İngiltere Gündemi


Batı Avrupa demokrasilerinin savaş sonrası geçtikleri süreçler, adeta dalgalı bir denizde yol almaya çalışan bir gemiyi andırıyor. Savaşın kazanan tarafında yer alan hem ABD hem de Sovyetler Birliği’nin etkileri, yeniden inşa sürecindeki Batı Avrupa’da hayatın her alanında gözlemleniyordu. Her ne kadar Batı Avrupa’nın Amerika’nın dayattığı vahşi kapitalizm ile tarihsel bağları olsa da, Sovyetlerdeki en azından teoride halkçı olan sistem, göz ardı edemeyecekleri kadar kendi halklarını da etkiliyordu. Biraz da bu nedenle İngiltere’de de savaş sonrası  ücretsiz sağlık ve eğitim gibi birçok reform yapılarak kendi halkını kısmen memnun etmeye, bir nevi sosyalist sistemden kopya çekerek halkı komünizm belasından uzak tutmaya çalıştılar. Bunda da kısmen başarılı oldular, zira İngiltere’de komünistler veya devrimci sol hiçbir zaman yeterince güçlenecek zemini oluşturamadı.
Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte aniden değişen konjonktür, artık bu göstermelik sosyalist kazanımları da gereksiz kıldı. Neo-liberal politikalar azıttıkça vahşi kapital, yıllardır kendisine yasak olan elma ağacına da gözünü dikti. Sağlık sisteminde özelleştirmenin zemini hızla oluşturuldu. Ulusal Sağlık Hizmeti’ne (NHS) aktarılan ödenek giderek bütçe kesintileri gibi bahanelerle azaltılarak ücretsiz sağlık hizmetleri giderek işlevsizleştirildi. Böylece özelleştirme kapıda çözüm olarak beliriverdi.
Aynı yöntem eğitim sektöründe de uygulandı. İlk olarak 1998’de sözde solcu olarak kabul edilen İşçi Partili başbakan Tony Blair tarafından çıkarılan yasayla üniversiteler paralı hale getirilerek yıllık 1000 sterlin ‘harç’ uygulaması başlatıldı. Hemen sonrasında 2006 yılında harç miktarı yıllık 3000 Sterline çıkarıldı. Ve hemen sonrasında da 2011 yılında 9000 Sterlin yapıldı. Her defasında üç katına çıkarılarak arttırılan bu harçlar öyle bir miktara ulaştı ki artık alt ve orta kesimden gelen öğrencilerin öğrenim kredisi almadan üniversite okumaları tamamen imkansızlaştırıldı. Genellikle 3 yıl süren bir lisans programının masrafları en az 40.000 Sterlin ediyor ki bu oldukça astronomik bir rakam.
Gelgelelim öğrenim kredisi diye çözüm olarak sunulan sistem ise iflasın eşiğine geldi. Mevcut sisteme göre öğrenim kredisi alarak mezun olan öğrenciler çalışma hayatına atıldıktan ve belirli bir miktar maaştan fazla kazanmaya başladıktan sonra geri ödemeye başlamak zorundalar. Fakat ülkede etkileri halen süren ekonomik krizle birlikte değerini kaybeden maaşlar sebebiyle artık düzgün bir maaşlı işe girebilen mezunların sayısı da giderek azaldı. Doğal olarak geri ödemeye başlayan mezun sayısı da azaldığı için öğrenim kredisi sistemi iflasın eşiğine geldi.
Geçtiğimiz hafta hükümete yakın eski bir danışmanın itirafıyla gündeme gelen bu konu bir nevi muhafazakar politikaların iflası ve evdeki hesabın çarşıya uymaması olarak özetlenebilir. İtiraflara göre hükümet zaten öğrenim kredisi alanların %30’unun hiçbir zaman geri ödeme yapmayacaklarını biliyordu ve hesaplarını buna göre yapmıştı. Fakat üç katına çıkarılan harç miktarları ve düzgün maaşlı işlerin giderek düşmesi sebebiyle bu rakam hızla %50’ye yaklaştı. Bu durumda da harçların üç katına çıkarılmasının hükümete hiçbir yararı kalmadı; zira öğrenim kredisini ödeyebilenlerin oranı azaldı.
Eğitim ve sağlık sistemlerinin metalaştırılması ve serbest piyasanın kollarına bırakılması sonucu artık bunlar da temel hak olmaktan çıkarılarak kapitalist sistem tarafından bir köleleştirme aracı olarak kullanılıyor. Nitekim barınma ihtiyacı da uzun bir süredir benzer bir amaca hizmet ediyor; insanlar en temel barınma ihtiyaçları için bazen 30 yıllık borçlanmalara giderek bankalara ve kapitalist sisteme daha da bağımlı hale getiriliyor. Sosyalist sistemden giderek uzaklaşan Batı Avrupa, neo-liberal politikalar uğruna sürdürülebilir olmaktan çok uzak olan yöntemlerle kendi sonunu hazırlıyor aslında.