İngiltere Gündemi


Yapılan araştırmalar, muhafazakar hükümetinin İngiliz ekonomisini iyice bir düzelttiğine işaret ediyor. Peki bu ekonomik büyümeden nüfusun tamamı nasibini alıyor mu? Hayır. Kimler bu durumdan çok memnun? Elbette ki büyük şirketler ve patronlar. İngiltere’nin büyük şirketlerinin lobi örgütü olarak bilinen CBI’nın (The Confederation of British Industry) haberine göre büyük patronlar arasında geleceğe dair iyimserlik tavan yapmış durumda. Yani zenginler mutlu.
İngiltere’nin ekonomik gerileme dönemlerini geride bıraktığı doğru ancak bu ekonomik iyileşmenin hem sınırlı, hem adaletsiz hem de kırılgan olduğunu unutmamak gerekiyor. Yani istikrarlı bir büyüme söz konusu değil. İnşaat sektöründeki büyük yükselişe rağmen, Londra’da evlerin satış ve kira fiyatları hızla artıyor. Bu ev fiyatlarındaki tahammül sınırını aşan yükselişinin kısmi olarak nedeni, İngiltere’nin zenginlerinden ziyade  çoğunluklu olarak Arap zenginler. Londra’da binlerce evin sahibi, bu evlerde yılda bir kaç gün geçirip evleri sadece yatırım amaçlı ellerinde tutan Körfez ülkeleri zenginleri. Seçilmesi durumunda, İşçi Partisi'nin bu yabancı zenginlere karşıt ciddi politikaları gündemde. Vergileri kat ve kat artırıp, bu evleri ellerinden çıkartmaya zorlamayı düşünüyor İşçi Partisi Lideri Ed Miliband. Milyonluk evlere sahip bu zenginlerin, vergilerin de bir icabına bakacağını bilmiyor mu acaba Miliband? Zira vergiler, zenginlerin uzmanlık alanı. Ünlü bir iktisatçının dediği gibi 'işçiler kazandıklarını harcar, girişimciler ise harcadıklarını kazanırlar'.
 Başka ne getirdi bu ekonomik büyüme? Ev fiyatlarının artmasının yanı sıra araba fiyatları da epey bir artmış. E haliyle yol, park ve garaj fiyatları da. Son yıllarda işçilerin çalıştıkları saatler düşürülerek patronlar aynı oranda bir üretim ve servis oranı bekliyor. Ortalama olarak bir işçi geçtiğimiz sene 50 saat daha az çalışırken aynı üretimi ortaya koymuş. Çalışanların saatlerinin düşürülmesi işçilerin gelirlerini düşürmekle beraber daha sıkıntılı bir yaşam geçirmelerine neden oluyor. Bunun yanı sıra diğer gelişmiş Avrupa ülkeleriyle karşılaştırıldığını İngiltere’nin genel anlamda üretim oranı çok düşük. İngiliz şirketler yatırımlarını, üretim yerine nakit rezervlerine dayandırmaya devam ediyor. İhraç etme oranı ithalin ise çok üstünde. Çin ve Brezilya gibi ülkelerin yanında İngiltere’nin ihraç edeceği pazar bulması aslında zaten çok zor.
Maaşlar arttı diye bir söylenti varsa da bu oran kamu sektöründe sadece yüzde 0.9 dolaylarında. 2009’dan beri işsizlik en düşük seviyesinde diyorlar ancak 2.2 Milyon kişi işsiz yaşıyor Britanya’da. Sosyal yardım kesintileri de cabası. Mali Çalışmaları Enstitüsü’nün (The Institute for Fiscal Studies) tahminlerine göre 2020 yılında 3.7 Milyon kişi yoksullukla savaşmak zorunda kalacak. E bir de ekonomik büyümenin olumlu etkilerinin yaşanmamasının nüfusun artmasına bağlayanlar var. Nüfus artışından kasıt elbette çok çocuklu İngiliz aileleri değil. Yine göçmenler, yine göçmenler. Halbuki göçmenlerin İngiltere’ye geliş oranı 2004’den bu yana düzenli olarak düşmüş. Göçmenler her zamanki gibi günah keçisi.   
Kısacası, zenginler ve yoksullar arasındaki çelişkilerin ve gelir adaletsizliğini artmasından başka bir şey ifade etmiyor bu sözde ekonomik büyüme. Diğer bir deyişle, milli gelirin adil dağılımı sorununu çözmüyor bu sözde ekonomik büyüme. Gelir artarken gelir eşitsizliği de artıyor haliyle. Sermaye ve emek gibi üretim faktörlerinin bireyler arasında eşit dağılımı olmadığı sürece sınıflar arası gelir dağılımı da eşit olmayacaktır. Ekonomi alanında en etkili kitap olarak varlığını koruyan ‘Ulusların Zenginliği’ boşuna bu coğrafyadan çıkmadı.