Ortadoğu’yu dizayn operasyonunun Suriye ayağında başarısızlık olunca Irak’ta yeni bir hamleyle dengeler değiştirilmeye çalışılıyor. İç çatışmalar, uluslararası müdahaleler, Suriye’de olduğu gibi askeri muhalefet yaratıp destekleme yöntemlerinin mevcut statükoyu yok etmediği anlaşıldı. Bunun için kontrol edilmeyen bir “kemik kırma” operasyonu gerekiyordu ve IŞİD tam da bunun için yaratılmıştı. Şuan o Ortadoğu’da bir “kemik kırma” operasyonun yürütülmekte ve uluslararası tepkisizlik bu operasyonun perde arkasındakileri deşifre etmekte. 


Sünni Araplar

IŞİD girdiği her alanda özellikle Sünni Araplardan ciddi destek alabiliyor. Irak’ta, eski Baasçılar, Şia iktidarından rahatsız olan aşiretlerden ciddi destek aldı. Musul adeta ona sunuldu. Oradan Dicle nehrini takip ederek Bağdat önlerine kadar geldi. Diğer yandan Ambar bölgesini tamamen ele geçirdi. Selahaddin ve Diyala bölgesine doğru ilerledi. Irak ordusundan binlerce kişi IŞİD’de destek verdi; Nakşibendi Ordusu ve diğer gruplara katıldı. IŞİD ismi geçse de, reel durum Irak’ta bir Sünni Arap kalkışmasıdır. Irak, Suriye ve Lübnan’da yaşananlar bunu gösteriyor. Bununla sınırlı kalmayacağı ve Ürdün, Suudi Arabistan gibi ülkelere hatta Türkiye’yi de etkisine alacağı görülüyor. 


Aslında ABD sevindi

IŞİD öncülüğündeki Sünni Arapların Irak içlerine ilerlemeleri ve Şia iktidarına karşı savaşmaları, ABD ve ortakları sevindirdi. Bunun Suriye’de başarılı olan İran’ın etkinlik sahasını kırmak ve Ukrayna’da problemle boğuşan Rusya’yı uzak tutmak ile ilgisi var. Çok fazla müdahaleci olmadılar ama IŞİD gibi bir örgüttün yanında görünmek istemediklerinden bazı girişimler içinde oldular. 


IŞİD karşısındaki aymazlık

IŞİD Ortadoğu’da bir kemik kırma operasyonu içindedir. Bütün dengeleri bozacak gibi. Fakat buna karşı savaşan güçlerin bu durumu tam olarak analiz etmedikleri görülüyor. Aslında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, 2010 yılında uyarmıştı: “Son büyük bir saldırı tehlikesi vardır, uyarıyorum. Halepçe’nin on katı katliamlara yönelebilirler. Federe Kürt yapısını tasfiye etmeye yönelik müdahaleler olabilir. Barzani ve Talabani bu durumun ciddiyetini görmelidir. Kürtlerin, Ermeni ve Rum halkının düştüğü duruma düşmemesi için birliklerini sağlamaları gerekir. Birincisi ortak ulusal bir kongre ve meclis yapılanmasına gidilmelidir. İkinci olarak Kürtleri bekleyen tehlikelere karşı savunma güçleri ortaklaştırılmalıdır. Üçüncü olarak da ulusal bir ortak yürütme organı oluşturulmalıdır.” 


Vahim sonuçlar

Son saldırılar ve KDP’nin içine düştüğü durum ortaya koydu ki; bu uyarının gereklerinin yapılmaması vahim sonuçlar ortaya çıkardı. Güney Kürdistanlı güçlerin yanılgıları:

* Kemik Kırma operasyonun kendilerini etkilemeyeceğini düşündüler ve hazırlık içinde olmadılar. Her ne kadar YNK baştan beri kendi etkinlik sahasında aktif bir savaş içine girdiyse de, bu dar bir zeminde kaldı. 

* KDP uluslararası ilişkiler üzerinden kendisini güvence aldığını düşünerek devlet olma iddiasıyla bu boşluktan yararlanmak istedi. Buna karşı ABD başta olmak üzere geniş bir çevre buna karşı olduklarını açıkladılar. Bunda ısrar IŞİD’in destekçilerini harekete geçirdi ve Şia iktidarından ziyade Güney Kürdistan üzerine gönderdiler. Şengal, Mexmûr, Kelek’teki durum bunun somut göstergesidir. 

* Şengal, Zumar, Rabia bölgelerinden çekilen peşmerge güçlerine kimin talimat verdiği halen anlaşılmış değil. Yüzbinlerce Kürt’ün savunmasız bırakılıp ölüme kterk edilmesi nasıl bir siyasettir? 

* Peşmerge güçlerinin böyle bir savaş durumuna hazırlıklı olmadıkları; bir birinden kopuk, merkezi bir komutası olmayan ve kişilerin insafına bırakılmış oldukları anlaşıldı.

* Güney Kürdistanlı güçlerin bu ön görmezlikleri ve ABD’nin kendilerini kurtaracağı yaklaşımları Kürtlerin geleceği açısından en büyük tehlikedir. Hep dışardan bekleyen bu siyasi algı, Kürtleri bütün tehditlere karşı savunmasız bırakmaktadır. 


Gerilla müdahil oldu

KCK’nin daha önce önerdiği ortak komutanlık ve ortak mücadeleye sıcak bakmayan KDP ve YNK, son gelişmelerle birlikte gerilla güçlerin sıcak çatışma bölgelerine girişlerine alan açmak zorunda kaldı. Kendilerinin bıraktıkları alanlara gerilla güçleri müdahale ediyor. YPG ve HPG güçleri Mexmûr’dan Şengal-Rabia hattına kadar aktif bir direniş içindeler. Rabia ve Şengal hattında IŞİD’in ilerlemesini durdurmuş durumdalar. Bir çok köy de şimdiye kadar IŞİD’in elinde kurtarıldı. Rojava hem katliamlardan kaçan binlerce Kürt için bir kapı hem de peşmerge için de bir çıkış noktası oldu. Katliamdan kaçan Kürtler, Derik’teki kamplara, Güney ve Kuzey Kürdistan’a YPG ve HPG tarafından açılan koridorla geçiyorlar. 


KDP neden tutuk?

Dün itibariyle çatışmalar Rabia merkezi, Rabia’ın 10 km kuzeyinde bulunan Mahmudiye köyü, Şengal’in Sinune beldesi ve çevresinde, Şengal’in doğusundaki köylerde, Mexmûr ve çevresinde, Hemedan, Kelek ve çevresinde yoğun bir şekilde sürüyordu. 200 bin mevcudu olduğu iddia edilen KDP’nin peşmerge gücü, ağır silahlara, hatta onlarca helikoptere de sahip. Ancak, savaş cephesinden çekiliyor ve tutuk. Bu tutukluğun nedeni, henüz anlaşılmış değil. Bu tutum, ilerde çok ciddi sorunları beraberinde getirecektir. 


Kürtlerin aşması gereken

Kürtler, birbirlerine karşı tutumlarını, ilişkilerini, bu saldırı dalgasına kadar şekliyle sürdürmekte ısrar ederlerse topyekün kaybederler. “Benim partim, benim etkinlik alanım, benim askeri gücüm” gibi şimdiye kadar uygulanan ve hiç kimseye mutlak başarı getirmeyen yaklaşımın faturası felaket olur. Kürtler pratiğin zorunlu kıldığı, askeri güçlerin biraraya gelmesini, ortak bir komutanlık ve güvenlik stratejisiyle taçlandırabilirler. Bu, birlik ruhunu somutlaştıracak ve ortak mücadele gücünü ortaya çıkaracaktır. Yoksa “ABD gelsin bizi kurtarsın” beklentisinin bırakın orta ve uzun vadeyi, kısa vadede de bedelinin ağırlığı görüldü. Askeri güçler ortak cephe oluştururlarsa çok kısa zamanda Şengal IŞİD’in elinden çıkartılır, Mexmûr’den defedilir; Güney Kürdistan ile Batı Kürdistan hattı üzerinden, yani Efrîn’den Mendelin’e kadarki alanda yeni bir güvenlik hattı oluşturulabilir. 


Telafisi zor travma

Mevcut haliyle Kürdistan halkı büyük bir zulüm yaşıyor. Yüzbinlerce Kürt yerinden oldu ve en son yapılan açıklamalara bakılırsa 3 binden fazla Kürt katledildi. Kürtlerin onuru, namusu, şerefi, kadim mirası Şengal, barbarların ayakları altında. Yüzlerce çocuk açlıktan, susuzluktan yitirildi; yüzlerce genç kadın kirli ellerinde kaldı; binlercesinin akıbeti bilinmiyor. Bu telafisi zor bir travmadır. Aşılması imkansız değildir; yeter ki her Kürt karar verici, Şengal yamaçlarında cansız bedenleri kalan Êzîdî Kürt çocuklarının görüntüsünü hafızasına kaydedip namus, şeref, onur ve haysiyetin soyut kavramlar olmadığını unutmasın.


AZİZ KÖYLÜOÐLU