Aksi takdirde, o sistemin ayakta kalması, varlığını koruması mümkün olamaz. Bu nedenle, toplumsal kimlik inşası ile ekonomik inşa eş zamanlı gelişmek durumundadır.

Toplumsallaşmanın ilk aşamalarından olan ana-tanrıça döneminde ekonomik faaliyetler tüm toplumun genel çıkarları ve dengeli beslenmesi üzerine kurulup doğayla bir bütünlük ve uyum arz etmişti. O dönemdeki toplumsal faaliyetler, ihtiyaç temelinde üretim ve tüketim, kalan fazlanın da olası kıtlık ve kuraklığa karşı tüm topluluğun kullanacağı şekilde depolanması esasına göre düzenlenmiştir. Fakat bir sapma olarak ortaya çıkan özel mülkiyetçi iktidarlar, ardından devletçi sınıflı toplum düzeni, bu ekonomik faaliyeti ters yüz ederek kendini kurumlaştırdı. Stratejik bilgileri ve toplumun temel ihtiyacı olan besin depolarını elinde tutan iktidarcı klik, ekonomiyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden dizayn etti. 

Öncelikle toprak eksenli, ardından kapitalist modernite ile birlikte ticari, sanayi ve en son finans eksenli ekonomik düzenlemelere gidildi. Artık hem toprak hem topluluklar bir grup iktidar odağının sınırsız kullanım ve tahakkümüne açılmıştır. Elbette ekonomi tanımlaması da buna göre değiştirildi. Kapitalist tanımlamaya göre, “Yeryüzündeki kıt kaynakların, insanların sınırsız ihtiyaçlarına göre paylaşılmasının idare edilmesi”ne ekonomi denilir oldu. Burada ailenin geçimi, toplumsal ihtiyaçların giderilmesi ve bu bağlamdaki faaliyetlerin tümü ekonominin kapsamı dışına çıkarıldı. Yaratılan sahte gerçeklikle, sınırsız tüketim ile aşırı değer birikimi, asıl ekonomik faaliyet olarak gösterildi.

Özellikle son yüzyılda Kürdistan coğrafyası tam anlamı ile talan edildi ve halen de ediliyor. Tüm ekonomi damarları kesilmiş ve bölgesel işbirlikçi devletler kanalı ile kapitalist düzene bağlanmıştır. Kürt halkı hiçbir yer altı ve yer üstü kaynağını kendisi kullanamamakta. “En zenginim” diyen bile aracı kurum bayi ya da yerel uzantı olmaktan öteye gidememektedir. 

Kürdistan’daki petrol, doğalgaz, altın, demir, bakır, gümüş, krom gibi stratejik madenler ile su ve sulak araziler Kürt halkının kullanım ve tasarrufunda değildir. Toprağımızı suyumuzu enerjimizi kendimiz kullanamıyoruz. Tamamı bölgesel sömürgeci devletlerin şirketleri aracılığı ile küresel şirketlere peşkeş çekiliyor. Kürt işbirlikçi tabakasının payına da en kaba uşaklık ve kemikleri sıyırmak kalıyor. 

AKP hükümetleri dönemi ile birlikte Kürdistan’da ekonomik talan daha inceltilmiş ve sistematik olarak kalkınma adı altında yürütülüyor. Tüm derelerine HES’ler kurulurken, borulara hapsedilen sular çiftçilere para ile satılıyor. Elektrik ve mazot ücretleri ile küçük ve orta ölçekli çiftçiliği bitiriyor. Yerine küresel tarım şirketlerine büyük ölçekli çiftliklere bırakıyor. 

Üretimden kopan halk, şehirlere göç etmek zorunda kalıyor. Çarpık kentleşme ile birlikte inşaat sektörü balon gibi şişiriliyor. Üretimden kopan yeni nesil emeksiz yaşamanın çarelerinin ararken, sonuna kadar yozlaşıp, kapitalist modernitenin kof ve sanal dünyasında şişirilmiş egosu ile kendinin tatmin etmenin peşine düşüyor. Kültür, folklorik tüm özelliklerini kaybediyor. Kendine, halkına ve mücadelesine yabancılaşıyor. 

Böylece bir taraftan sömürge talan işgal süreci kalıcılaşırken, diğer taraftan da asimilasyon ve hızla Kürt varlığından uzaklaşma yaşanıyor. Bir genç, tarım ve hayvancılık ile uğraşıp daha az çaba ile daha fazla para kazanabilecek durumda iken kahve köşelerinde çaycılık yapmayı veya uluslararası şirketlerin mallarını taşıyıp, “nakliyatçılık” adı altında sistemin hamallığını yapmayı kendisi için daha cazip bulup, tercih edebiliyor. 

Doğal hayvan gübresini pis ve iğrenç bulurken, kapitalist modernitenin sofrası olan yağ ve dumanı erkeklik emaresi olarak görebiliyor. Kültürel kodların bu denli ve hızla yozlaştığı bir ortamda varlığını korumak ve özgürlüğünü sağlamak için toplumun özellikle kültürel özüne dönmesini sağlamak, insanları tekrar emekleri ile buluşturmak gerekir. Kapitalist düzenin toplum nazarında teşhir edilmesi, alternatif yaşam modellerinin hızla her yerele özgün bir biçimde oluşturulması gerekiyor.


Mustafa Irmak / Mardin E Tipi Cezaevi