• Almanya’da eğitimde fırsat eşitsizliği sorunu devam ediyor. Eğitim makası, okul başlamadan önce oluşuyor ve okula başlama yaşına gelene kadar açılıyor.

 

Son yıllarda kreş (Kita) kapasitesi önemli ölçüde artırılmış olsa da, kreşten en çok yararlanabilecek çocuklar (düşük eğitimli ailelerin ve göçmen geçmişi olan ailelerin çocukları) kreşe daha az devam ediyor. Yüksek eğitimli ebeveynlerin üç yaş altı çocuklarının yaklaşık yüzde 40’ı kreşe gidiyor. Düşük eğitimli ebeveynlerde ise bu oran sadece yüzde 20. Çözümler var fakat sınırlı bütçeler ve sistem, bu çözümleri zorlaştırıyor.

Bağımsız bir bilim insanı grubu tarafından her iki yılda bir Federal Hükümet ve eyaletler adına hazırlanan Ulusal Eğitim Raporu’na göre; annenin eğitim düzeyine bağlı olarak çocukların kelime dağarcığı daha iki yaşındayken farklılaşmaya başlıyor. Bu erken dönemdeki farklar, tüm eğitim yolculuğu boyunca kalıcı oluyor. ARD Başkent Stüdyosu'ndan Sarah Beham ve Philip Kuntschner'in haberine göre; Federal Eğitim Bakanı Karin Prien, sorunun farkında ve “Eğitim makası doğumdan itibaren açılmaya başlıyor. Bu sorun okulda değil, tam tersine okul başlamadan önce oluşuyor. Bir çocuk dünyaya geldiğinde makas kapalıdır; okula başlama yaşına gelene kadar açılır. Ondan sonra ise ancak çok az kapanır” dedi.

Rapor, uluslararası karşılaştırmalarda Almanya’da eğitim başarısının sosyal kökene, özellikle güçlü bir şekilde bağlı olduğunu belirtiyor. Bu bulgu yeni değil; yıllardır çeşitli eğitim araştırmalarında ortaya çıkıyor, ancak raporda dikkat çeken asıl nokta, tanı ile siyasi eylem arasındaki çelişkidir. Eyaletler, 2024-2026 yılları için sosyal eşitsizliği azaltmayı hedefleyen 347, Federal Hükümet ise 13 tedbir bildirdi. Bunlar büyük programlardan küçük projelere kadar uzanıyor. Bu programların çoğu okula yönelikken, erken eğitime yönelik olanlar daha az. Oysa eşitsizliğin büyük kısmı, Bakan Prien’in de vurguladığı gibi, okula başlamadan önce oluşuyor.

Göçmen kökenli çocuklar

Son yıllarda kreş (Kita) kapasitesi önemli ölçüde artırılmış olsa da kreşten en çok yararlanabilecek çocuklar (düşük eğitimli ailelerin ve göçmen geçmişi olan ailelerin çocukları) kreşe daha az devam ediyor. Rapor somut rakamlar veriyor: Yüksek eğitimli ebeveynlerin çocuklarında üç yaş altı çocukların yaklaşık yüzde 40’ı kreşe gidiyor. Düşük eğitimli ebeveynlerde ise bu oran sadece yüzde 20. Yalnızca daha fazla yer açmak bu sorunu çözmüyor. Bakan Prien de bunu kabul ederek, “Kreşlerde ciddi bir genişleme sağladık ama en çok ihtiyaç duyulan yerlerde hâlâ yeterli değil” dedi.

Nitelikli personel eksikliği

Raporun yazarlarından Leibniz Eğitim Araştırmaları ve Eğitim Bilgileri Enstitüsü’nden Kai Maaz’a göre; bu, yalnızca adalet meselesi değil, aynı zamanda nitelikli personel eksikliği açısından da ciddi bir sorundur. 2000'deki PISA şokunun ardından 10 yıl boyunca yetkinliklerin ölçülebilir şekilde yükseldiğini ve sosyal farklılıkların azaldığını hatırlatan Maaz, bu gelişme daha sonra duraksasa da eğitim eşitsizliklerinin değiştirilebileceği konusunda cesaret verici olduğunu belirtti.

Federal Hükümet ne yapıyor?

Peki Federal Hükümet ne yapıyor? İlk olarak dil alanında: CDU/CSU ve SPD koalisyon sözleşmesinde tüm dört yaşındaki çocuklar için zorunlu dil ve gelişim taraması öngörülüyor. Prien, tagesschau.de ile yaptığı röportajda bir adım daha ileri giderek, bazı eyaletlerin denediği kreş zorunluluğuna atıfta bulundu. Özellikle özel desteğe ihtiyacı olan çocuklar için en azından dil desteğinin zorunlu hâle getirilmesi gerektiğini söyledi. Prien, şöyle konuştu: “Bazı eyaletler, örneğin Baden-Württemberg, okula başlamadan önceki son yıl için kreş zorunluluğunu getirme yolunda ilerliyor. Bunun nasıl geliştiğini izlemeliyiz, ancak kreşlerin bu konuda daha büyük sorumluluk üstlenmesi gerektiği benim için açık.”

Rapora göre ise şu ana kadar 16 eyaletten yalnızca 8’i, dil testinden sonra dil desteğini zorunlu kılıyor.

Testlerin sonuç doğurması

Çalışmanın yazarlarından Maaz, dil testlerinde asıl önemli olanı “Düşünün ki doktora gidiyorsunuz, ayağınızın kırık olduğu teşhisini alıyorsunuz ama hiçbir şey yapılmıyor. Her teşhis, ardından bir şey geliyorsa anlamlı olur” şeklinde özetledi. Erken eğitime uyarlandığında şu anlama geliyor: Bir dil testi, ancak uygun bir destek programı izlerse işe yarar. Satır aralarında Federal Hükümet ve eyaletlere verilen mesaj ise net: Aynı doğrultuda hareket etmeliler.

Federal Hükümet'in bir diğer adımı ise ülke çapında standartların oluşturulması. Kreşlerde bu tür standartlar büyük ölçüde eksik. Daha fazla birliktelik sağlaması beklenen yeni yasa (Koalisyon sözleşmesinde yer alan Kalite Geliştirme Yasası) bu çerçeveyi oluşturacak. Bakan Prien, yasayı yaz sonundan önce kabineden geçirmek istediğini belirtti.

İki sert sınır

Dil desteğinin uygulanması ise iki sert sınırla karşılaşıyor;

* Eğitim eyaletlerin sorumluluğunda. Federal Hükümet standart önerebiliyor ama zorunlu kılamıyor. Bu nedenle pek çok şey eyaletlerin iş birliği isteğine bağlı kalıyor.

* “Özellikle bütçelerin dar olduğu bu dönemde, Federal Hükümet, eyaletler ve belediyelerin kullandığı kaynakların daha etkili kullanılması çok daha önemlidir” diyen Prien’in bu cümlesi, eğitime daha fazla para ayrılacağına dair umut vermiyor.

Muhalefetin eleştirileri

Muhalefet tam da bu noktaya yükleniyor. Yeşiller Eşbaşkanı Franziska Brantner, bu bulguların yeni bir şey olmadığını, yıllardır aynı talepleri dile getirdiklerini hatırlatarak, artık Federal Hükümet’ten daha fazla para gerektiğini, aksi takdirde ileride çok daha pahalıya mal olacağını savundu.

Sol Parti’den eğitim politikacısı Nicole Gohlke ise “Bu, kökenin geleceği belirlediği bir ‘eğitim ruleti’dir” diyerek, her çocuğun, ister villalı semtte ister toplu konutlarda büyüsün, iyi bir eğitim alma hakkı olduğunu vurguladı. Bunun yetki meselesi değil, adalet meselesi olduğunu söyleyen Gohlke, çözüm olarak da, Federal Hükümet ve eyaletler arasında kalıcı iş birliğini sınırlayan “iş birliği yasağının” kaldırılmasını talep etti.

Yıllar sürecek bir görev

Eğitim eşitsizliğinin azaltılması uzun yıllar alacak bir görevdir. Duyurulan yasa şu anda daha çok bir vaatten ibaret. Karin Prien de tüm sorunların bununla çözülmeyeceğini biliyor. Rapor yazarı Maaz ise konuya farklı bir bakış açısı getiriyor: “Eğitim, devletin gelecek politikasının merkezine konulmalıdır. Kenarda kalan bir konu olarak değil, merkezi bir gelecek yatırımı olarak.” BERLİN