Nitekim Cengiz Çandar da, son yazısında gerçeğin altını çizerken, şöyle diyordu:
“Türkiye’nin yetkilileri, El Kaideli çetelere yardım edildiğini ve lojistik destek verildiğini, inatla reddediyorlar. Sanırım yalanlarına, kendilerinden başka, hiç kimse inanmıyor.”
AKP rejimi, kendince “İslamın kurtarıcısı” rolüne soyunmuş İhvan’a (Müslüman Kardeşler) açıktan destek veriyor. Öyle ki, gücü yetse devrildiği için, Mısır’a savaş ilan edeckti.
El Kaide, İhvan’ın ölüm ahtapotu niteliğindeki türevi. Kökleri aynı.
Dinden geçim oldukça karlıdır. Bu yüzden, yer yüzünde, tek tip İslam ve yaşama biçimi yoktur. Her rejim, kendi çıkarına uygun bir yol tutturup, “hakiki İslam burada” diyerek, kitlesini peşinden sürüklemektedir. Derviş kılıklı siyasi partiler, cemaatler ve eli kanlı örgütler de, yeni din kaşifleri olarak nimetlere hücum savaşında…
El Kaide, ağzında “Allahu ekber” sözü, elinde masumların tepesinde patlatılacak bombayla, dinden geçinme savaşlarında. O kendinde, en birinci dindar rolünde. Terör ise adeta kıblesi. Militanlarını, Hasan Sabah’ın “Haşhaşileri” gibi ölüm tarlalarına sürüyor.
Üç yıldan beri Suriye’yi yakıp yıkarak, talandan cinayetlere koşarak faaliyet gösteriyor, aldıkları sipariş üzere Kürtlere saldırıyorlar. Yolunu çevirdikleri insanları, ayak üstü imtihana tabii tutuyorlar. Dünya medyasında dolaşan görüntülerde seyrettik. Layıkıyla Kelime-i Şehadeti bağırmayanları, Peygamberinin anne adını bilmeyenleri oracıkta kesiyor, girdikleri köylerinde, beşikteki bebekten, yatalak ihtiyara kadar, yakaladıkları herkesi kamadan geçiriyorlardı.
Onların ki de böyle bir İslam. Türk devleti ise yardım ile yataklık ile bunları Kürtlere saldırtmaktan sanık. Kimileri, zulümle Kürtleri kazanacağına inanıyor olabilir, ama vahşeti gördükçe makası açıyor, kinle uzaklaşıyorlardı.
Uluslararası terör teşkilatı El Kaide’ye yardım ve yataklık, öbür yanda, Türk yetkililerin söylemlerinde Kürtler “yurttaş”, seçim zamanı ise “ver apim abi” dalkavukluğunu anımsatan deyimle “kardeş”ti. Kürtler, her alanda Türklerle eşit haklara sahipti.
O kadar eşitti ki, an geliyor, Türk hukuku Kürtler için “guguk” oluyordu. Mesela, üç gün önce, İstanbul’un orta yeri Beşiktaş’ta Kürt esnaf saldırıya uğruyor, bir kaçı bedenlerinin kırıklarını tuta tuta hastaneye koşuyor, medyaya göre, anında kanlı yerde biten polis, can alma seferine çıkmış ırkçılardan kimseciği görüp, tutuklamıyordu.
Bir başka olay:
Hac zamanı, bütün halklar, kendi renkleri, dilleriyle Mekke’de buluşuyordu. Mesela Türkler, de göğsü bayraklıydı. Kendi dillerini konuşmak da normal, ama üç tane Kürt, üstünde “Kürdistan” yazılı tişört giyip, Kürtçe konuşunca, bu anormal olarak Türk medyasında haber oluyordu.
Somali’ye, Filistinli’ye yardım, Müslüman dayanışmasıydı. Rojavalı Kürtler sözkonusu olunca, Kürtlerin topladığı yardımın önüne barikat kuruluyordu.
Oysa Rojava, Türk devletinin yardım götürdüğü hiç bir yer kadar uzak değildi. Mesela, Rojava ile beri taraftaki Kürtleri, sadece bir tren hatı ayırıyor, mayın tarlaları da yollarını kesiyordu. Rejim, mayınlar akrabaların karşıdan karşıya bakışıp, gözleriyle “bölücülük” yapmasını önleyemediğinden olacak, bir zamanlar Berlin’i ikiye ayıranın benzeri olarak, utancın evrensel tarihine geçecek bir duvar örüyordu, aralarına…
El Kaideciler, ara geçitlerden “kardeşlerin” kardeşini kesmeye, mallarını talana gidiyor, beridekiler de, akrabalarına yapılanları seyrediyor, bu arada televizyona göz atanlar, Türk Başbakanın, Ankara’ya devat ettiği Ukranya Başbakanı ile “Kırımlı Türk soydaşları”nın hak ve özgürlüklerini pekiştirme pazarlığına oturduğunu görüyor, “vah kardeşlik ki, örtün öleyim” diyerek, içlerine dolan kırık camlarla, yönlerini başka tarafa çeviriyorlardı.
Kürtlerin, El Kaide vahşetinden sonra makası açıp iyice uzaklaşmaları bir yana, şimdiye dek, El Kaide’yi kullananlardan kimse, “hayrını” görmemiş, bela sonunda boyunlarına dolanmıştır. Pakistan, Somali, Libya El Kaide bombalarıyla sarsılıyor, Pakistan ağlıyor.
Bugün, Kürtleri kesiyor diye sevinenler, yarın sıranın kendilerine gediğini görünce nafile yere göz yaşı dökeceklerdir. Cilvegözü, sağa sola bomba yerleştirmenin ayak sesleriydi. Giderek artan örgütlenmeleri ise varlıklarının manzarası…
Onlar, aldıklarıyla yetinen değildir. Tümünü isterler. Tümü ise mutlak iktidardır.
Günü geldiğinde, Erdoğan-Fethullah Gülen rejimini hedef alıp, “asıl Müslüman biziz” naralarıyla bombalar patlatırlarsa ne olur? Bunun olmayacağına dair garanti nedir?
Medya, Türk kamuoyu, “zinde kuvvetler” mi?
Bunların bir ölçeği, zaten gelen efendiye alkışa, gidene sövmeye talimli, medya ise her gelene eğilip, “ah neler çektik, neler” demeye hazırdır.
El Kaide’nin ayak sesleri
TC’nin, Rojava’da “Özerk Kürdistan”ı boğmak için, izleri, görüntüleri külle örtülü bir kurnazlıkla, uluslararası İslami terör örgütü El Kaide’le kurduğu bağlar, bağlantılar Türk medyasında bile, sır değildir.