Hegemonya tesis eden ideolojiler şiddeti doğallaştırma ve tanrısallaştırma yöntemini yetkinleştirerek yapılanmalarını tamamlarlar. Şiddeti, yaratılış hikayesinin diyalektiği, Tanrı'nın emri ve doğanın yasası biçiminde mitsel, dinsel, bilimsel izahlarla rasyonalize ettikçe iktidar kuruluşu mümkün olmaktadır. Çünkü şiddetin marifeti ya da amacı yalnızca bastırma ve yok etme değildir; şiddet bir ikna yöntemidir. İkna olmak veya ikna edilmek, şiddetin üzerinde uygulandığı özneden alınmak istenen sonuç değildir. Şiddete maruz bırakılan özne üzerinden toplumsal ikna ve uzlaşma sahası oluşturmak ve bu sahada egemenlik ilişkileri üretmek esas amaçtır. Töre hukukunda bir kadın recm edilirken terbiye-ikna edilme sürecinde değildir; kadına yönelik şiddet ritüel tarzda uygulanırken topluluğun tüm erkekleri uzlaşım ve iktidar paylaşımlarını yeniden düzenleme ve topluluğu ikna mesajlarını kurgularlar. Tüm kadınlar, genç erkekler, bu kanlı ritüel etrafında şiddetin ideolojisinin eğitiminden geçirilirler.
Soru şudur: Bir kardeş, bir baba ve bir eş nasıl, neden ve ne zaman bir katil olabilir; bir kadın ne zaman ve nerde kurban olur; bilgisi, görüsü nasıl yenilenir; psikolojisi buna nasıl hazırlanır?
Egemenliğe, yönetmeye ve el koymaya ikna edilmek/ikna olmak için şiddetin ritüelleştirilmesi kaçınılmazdır. Belli bir kitlenin şiddetin mesajı, dili ve imgelemi üzerinden sürekli bir ilişki birliğini ve ortaklığı kurması, şiddetin esas rolünü belirlemektedir. Çünkü şiddet, dilin fiziği ve komutlarıdır. Bu anlamda, bir grubun ötekileştirilme ve yabancılaştırılması ile şiddet başlatılır. Alman faşizminin Yahudi toplumunu gaz odalarında soykırım düzeyinde şiddete maruz bırakırkenki amacı, onları herhangi bir şeye ikna etmek değildi. O soykırım etrafında esas amaçladığı şey, Alman kapitalini tekelleştirmek ve dünyaya yaymak için gerekli olan sınıfı, orduyu ve ulusu ikna etmek ve gerçekleştirmektir. Yayılmaya ikna edilmek için üstün ırk ideolojisi ile ulus dinselleştirilirken, ikna olundukça Yahudi toplumunu yok etme ritüelleştirilir. Şiddeti uygulama kudreti topluma mal edilmedikçe, kitle ikna edilmedikçe iktidar güçleri ve ilişkileri yayılma sağlayamamaktadır. Bu nedenle egemen ideolojilerin kök hücresi şiddettir.
Şiddet, iktidar, kapitalist modernite...
Şiddet, iktidar ve tekel kurma yöntemidir; iktidar biriktirildikçe şiddetin yeniden, sürekli organize olma ihtiyacı doğar. Şiddeti bilimci din ile düzenli bir organizasyona dönüştüren kapitalizm, vahşi karakterini iki özellikte açığa vurur:
* Bacon bilim teorisini, "erkeğin kadın ile gerdeğe girmesi" biçiminde tasvir eder. Doğanın, kadının ele geçirilmesi, tecavüz edilmesi, tahakküm altına alınması ile benzeştirilerek tasvir edilmesindeki amaç, kapitalizmin kadın ve doğayı paralel biçimde tahakküm altına almadan gelişmesinin mümkün olmamasıdır. Hobbes'in bilimci teorisinin kadınların akıldışı varlıklar olduğunu genişçe açıklaması ve bu akıldışı tehditlerin bertaraf edilmesi gerektiğini kiliseye engizisyon mahkemesini önererek dile getirmesi tesadüf değildir. Köylüleri vahşi yöntemler ile topraksızlaştırma ve halkları köleleştirip yurtsuzlaştırma tarihi, cadı avları, kadının köle pazarlarında satılması tarihi ile başlayıp ilerlemiştir. Kadın üretimi, bilgi ve ilişkilerinin kadının topraksızlaştırılması ile tasfiye edilmesi vahşice olmuştur. Böylelikle kır tasfiye olduğu oranda kadın ucuz iş gücü, ev kadınlığı ile yeniden üretim gücü ve meta kılınmıştır.
* Kapitalizm hızlı üretim ve çok kar hırsı ile bilimi, makinalaşma/sanayileşmeyi ilerletme temelinde ele almıştır. Makinalaşma, doğanın ve insanın ölümü diyebileceğimiz ekolojik yıkım ve dünya savaşları ile sonuçlanmıştır. Bacon ve Hobbes ile başlayan Darwin ile devam eden şiddetin doğanın yasası olduğuna dair teorik izahlar, kapitalizmin vahşi karakterini akılcılaştırma ve toplumsal iknayı sağlama amaçlıdır.

İslamiyet ve kadına şiddet

İslamiyet kadına yönelik şiddetin en tartışmalı konularından biridir. Bu alanda yaşanan dogmatizmin sınırsızlığı nedeniyle İslami toplumların ataerkil karakterinin dine olumsuz etkileri üzerinden kadın sorununa yaklaşmak en sağlıklı yöntem olarak görülmektedir. Bu yöntemin olumlu yanları vardır ve dogmayı demokratik değişime ikna etmede belli mesafeler almaktadır. Batıcı ve oryantalist feminist bakış açılarının Ortadoğu ve İslami toplumların doğasını gerici ve kötücül ele almasının yarattığı olumsuz sonuçları bilerek yaklaşmanın önemi açıktır. Ancak doğu dünyasının kadınlarının mevcut sorgulamayı yöntem sorununa sadece indirgemesi de yetmemektedir. Zihinsel sorgulamanın tüm genetik kodlarını deşifre etmek ve aşmak gerekmektedir.

Kur’an’da ‘kadın dövme hakkı’

İslamiyet'te kadına dönük şiddet açık ve net biçimde Kuran'da bir erkek hakkı olarak yer almaktadır. Erkekleri İslami düzene ikna etmek ve kazanmak için ataerkil uzlaşma konularının belirlenmesi ve ayet kılınması öncelikli konu olmuştur. Miras, çok eşlilik, boşanma, cinsel yaşam kurallarının en kapsamlı yer aldığı din kitabı, Kuran'dır. Siyasi ve sosyal yaşamda kadın ve erkek hukuku erkek lehine düzenlendiği ve ataerkil hukuk sağlamlaştırıldığı oranda İslam'da uzlaşma yakalanmaktadır. En önemli uzlaşma konularından biri İslam cihatı ile İslam olmayan toplumların mallarının ve kadınlarının ganimet olarak kabul edilmesidir. Kadının erkek tarafından üç defa uyarılmasının ama sonuç alınmadığında dövülebileceğinin hak olduğunu belirten ayet ve cihat ile kadının mal gibi ganimet sayılacağını belirten ayet, bir iktidar denklemi olarak kurulmuştur. Onaylanmak ve yayılmak için ataerkil yapılanmanın yeniden sağlamlaştırılması gerekmektedir. Ataerkil sistem sermayeleşmek demektir; kadına, toprağa, birikime el koyma hakkı verilmeden İslami fetih savaşları başlatılamamıştır. Batı'da cadı avları, Doğu'da cihat ile kadına el koyma, köle pazarlarında satma, ganimet kılma, aynı amaçları temsil etmektedir. Hegemonik sistem inşası için ataerkil hukukun öncelikle tesis edilmesi ve eril üstünlüğün ruhsal gereklerinin yüksek değer haline getirilmesi önceliklidir. Kan ve kılıç imgeleri, öldürme kuvveti ile çok kadına sahip olma kuvveti ve cariye, eş imgeleri aynı karakterde, biri savaş meydanında diğeri ev ortamında geliştirilir.

Şiddette Osmanlı farkı!

Şiddetin Tanrı'ya yakınlaşma olarak anlaşılmasının yükselişe geçtiği zamanlar, cihatın ve kadını köleleştirmenin yükselişte olduğu zamanlardır. Muaviye, Abbasi ve Osmanlı devirleri milyonlarca kadının yurtsuzlaştırıldığı, kan banyosuna alındığı ve vahşice cinselleştirildiği dönemlerdir. Osmanlı Devleti'nin, arkasına aldığı eril gücün, ataerkil sistemin kadını ve birikimi ganimet konusu yaptığı oranda fetih savaşlarında başarılı olduğu bilinmektedir. Devlet içi çatışma ve ordu ayaklanmalarının tek nedeni ganimetlerin paylaşımı veya sınırları olmuştur. Bu nedenle devlet diyalektiğini, kadını ve birikimi ganimetleştirerek ataerkil gücü harekete geçirme üzerine inşa etmede en başarılı devlet olmaktadır. Dêrsim Katliamı'nın ganimet savaşı olarak yürütülmesinin ve binlerce kayıp Dêrsim kadınının trajedyasının zihinsel nedeni, cihat adına Kürt Alevi toplumunun fetih edilmesidir. Şiddetin ideolojik izahları ve kodları geçersizleştirilmeden şiddete karşı mücadelenin sonuç alıcı olması zordur.

Platon ve DAİŞ’in zihni ortaklığı
DAİŞ, El Kaide, Boko Haram gibi tüm vahşi örgütler, eril felsefe, din ve bilimin gücü ile hareket etmektedir. Platon'un kadın nefreti, Musa'nın kadın düşmanlığı, Muhammed'in kadını politik taktik konusu yapması, Bacon'un kadını tecavüz ile ele geçirme hırsı, eril ideolojinin toplamda bu örgütlerde vahşete dönüşümünün zihinsel gerekçeleridir. Yüz yıl veya bin yıl önce ve süresince yaşananları geçmiş tarih sayarak, günümüzde artık yaşanmaması gerektiği için şaşırmakla bu gerçeği ele almanın zorluğu ortada. Tarih hep olumlu bir ilerleme içindedir algısı iflas etmiştir. Tarih her an insanlık için en aleyhte gelişmeleri üretebilir. Cihat kavramının İslami olmayan kadına ganimet olarak el koyulmasını, cariyeleştirilmesini içermesi tehlikenin esas nedenidir. Êzîdî binlerce kadının tecavüze uğramasının ve kaçırılıp köleleştirilmesinin İslam toplumlarında ciddi bir tepki gerekçesi olmamasının nedeni ne olabilir? İdeolojik kaynak aynıdır; ideolojik olarak benzerdirler çünkü. İslam'ı toplumsal ahlak ve inanış temelinde yaşayan inanç grupları ve hareketleri belki de herkesten çok dehşete düşmektedir. Ancak iktidarcı İslam güçlerinin tüm tarih boyunca bir DAİŞ, El Kaide olduğu da açıktır. DAİŞ "benzerlerin birliği"nin faşizm usulü hayata geçmesidir, o kadar.

Tarih ve mitolojide...


Mitolojide yaratılışın bir savaş, çatışma, yok etme kuralı ile açıklanması tesadüf değildir. Tanrı Marduk, annesi Tiamat'ı öldürdükten sonra parçalara ayırır ve bu parçalardan kainatı meydana getirir. Meydana gelen kainatın Tanrı'sı ve Tanrıların başı Marduk'tur artık. Bu şiddetin mitolojik tasvirinin kuvvetli iki mesajı vardır:
* Yaratılışın tanrısal doğasında şiddet vardır ve varoluş şiddet ile meydana gelmektedir. Erkeğin mekanı ve zamanı kadına yönelik uyguladığı şiddet sonucu belirlenir. Mülkün yeni sahibi ve sahip etrafında üretimi yöneten yeni ilişki biçimleri, Marduk merkezli kurulur.
* Kadının bedeninde gerçekleşen tanrısal şiddet ile erkek tanrısallaşmaktadır ve Marduk şiddeti uyguladığı oranda tüm tanrıları iradesini onaylamaya ikna etmektedir. Güç ve öldürme kudreti, kurban kadın şahsında tüm topluluğun iktidara ikna edilmesi temelinde gerçekleşir. Şiddet böylelikle bir egemen erkek ekonomi politiği olarak insanlık sahasına giriş yapar.
Tevrat'ta Musa'nın kadın bedenini tanrısal suç ve ceza alanı olarak tanımlaması eril şiddetin dinselleştirilmesinin en kuvvetli tasviridir. Her üç tek tanrılı dini etkilemesi nedeni ile kadına yönelik şiddetin ana kaynağı olduğunu belirtebiliriz. Musa, kadına dönük şiddetin meşruiyetini tanrının kadına düşmanlığı metaforu ile sağladığı için, her erkeğe aynı zamanda birer tanrı olma olanağı sunmuştur. Tanrı, kadına, emrine uymadığı için erkeğe sınırsız arzu duyma, doğum sancıları yüklemiş ve insanı cennetinden kovarak cezalandırmıştır. "Yaşanan bir cezadır ve sebebi kadının erkek tanrının emrine uymamasıdır" anlatımı, kadına düşmanlığın süreklileşerek üretilmesidir, Tanrının kadın düşmanlığının dinselleştirilmesidir.
Platon felsefesinin temel ilkesi, "benzerlerin birliği"dir. Mutlak idea diye tanımladığı hakikate erkek aklı ile ulaşılabileceğini belirtir. Hakikati keşfetme yöntemini erkeğin benzeri olan erkek ile kuracağı seven-sevilen ilişkisi olarak belirleyen Platon, kadın ile kurulan ilişkiyi ise hakikatten uzaklaşma diye tanımlar. Platon'a göre kadın, akıl dışı alanı (duygu, sezgi, güdü) temsil etmekteydi ve yüksek akla ulaşmayı engellemekteydi. Kadını ret, inkar ve kadına öfkenin felsefesini yapan Platon'un çağrısı, "Kadını inkar ettikçe hakikat anlaşılır" temelindedir. Hristiyanlık ve İslamiyet dinlerine "Yeni-Platonculuk" biçiminde tezahür eden bu felsefi tutumun pratik tavrı kadın bedeninin şeytanlaştırılması, aşağılaştırılması, lanetlenmesi biçiminde olmuştur. Cadı avları döneminde kilisenin kullandığı kadının akıl dışı güçlerce ele geçirildiğine dair savlar ve "Şeytan büyü ile ruhunu yönetmektedir" söylemi, felsefede akılcılık fanatizminin dinsel yorumunu temsil etmektedir. Kadında farklı olanın akıldışına alınması ve kadın bedeninin akıldışı alan ilan edilip şeytanlaştırılması, milyonlarca kadının cadı denilerek katledilmesinin ideolojik gerekçesi olmuştur. Şiddetin felsefesi yapılmadan kadın katliamına ikna olunması olanaklı olmamıştır. Şiddete felsefi ve dinsel gerekçeler oluşturulmadan, bu gerekçeler etrafında iktidar ilişkilerinin meşruiyeti sağlanmadan toplumun erilleştirilmesi zordur.

Kobanê: Farklılıkların birliğiyle direniş!

Kobanê direnişi ve Kobanê' nin düşmemesinin tarihi ve evrensel rolünün tahminlerin ötesinde yaşanmasının nedeni, sömürgecilik tekniğini tarihsel olarak boşa çıkarmasıdır.  Kobanê bir düşüncedir; egemeni düşünce ve yöntemde aşmanın özgürlüğüdür. Yurdu ve toprağı savunmuştur, işgal hareketini paradigmatik ölçekte yenmiştir. Kadın direnişi, eril ideoloji ve ataerkil sistem ile sömürgeciliği geliştirme sistemini tarihte ilk defa yenmektedir. En önemlisi ve belki de tek nedeni, insanüstü bir direniş ruhunun tarih, kadın ve insanlık adına verilmesidir. Stalingrad örnekleri de verildi ama bu örnek onu karşılayamadı. Çünkü Stalingrad direnişi, bir devletli sistem ve toplumun direnişiydi; paradigmatik karşıtlıklardan ziyade kamplaşma çatışmasıydı. Kobanê tüm sistem karşıtlarının, demokratik uygarlık güçlerinin kaderini paradigmasal ölçekte değiştirme, alternatif sistemi tarihselleştirme başarısının direnişiydi. Benzerlerin birliği şiddete karşı farklılıkların birliği olan direnişi gerçekleştirmedir. Tarih ve toplum sorunlarının merkezine kadının köleleştirilmesi ve devletçi uygarlık sistemini koyan Öcalan'ın özgürlük probleminin merkezine kadın özgürlüğüne dayalı toplumu yerleştiren paradigma kuruluşu, bu direnişi yaratmıştır. Yöntemini alternatif sistem, tarih, zihniyet ve özgür insan duruşu olarak belirleyen Önderlik "Kobanê düşmeyecek" dedikten sonra adeta tarihi bir ayaklanma yaşanması savaşın teknik değil ideolojik olduğunu ispatladı. Sayıca çok az ve hafif silahlı Kobanê savaşçılarının çıplak bedenleri ile tarihi değiştirmeleri ve yeni bir tarih kuruluşunu gerçekleştirmeleri... Bir tek onlar biliyor nasıl olduğunu, ne yaşadıklarını. Ancak şunu, bir savaşçının "Başkan Apo, 'Kobanê düşmeyecek' dedi ve biz de 'Düşmeyecek' dedik" sözlerinden ve Kobanê'deki bir duvar yazısı olan "Biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz' sözlerinden anlıyoruz: Eğer bir veya birkaç Apocu tüm Apocuları kendine hayran bırakıyor ve aşk düzeyinde duygularla sarsıyorsa, bilin ki orada bir tarih gerçekleşmektedir.

Benzerlerin birliği olan eril ideolojiye karşı farklılıkların birliği felsefesine dayalı kadın özgürlükçü Önderlik paradigmasının özgür insan ruhu, yürüyüşünü şiddetin iflasını gerçekleştirerek büyütüyor. Şiddetin tarihi, felsefesi, dini ve bilimi, Kobanê'de yenildi. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü'nü geride bıraktığımız şu günlerde, Mirabel kardeşlere YPJ'li kadınların en anlamlı sahiplenmeyi gerçekleştirdiğini bilmenin umuduyla hazırlanıyoruz yarınlara...


DİCLE AMED