işgaliyle birlikte ise kadınların yaşamları zindana dönüştü. O günler kabustu’’ diyor.
“Faşist IŞİD çetelerinin Minbic’te neler yaptıklarını gözlerimle gördüm. İnsanlık dışı saldırılar gerçekleştiriyorlardı. Kafa kesmeleri, insanları diri diri yakmaları, araçların arkasına insanları bağlayarak sürüklemeleri... Çocuklara, yaşlılara, kadınlara, erkeklere yönelik saldırılarını gözlerimizin önünde gerçekleştirdi. Sokaklarda yürürken o anları tekrar yaşıyorum. Kabustan çıkmış gibiyim. Yeni doğan kız bebeklerini diri diri toprağa gömmemiz yönünde fetvalar veriyorlardı. Aileler yeni doğan kız bebeklerini dışarıya kaçırmaya çalışıyordu, kaçıramayanlar da sonuna kadar saklamaya çalışıyordu. DAİŞ çeteleri kurallara uymayan aileleri işkenceden geçiriyordu’’ diye konuştu.
Minbic’te yaşayan bir çok kadının hala o günlerin travmasını atlamadığını belirten Kefila Zinay, kadınların Minbic’in özgürleştirilmesinin ardından yapılan çalışmalar ve örgütlü mücadele ile yeni yeni kendi ayakları üzerinde durmaya çalıştığını ifade ediyor. Zinay, kendisinin ise Minbic Askeri Meclisi’ne katıldığını belirtiyor. Arapça öğretmenliği yapan Zinay, mesleğini bırakıp Askeri Meclis’e katılmasının gerekçesini “kendi özgürlüğüm ve tüm kadınların özgürlüğü için” diye açıklıyor: “İlk başlarda tek amacım vardı; kendi özgürlüğüme kavuşmak. Biraz zaman geçtikten sonra kendi özgürlüğümün çözüm olmayacağını ve kadınların özgürlüğü için mücadele etmek gerektiğinin farkına vardım. Özgürleştirdiğimiz her bir kadın gelecekte baskı gören diğer kadınların özgürleşmesine neden olacak.”
Yeni fikirlerle tanıştım
21 yaşındaki Evîh Ehmed, Minbic’in özgürleştirilmesinin hemen ardından askeri meclise katılan kadınlardan. Askeri Meclis’in kendisine çok şey kattığını belirten Ehmed, “Burada kendi topraklarımız ve kadınlar için savaşıyor olmaktan çok mutluyum. DAİŞ sonrası yaşamdan yeni yeni tat alamaya başladım. Ben de DAİŞ çetelerinin halen elinde zorla tutulan kadınların özgürleşmesi için mücadele edeceğim” diyor.
Efrîn’e yönelik saldırılardan çok etkilendiğini dile getiren Heyet el Ebeyd ise şunları belirtiyor: “Ben DAİŞ öncesi ve DAİŞ sürecinde aile içerisinde bir köle olarak yaşamak zorunda bırakılmıştım. Evin dışarısına çıkmak bile yasaktı. Minbic Askeri Meclisi’ne katıldıktan sonra burada eğitimler aldık. Yeni fikirlerle tanıştım, yeni şeyler öğrendim ve bundan sonra cesaretim geldi, büyük bir özgüven kazandım. Daha önce silahtan korkuyordum. Şimdi kendimi ve kadınları savunmak için silahımı çetelere karşı kullanıyorum.”
Eşi QSD’nin yürüttüğü Reqa hamlesinde yaşamını yitiren Hiva El Zeyneb ise eşinin ölümü ardından Minbic Askeri Meclisi’ne katılmış. DAİŞ Minbic’te gerçekleştirdiği saldırılara tanıklık ettiğini dile getiren Zeyneb, şöyle devam etti: “DAİŞ burada kadın, yaşlı, çocuk, erkek demeden herkese saldırdı. Bu beni etkiledi ama beni en çok etkileyen eşimin, yoldaşımın yaşamını yitirmesiydi. Eşim çok emekçi dirençli biriydi, halkı için direnmenin onur olduğunu söylüyordu. Halkımı, toprağımı sonuna kadar savunacağım.”
Şêra’da yıkım ve talan
Türk ordusu ve bünyesindeki çeteler tarafından Efrîn merkez ve köylerinde halka ait binlerce ev, dükkan ve iş yeri talan ediliyor.
Şêra ilçesine bağlı Kurtluk köyünde evler talan edildikten sonra zeytinyağı fabrikasıyla birlikte dozerlerle yıkıldı. Evi ve iş yeri Türk ordusu tarafından yıkılan Î.B, çıktıklarında evlerinin sağlam olduğunu ve daha sonra Türk askerlerinin dozerlerle evlerini tümden yıktığını söyledi. 25 ev ile 200’den fazla zeytin ağacının yerle bir edildiğini belirten Î.B, isteseler de artık köylerine dönemeyeceklerini, çünkü onlara ait hiçbir şeyin bırakılmadığını kaydetti.
Î.B, şunları aktardı: “25 evi bu şekilde dozerlerle yıktılar. Cuma ebu Selbi, Hemzî Şebê, Arap olan Qadir Şêx Mistefa’nın evini yıktılar. Şêx Ehmed, Mihemed Şêx bu ev sahipleri de Arap’tır ve evlerini yıktılar. Merkîd ve Ehmed Fatimê’nin evlerini yıkmışlar. Köyün zeytinyağı fabrikasını işleten Hecî Murêd’ın evini ve fabrikasını tümden yıkmışlar. Bu şekilde onlarca evi yıkmışlar. Köyün hemen hemen yarısından fazlası yıkılmış. Kalan yerlere de Guta ve nereden getirdiklerini bilmediğimiz çeteleri yerleştirmişler. Aldığımız haberlere göre hemen hemen köyün hepsi dolmuş.”
Her şeyimi götürdüler
A.S.R. adındaki Efrînli ise kendisine ve oğluna ait ev ve iş yerinde ne varsa hepsinin talan edildiğini belirterek, şunları aktardı: “Benim evimde ve dükkanımda üç kamyonun kaldırabileceği eşyalar vardı. Biz üç aileye aitti. Hepsini götürmüşler. Bizim köyde uçak vurmadı ama havanlarla sürekli bombardıman ediliyordu. Her gece sabaha kadar havan atılıyordu. Sabahları ben hangi evi vurmuşlar diye bakmaya gidiyordum. Bir saat içinde saydım, 29 havan üzerimizden geçti. Biz artık çıkmak zorunda kaldık. Keşke ben kalsaydım. Yaşlı bir insanım, eşim de öyle kalsaydık ve orada ölecektik. Ama çocuklarım izin vermediler. Bizi çıkarttılar. Benim her şeyimi, oğlumun her şeyini götürdüler. Çeteler orada kalıyor.”
[gallery ids="106164,106163,106162,106161"]