Kadın hareketleri kendi içinde birçok görüş farklılığını barındırmakla birlikte, cinsiyetçilik ve ataerkilliğin yarattığı yaşam kültürünü ortadan kaldırmaya dönük mücadele hatlarını örmekten geri durmadı.

Feminist hareketin kendi gelişim süreçlerini çeşitli dalgalar biçiminde tariflendirdiği dinamikler ise dönemler içerisinde farklılıklar gösterdi.

İkinci dalganın eleştirisi üzerinden çıkış yapan kadınlar, kadın hareketinin evrenselci, mutlak eşitlikçi bakış açısını sorguladı, farklılığa dayalı kimlik arayışlarını kadın hareketinin sorunu olduğunu dile getirerek, yeni bir kadın perspektifi oluşturdu.

Ancak dünya kadın hareketi içindeki en önemli sorgulama noktalarından biri, kadınların da kendi içinde hiyerarşi üreten, kategorize eden, devletçi ve iktidarcı zihniyetten arınmamış olmasıydı.

İlk çatlak batıda gelişen kadın hareketleri içinde Afrika kökenli siyahi kadınlardan geldi. Kadın hareketinin o süreçte gelişen pratiğini kendi içinde “beyaz” ve üsttenci bulan siyahi kadınlar, bizzat kadınlar tarafından da ötekileştirildiklerini belirterek, 'beyaz' kadına dayalı güç hiyerarşilerini eleştiriyordu. Sadece bununla da yetinmeyerek radikal bir sorgulama süreciyle birlikte, farklılık ve kimliğe dayalı kadın hakları mücadelesinin gelişim dinamiklerini harekete geçiriyordu. 

Siyahi kadınlar ortak mücadele ettiklerini söylüyor, ancak sadece sistem ve erkek tarafından değil, aynı zamanda kadın mücadelesi içinde de 'sınıfların' oluştuğunu ve bunu aşmak için 'beyaz' kadından bir kat daha fazla mücadele etmeleri gerektiğini dile getiriyordu. Bu tarz bir tartışma kadın hareketleri içinde de ırk, kimlik, etnisite, cins gibi olguların paralelliğine ve farklı ezilmişlik biçimlerine dikkat çekerek, sömürge ülkelerden gelen kadınlar açısından mücadele alanlarına bir yenisi ekleniyordu. Afrikalı bir kadının sadece kadın olduğu için değil, aynı zamanda ırçılığa karşı da mücadele etme zorunluluğu, görünür olma arayışı kadın hareketinde kimlik eksenli arayışlara yeni bir hat ekliyordu.

Günümüzde kadın hareketleri mücadele zeminlerini ortaklaştırmada önemli mesafeler katetmekle birlikte zihniyet olarak kadın özgürleşmesinin halen egemen ulus ya da egemen sömürgeci algıdan tümden kurtulduğu söylenemez. Egemen kıtacılık, egemen ulusçuluk da diyebileceğimiz kimi bilinç altı ifadeler, feminizm dalgalarının günümüze  ve yüzümüze çarpan yanları oluyor. Bir araya geldiğimiz panel ya da konferans gibi zeminlerde, sözkonusu Ortadoğu veya Asyalı kadınların mücadelesi olduğunda, feminist bir kadından duyacağınız cümle, her zaman “sizin için ne yapabiliriz” demek oluyor. Nesneleştiren ve bir adım önde olduğu ön kabulüne dayanan bu ifade, kendinden olanı 'özgür' olarak konumlandırırken, ötekini otomatik olarak 'kurtarılması gereken köle kadın' kılmaktadır. Kadınların kölelik ve özgürlük algılarının muğlaklaşması temelinde gelişen ve özgürlüğü salt doğulu kadınların sorunu olarak gören algı kendine yabancılaşmanın başka bir örneği olarak yaşanabilmektedir. 

Bu gibi örnekler öyle çok uzağımızda değil bazen de sokaklarda, alanlarda birçok zemini paylaştığımız ülke gerçekliğinde de açığa çıkabilmektedir. Her zamankinden daha fazla dayanışmaya ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, aynı algı ve düşünüş kodları çok uzağımızda değil, tam da yanıbaşımızda, Kürt kadın hareketi karşısında da çeşitli biçimlerde vücut buluyor. Bu alanda iki farklı eğilimin varlığından bahsedilebilir. Türkiye tarihinde gelişen kadın hakları mücadelesi ile Kürt kadın hareketi arasında diyalektik bir bağ kuran ve bunu bir kazanım olarak daha birleştirici zeminde buluşturmaya çalışan birçok kadının, kurumun varlığı diğer yandan bu durumu görmezden gelen, öteleyen, egemen ulus zihniyetinden kopmayan, üsttenci eğilimin vücut bulduğu alanlar, mekanizmalar ve şahsiyetler...

Burada salt devletin Kürt kadın hareketini karalayan, kriminalize eden politikalarından bahs etmiyoruz. Ancak zihniyet olarak paralellik taşıyan, aynı kökten beslenen, Kürt kadın hareketi mücadelesini küçümseyen, yakalanan özgürlük düzeyini aşağıya çeken, basitleştiren, yarattığı birçok değere burun ucuyla bakan egemen ulus kibrinin kadınlar tarafından sözümona 'kadınca'  sürdürülmek istenmesinden bahsediyoruz. 

Kendini her defasında küllerinden yeniden yaratan Kürt kadın hareketinin gelişim düzeyine açık bir kötücüllükle saldırılması dönem itibariyle tesadüf değil elbetteki. Kürt kadın hareketinin dünyanın bu kadar gündemine girdiği, Ortadoğu karanlığında umut olduğu, ataerkilliği, dinciliği, milliyetçiliği yıkacak tek gücün kadınlar olduğu bir zamanda itibarsızlaştırma temelli yaklaşımlar, elbette iyi niyetli olarak yorumlanamaz.

Son dönemlerde çeşitli basın organlarına yansıyan ve Kürt kadın hareketinin öncülük misyonuna saldıran söylemlerin çoğalması, bir kez daha düşünmemizi gerektiriyor. Kürt kadınlarına dönük bir algı operasyonu  sözüm ona 'aydın şiddeti' olarak hoyratça üzerimize salınıyor. Özellikle Kürt kadınlarından bahsedilirken 'cahil, geri, geleneksel, köle' gibi kavramların kullanılmasının altında hem bilinçli bir itibarsızlaştırma politikasının hem de egemen ulus milliyetçiliğinden kopamayan ve 'tecavüzvüsüyle nikahlanır' gibi milliyetçilikle nikahlanan kadın gerçekliğini görünür kılmak gerekiyor.

Kadın duyarlılığı adı altında egemen iktidar siyasetine göz kırpma halleri, kadınlar açısından kendini bilme sürecinin öyle kolay olmadığını, cins bilincinin ne kadar elzem olduğunu bir kez daha göstermektedir. 

Son günlerde Mine Kırıkkanat'ın Birgün Gazetesine verdiği bir röportajda  Kürt kadınları için sarfedilenlere dair olarak, en masumane değerlendirmeyle kendindeki değersizleşmeyi bir değerler manzumesine saldırarak kapatmaya çalışan bir duruş için sadece üzülebilir. Kadınlara kadın eliyle saldırmanın hele hele kadın hassasiyeti olduğunu iddia edenlerin eliyle yapılması, sömürge ulustan gelen kadınların özgürlük iddialarının sindirilemediğini gösterir.

Oysa burada yapılması gereken, kadın mücadelesinin etnik yapısına bakmadan cins kimliğinin özgürleştirici ve birleştirici yanının öne çıkması ve ortak paydalarda buluşulmasıdır.

Egemen ulus zihniyetinden kopmayan bakış açıları nerede olursa olsun, hangi coğrafyada bulunursa bulunsun, kendi Afrikasını yaratmaktan geri kalmayacaktır. Türkiyenin Afrikalıları olarak Kürt kadınlar çoktan kendilerini de aşarak evrensel bir karakter kazandı bile. 


ROJDA YILDIRIM