Güneyden kuzeye geçeli tam bir hafta oldu. Doğa harikası Katolar'dayım. Kato Jîrka... İhtişamı insan belleğinde etki yaratıyor. Katolar'a doğru tırmandığında havanın değiştiğini, şemalden esen temiz rüzgarı çekince anlıyor insan. Hele bir de ay ışığında kapılarından bir tanesinden içeri girdiğimde şunu demeden edemedim kendime: "Ekin, İskender'in lanetlediği Katolar'dan geçeceksin, şanslısın…" 

Tabii heyecanlanmadım değil...

Benim için yeni bir başlangıç. Tam sekiz yılın ardından Güney'den çıkmak benim için önemliydi. Ondan ötesi suya yazılan yazılardan ibarettir. Geç de olsa Kuzey'e geçişe "nereden dönersem kardır" mantığıyla yaklaştım. Ve çıktım.

İkinci ben bana şimdi diyor ki: "Önemli olan sadece oralardan çıkmak mı Ekin?" Cevap veriyorum. Tabii ki "hayır." 

Arayışlarıma yenilerini katarak yürümek önemli. 

İçim kan ağlıyor, Kela Memê bir kez daha on kişiyi yuttu. On körpe can, on güzel insan. Daha Kuzey'i göremeden, doyamadan Şemal'in havasına, umutlarını yerine getiremeden… 

Roza, Delîla, Avesta, Andok, Xwînrej, Rohat, İsyan, Andok, Eşref, Şiyar, Amed... Geride kalmak zor be yoldaşlar. Aklımdan çıkmıyorsunuz. Delîla'nın sesi, Andok'un gülüşü... Hepinizden bir parça gözümün önünde.  

Birçok şey hep yarım kalmak zorunda mı? En güzel şeyler devrimci ortamlarda hep yarım kalıyor. Bu da devrimciliğin bir zaafiyeti olsa gerek. Keşke ben onların yerine gitseydim. Yeterince şey yaşadım zaten. Onlara ise insan kıyamıyor bakmaya…

Cûdî'ye gideceği zaman Şiyar'ı tembihlemiştim, "yolda dikkat edeceksin" diye, ama tecrübesizdi. Bu beni korkutuyordu. Bana Cudî'den taş getirecekti, söz demişti. O güzelim mavi gözleriyle gülerek ve heyecanla gitti. 

Andok’la birlikte gelirken yolda, "anneni özledin mi?" diye sormuştu. Şaşırmıştım… Sonra o da gülüp "eğer burada bir farkedilirsek iki-üç gün içerisinde annemizin yanında oluruz" demiş ve ağız dolusu bir gülüşle susmuştu.

Güzel yoldaş, şimdi senin annen seni bekliyor. Olmaz olsaydı böyle bir bekleyiş. Sana nasıl kıydılar? 

Dün Delîla’nın annesinin mezar başında yaptığı konuşma radyolardaydı. İnsanın nutkunu tutacak bir duruş sergiledi. Kanım dondu. Beni buralardan alıp götürdü… Bir ana kızının cenazesini nasıl böyle karşılayabiliyor? Bu kadar acı çeken bir halkın içinde ana olmak, hem de bir gerilla anası olmak gerçekten çok zor olsa gerek. "Bugün bizim düğün günümüz. Kızım ülkesiyle evlendi. Ülkesinin gelini oldu. Tilillilerle karşılamak lazım. Yas tutmayın, ağlamayın! Çocuklarımız namusu, onuru ve şerefiyle savaştılar ve bu ülkeye gelin ve damat oldular" dedi ve sonra "Bûkê Delalê" şarkısını söyledi.

Ayın şavkı vurur keleşimin üstüne...

Bundan iki gün önce araziye çıktık. Besta geniş bir arazi. Etrafı görkemli dağlarla dolu. Herekol, Katolar, Kela Memê, Kör Qendîl...

Kaniya Botkî boğazına ulaşacağım zaman Katolar’dan dolunay çıkmaya başlamıştı. "Yanımda neden bir fotoğraf makinesi yok" diye hayıflandım… Hafif esen bir rüzgar yanağımı yalayıp geçiyordu. Bir kez daha ayın ihtişamına teslim ettim kendimi. Çocukluğumdan beri ayın hep gizemli bir güç olduğuna inanmışımdır. Bu gücün özellikle kadın üzerinde ayrı bir etkisi olduğunu düşünürdüm. Zaten mitolojilerde ay hep kadın tanrıçalarla simgeleştirilirmiş. Ve kadının rahim kanamaları, regl süreçlerinde ay çıktığı zamandaki hallerine göre ayinler ve kutlamalar olurmuş. Rahim kanamaları doğumla, bereketle bir tutulduğu için bu kan toprağa dökülürmüş. 

Bu işin farklı bir boyutu ama yaptığımız iş dolunayda olunca ayrı bir tadı oldu. İşin sinir bozucu yanı ise ondan birkaç gün önce düşmanın hareketli birliklerinin aynı güzergahtan geçmiş olmalarıydı. Etikten yoksun zihniyetlerin ete bürünmüş hali basiretsiz askerlerin ayak izleri her yerdeydi. 

Neyse, oturup ayağımızın altındaki kocaman araziye bakarak, sırtımızı Katolar'a yaslayarak, dolunayda güzel bir sohbete daldık. 

Abidin Dino'yu çağırsam acaba bu görüntüyü tuvaline aktarabilir miydi?

Keşifçiydim, henüz şafak sökmeden keşfimi yapmak için yerimi aldım. Şafak sökerken gördüğüm manzara beni sarhoş etti. Parçalı bulutlu bir hava ve hafif bir melteme benzer bir rüzgar, karşımda uzanan Kato silsilesi, Kör Qendîl ve Herekol, küçük küçük vadiler Çeqçeqo Vadisi'nde birleşiyor. Bir süre sonra gökyüzünün rengi değişmeye başladı. Beyaz griye çalan bulutlar kızıllaşmaya başladı. Kato'ya açılan Deriyê Beqê -Kurbağa Kapısı- boğazında güneş bulutların arasından bir top gibi çıkmaya başladı. 

***

Ruken seni çok merak ediyorum. 2005'te yarım kalan Dersim yolculuğunu tamamlamak için tekrar yollara düştün. Yanında Nucanlar şehit düştü. Parçalarla dolmuş vücuduna karşın, bilime aykırı bir kararla tekrardan Dersim’e gitme yollarına koyuldun. Senin bu istemine ve kararlılığına saygı duyuyorum ama senin için kaygılıyım. Keşke burada kalsaydın. Fakat senin yerinde olsaydım ben de bunu yapardım, benim zeytin gözlü yoldaşım. Güçlü karşılayacağın inancındayım. Lütfen kendini ve Berfin'i Dersim'e ulaştır. Seni seviyor ve kucaklıyorum.

***

Bir erkek en devrimci ortamda bile kendinden bir adım önde olan kadını kabul etmiyor. Hele bir de kadın sorumluluğu altında çalışıyorsa. Küçük bir birimiz. Daha yeni çalışmaya başladık, fakat bu anlayış geriliği yansıyor. İleride çok daha belirginleşecek, bundan adım gibi eminim. İçimdeki ses diyor ki; mücadele, mücadele, mücadele... Tek çıkış yolum da bu zaten.


* Esra Bulut (Ekin Sanem) Sivas'ta dünyaya geldi. 12 Mart 2008'de Besta'da çıkan çatışmada şehit düştü. Bu yazı Bulut'un günlüğünden derlendi.