Takvim yaprakları 12 Martı gösterdiği için, çocukluk yıllarımdan itibaren Deniz Gezmişlerle ilgili aklımda okuduğum, biriktirdiğim ne varsa gözümün önünde canlandı birden. Askeri darbeler tarihiyle özdeş Cumhuriyet tarihinin dönemeçlerinden biridir Deniz’lerde temsiliyet bulan gençliğin mücadele tarihi. Ve bir o kadar da müthiş, pir ü pak, darağaçları ve ölümle alay eden mücadele tarihleri. 12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra tüm insanlık kaideleri ve hukukun hiçe sayılarak yapılan göstermelik yargılamaları, idamları; hafızamızda hep canlı tutmamız gereken gerçekliklerdir.
Hafıza, geleceğimize nasıl yön vereceğimizi gösterir.
Toplumsal bellek, yaşanılmış olayları bilinçli olarak aklımızda saklama gücüyse, Cumhuriyetin temel karakteri olan militarizmle hesaplaşmak bize düşen görevlerdendir.
Ataerkil zihniyetin tavan yapmış hali olan militarist zihniyet, 12 Mart'ta da, 12 Eylül'de de, son 40 yıldır yaşanan savaşta da karşımıza çıkar.
AKP, bugün, bir taraftan çözüm süreci deyip öte yandan en değme militarist yasalara taş çıkartan "İç Güvenlik Yasası"nda ısrar ederek, sokaktaki mücadeleye ayar vermek istiyor. Bunun için yeri geldiğinde 34 sivilin Roboskî’de katledilmesinden sonra çıkıp Genelkurmaya teşekkür de ediyor, 12 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesini yuhalatırken, onu vuran polise "kahraman" diyebiliyor, vs.
Listeyi uzatmak mümkün.
Dolayısıyla toplumsal mücadeleyi ve sokağı "düşman" olarak gördüğün sürece ha askeri darbe yapmışsın, ha polise sınırsız yetkiler vererek "vur" emriyle donatmışsın; bunun birbirinden farkı yok!
Ha askeri yönetim, ha polis devleti!
Ha idam sehpaları, ha sokak infazları!
Ha gözaltında cinsel işkence, ha annelerin polis copuyla bebeğini kaybetmesi!
Ne farkı var!
İşte topluma, öldürme, aç bırakma, işsiz bırakma, emek sömürüsü yoluyla ayar verme hedefli 200 yıllık "yönetme" kültürüne karşı yeni bir adres var: HDP.
Deniz’lerden bugüne en büyük barış ve bir arada yaşama köprüsü.
Onların idam sehpasında son söz olarak, "Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!" diye haykırmaları, bize çok şey anlatıyor olsa gerek. Egemen Türklük’ten, eşit bir arada yaşama iradesine saygı gösteren Türklük algısına geçişte de büyük bir köprü HDP.
Medyasının senelerce gerçeği kararttığı, "batı" yakasındakilerden habersiz gerçekleşen kıyımlar, köy yakmaları, tecavüzler…
Ama artık bu gerçeklerin karartılabilme ihtimali yok.
Gerçekleri 75 milyona anlatabileceğimiz bir süreç yaşanmakta. Onların TV’leri, maaşlı gazetecileri, para kutularına istifledikleri milyon dolarları, sarayları varsa, ezilen halkların, kadınların, emekçilerin HDP’si var.
Onların askeri darbelerden devraldıkları barajları varsa, bizim de Deniz’lerden, Mahir’lerden, Kemal Pir’lerden, Mazlum’lardan, Sakine’lerden devraldığımız mücadele mirasımız, özgürlük desturumuz var!
O barajları tarumar edeceğimiz yürek gücümüz, toplumsal vicdanımız var!
Bu yazımdaki son sözüm de Avrupa’da yaşayan ve yüreği insanlık değerleri için çarpan tüm Türkiye vatandaşlarına:
Bir oy deyip geçmeyelim, her oy, Türkiye halklarını aydınlığa çıkartacak bir kıvılcımdır.
Her bir oy, karanlık kuyulara gizlenen gerçekleri açığa çıkartacak bir adımdır.
Her bir oy, saray sultalığına karşı halkların kendini yönetme iradesidir.
Gün, oylarımızı koruma, çoğaltma ve büyüme günüdür.