Ekolojik sorunun kaynağında iki temel yatmaktadır. Birincisi kapitalist modernitenin nesnelciliği, doğayı tahakküm altına alınması gereken bir nesneler yığını olarak görmesi, insanın doğa üzerindeki egemenlik anlayışıdır. İkincisi, endüstriyalizmdir.

Doğadaki tahribat, endüstri devriminden sonra iyice hızlanmıştır. İlerleme, kalkınma adı altında fabrika üstüne fabrika kurulması, aşırı kar hesabı nedeniyle, doğa artık S.O.S. vermektedir. Ekolojik sorunu başlıklar altında açımlayalım:
Fosil yakıt, yani kömür ve petrol tüketimi, atmosfere karbondioksit salgılar. Atmosferdeki karbondioksit oranının artmasıyla, güneşten gelen ısının yeryüzünde fazla kalmasına yol açar. Böylece yeryüzünde ısınma artar. Buna küresel ısınma diyoruz. Küresel ısınmayla kutuplardaki buzlar erimekte ve okyanusun yükselmesine yol açmaktadır. Bu da birçok verimli kara parçasının okyanus sularında kalmasıdır. Yine küresel ısınmayla nehirlerdeki, göllerdeki sular kurumakta, bu da çoraklaşmaya yol açmaktadır.  Bu yüzden, yakın zamanda su sorunu tavan yapacaktır. Çoraklık ve kuraklık beraberinde birçok canlı yaşamını tehdit etmekte, tarımı zayıflatmaktadır. Yine küresel ısınmayla ormanlar azalmaktadır. Haliyle bu da nefes aldığımız atmosferdeki oksijenin azalması demektedir. Dikkat edilirse, doğadaki bir zincirin tahrip görmesi, beraberinde zincirleme olarak diğer halkaları da derinden etkilemektedir. Doğa döngüsü, doğa dengesi bozulunca, her alanda yansımasını buluyor.
Atmosferdeki ozon tabakası, canlıları zararlı güneş ışığından koruyan bir şemsiye gibidir. Ama endüstriyalizmle, özellikle soğutucu sistemleri, kozmetikleri üreten fabrikaların atmosfere saldıkları fosfor, bu ozon tabakasını çözüyor. Ozon tabakasında delinme, incelme görülmektedir. Bu da zararlı ışınların, canlılara zarar vermesine neden olmaktadır.
Fabrikalardaki zararlı, zehirli artıklar canlı yaşamını tehdit eden bir diğer unsurdur. Bunların sulara, toprağa karışması canlıyı öldürmekte, suları ve toprağı verimsizleştirmekte, kirletmektedir. Barajların yapımı eko-sistemi bozmakta, doğa yaşamını tehdit etmektedir. Bir yandan kara canlılarının yaşam alanını sınırlarken, diğer yandan ise tarihi kalıntılar sular altında kalmaktadır.
Örneğin Hasankeyf’te hizmetten, iş olanağından söz ediliyor ama yapılacak olan baraj ile neolitik tarih devriminde rol almış Kürt halkı ve bu halkın binyıllardır yaşadığı coğrafya olan Kürdistan ve Kürdistan’ın tarihi, bir bütün olarak da kültürü sular altında bırakılmaktadır. Her ne kadar Kürdistan özelinde örneklendirmiş olsak da, kapitalist sistemce dünya genelinde bu mantık işlemektedir.
Sonuç olarak, endüstriyalizmin aşırı kar hırsı beslendiğimiz ve bizi var eden doğanın bozulmasına yol açmaktadır. Sorunun kaynağında, iktidar merkezli tekelleşme, açgözlülük, egemenlik anlayışı yatmaktadır. Dananın kuyruğu koptu kopacak. Buna sebep olan biz insanlarız. Zarardan dönebilecek bir noktada olmamıza rağmen neden doğa merkezli bir paradigmaya kucak açmıyoruz?


Siirt E Tipi Cezaevi