
Bu amacın önünde hangi engeller vardı? Esasen üç ana engel. Birincisi, gücünü İslam dünyasını boyun eğdirmek için kullanan Amerika Birleşik Devletleri idi. İkincisi ve üçüncüsü ise, Usame bin Ladin’in Amerika Birleşik Devletleri’nin İslam dünyası içindeki desteğinin iki sacayağı olarak gördüğü ve “İslam dışı” ilan ettiği Suudi Arabistan ve Pakistan hükümetleri idi.
Peki 11 Eylül 2001 saldırıları bu amaca ulaşılmasını hangi şekilde ilerletecekti? Ladin’in akıl yürütmesini takip edelim. ABD’ye, kendi toprağı üzerinde yapılan doğrudan ve çok büyük bir saldırı ABD’nin “kağıttan kaplan” olduğu gerçeğini gözler önüne sermeye ve Amerikalılar arasında fiziksel güvenlikleri ve kolektif gelecekleri hakkında derin bir korku yerleştirmeyi amaçlıyordu. Ancak geçen hafta, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı, 11 Eylül 2001 saldırılarının El Kaide’nin işi değil Amerika’nın işi olduğunu söylediği için basında eleştirdi.
Usama bin Ladin Amerikalıların, kısa vadeli askeri anlamda “kaybetmeseler” de aynı zamanda “kazanamayacakları” da, bitmeyen bir “savaş”a sürükleneceğini umuyordu. Ladin, Amerika Birleşik Devletleri’ni bu bitmeyen savaşın devam eden geriliminin, hem maddi hem de jeopolitik olarak ciddi bir maliyet yaratarak tüketeceğine inanıyordu. Ladin’in amacının bu olduğunu düşünürsek, 2011’de geçen on yılın bu konuda Ladin’in yanıldığını gösterdiğini ileri sürmek oldukça zor olur.
Peki o halde neden Suudi Arabistan ve Pakistan hükümetlerini de devirmeye çalıştılar? Ve bunu nasıl yapmaya çalıştılar? Ladin’in analizi, her ikisinin de yozlaşmış ve İslam dışı olduğunu ileri sürdüğü iki hükümetin de söylemlerinin muğlaklığı sayesinde ayakta kalmayı, hatta ilerlemeyi becereceği yönündeydi. İki hükümet de hem Batıcı, materyalist seçkinlerin hem de fazlasıyla inançlı İslamcı halk güçlerinin, hem Batı dünyasının hem de içsel güçlerin desteğini birden almaya çalışmaktaydı.
Usama bin Ladin’in stratejisi, iki yüzlülüklerini açıkça ortaya çıkararak iki retorikten birini seçmeye zorlamaktı. Bunu yapmak için, 11 Eylül 2001’in bir sonucu olarak, yapmak istediğini gerçekleştirmek için, ABD’nin yapacağı basınca güvendi. Buna göre, Amerika Birleşik Devletleri’nin Suudi ve Pakistan rejimlerini belirsizliklerini sona erdirmek için zorlayarak kendi ajanları haline geleceğine inanıyordu.
2011 yılı itibariyle, Pakistan’da olan şeyin tam da bu olduğu açıkça ortaya çıktı. Afganistan’da ABD için askeri durum giderek daha da zor hale geldikçe, ABD, Pakistan rejiminin, en azından istihbarat örgütlerinin güçlü bir kesiminin, Afganistan’da aktif olarak Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı savaşan grupları (Taliban, Hakkani aşireti ve hatta El Kaide’nin bizzat kendisi gibi) açıkça desteklediği gerçeğine karşı gittikçe daha sabırsız bir hale geldi.
ABD Kongresi son derece huzursuz hale geldi ve Pakistan’a yardımı kesmek istedi. ABD’nin yeni savunma bakanı Leon E. Panetta, Pakistan içine doğrudan ABD askeri müdahalesi için bastırıyor. ABD Genelkurmay Başkanı Michael Mullen bile, Pakistanlılar’a karşı şimdiye kadar çok dikkatli olmak konusunda ısrarcı olmuş olsa da sabrını nihayet kaybetmiş görünüyor ve artık açıkça Pakistan hükümetini eleştiriyor.
Pakistan’ın cevabı ne peki? İçişleri Bakanı Rehman Malik, bunun karşılığında Pakistan’daki İslamcı militanlara karşı düzenlenen tek taraflı ABD saldırılarını açıkça eleştirdi. ABD’nin “egemenliğimize saygı göstermesini” istedi. Pakistanlılar diğer yakın müttefiklerini de kendilerini desteklemeye çağırdılar. Çin başbakanından “egemenliklerini” savunmak konusunda açık bir onay aldılar. Pakistan istihbarat örgütü başkanı da ABD baskısına karşı Pakistan-Suudi ortak direnişini onaylamak üzere S.Arabistan’a uçtu.
El Kaide liderlerinin ABD Deniz Kuvvetleri tarafından başarıyla öldürülmesi durumundan büyük bir tatmin yaşayabilir zira bu durum ABD ve Pakistan liderleri arasındaki açık karşı karşıya gelişi hızlandırdı. Bunun nedeni, kamuoyuna Pakistan hükümetinin içindeki, Ladin’i gizlice saklamak konusunda tavır alan ve dolayısıyla ABD’nin yaklaşan atağından haberi olmayanlarla Ladin’in yerini haritada göstererek ABD hükümetiyle işbirliği yapanlar arasındaki bölünmeyi ortaya koymasıydı. ABD’nin harekete geçmesinden hemen önce, Pakistan kamuoyu ABD saldırısını lanetlemek konusunda neredeyse bütünüyle uzlaşmıştı.
Bugün, ABD-Pakistan ittifakının inanılmaz kırılgan durumda olduğunu herkes kabul eder. Hiç şüphesiz El Kaide kendini tebrik ediyordur. Peki, El Kaide Suudi rejiminin altını oymak konusunda benzer derecede başarılı mıydı? O kadar değil. Suudi hükümeti belirsizliği sürdürmeyi bir yere kadar sürdürmeyi becerdi ama bunu Arap dünyasında yaptığı çeşitli hareketlerin sonucunda Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı mesafesini epeyce açarak yapabildi. Suudi rejimi Pakistan’da olanlara benzer türde bir çöküşü tekrar etmek hususunda açıkça kaygılıydı.
Suudiler bu meseleyi seçkin unsurlara ek bir takım ödünler vererek (kadınların oy vermesininin sağlanacağı yönünde yapılan açıklama), komşu Körfez ülke hükümetlerinin desteklenmesi için gerekli olduğunda doğrudan müdahale (Bahreyn hükümetine destek için askeri birliklerin gönderilmesi) ve Filistinlilere artan oranda iktisadi ve diplomatik destek yoluyla ülke içinde ciddi bir istikrar sağlamaya çalışarak ele aldı. Ama tüm bunlar yeterli olacak mı? Rejim için en önemli sorun ülke içindeki ezilen mücadeleci ve tesadüfen en geniş petrol rezervlerinin olduğu yerde yaşayan Şii azınlık. Üstelik El Kaide, Şii şikayetleriyle akıllıca başa çıkarak Suudi rejimine de yardım etmeyecek.
Peki, tüm bunları nasıl özetleyebiliriz? Gerçek şu ki, El Kaide liderleri, ABD özel güçleri tarafından birçok kez öldürüldü. Üstelik Usama bin Ladin’in kendisini de kaybettiler. Ama bu onları sadece yavaşlatmışa benziyor. El Kaide İslami bir acenteliğe dönüşmüş gibi gözüküyor ve her ne kadar özerk olarak hareket ediyor olsalar da her zaman aynı ismi kullanmak isteyen yeni gruplar da olacağa benzer. ABD, bugün 2001’e göre jeopolitik açıdan açıkça daha güçsüz. Pakistan rejimi kendi hayatı için savaşıyor. Ve Suudiler oldukça kaygılılar.
Henüz halife değillerse de El Kaide liderleri daha çok sabırlılar. Operasyonel olarak sabırsızlar. Stratejik olarak ise çok sabırlılar.