HDP'li milletvekilleri, Elazığ Cezaevi'ndeki tutsakların dışarı ile iletişimlerinin koparıldığını belirtti. Tutuklu yakınları ise 4 aydır yakınlarından haber alamadıklarını kaydederek, sorumlunun Adalet Bakanlığı olduğunu vurguladı. HDP Şırnak  Milletvekilli Aycan İrmez, 6 kadın tutsağın 1 Kasım 2017’den bu yana süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olduklarını açıkladı.

 Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Aycan İrmez, İbrahim Ayhan ve Mehmet Emin Adıyaman ile Elazığ Cezaevi'nde bulunan tutukluların aileleri, cezaevindeki hak ihlallerine ilişkin HDP Genel Merkezi’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantıda konuşan HDP Şırnak Milletvekili Aycan İrmez, Elazığ Yüksek Güvenlikli Cezaevi'nde tutulan 6 tutuklunun bir aydır süresiz dönüşümsüz açlık grevinde olduğunu belirtti.

 

Dışarıyla iletişimleri koparıldı

Cezaevlerinde yaşanan hak ihalelerine dikkat çeken İrmez, şunları paylaştı: “Elazığ T Tipi Cezaevi'nde kadın koğuşunda hak gaspları ve hak ihlalleri söz konusu. Ne yazık ki son dönemlerde tutsakların tüm iletişim hakları gasp edilerek, dışarı ile iletişimleri koparılmış durumda. Tutsakların durumlarına ilişkin dışarıya sağlıklı bir bilgi akışı sağlanamıyor. Son 3 aydır tutsaklarla ne yazık ki herhangi bir iletişim söz konusu değil. Tutsakların 1 Kasım’dan bu yana hak gasplarını ve hukuksuz uygulamaları protesto etmek için başlattıkları açlık grevi devam ediyor. Bu açlık grevini şuan 6 kadın tutsak devam ettiriyor. 1 Kasım itibariyle bu sayı 10 kişiydi. Ama sağlık sorunlarından dolayı 6 kadın devam ettiriyor." 

 İrmez,HDP heyeti olarak 16 Kasım'da cezaevini ziyaret ederek yetkililerle görüştüklerini ifade ederek, ancak yapılan görüşmeden sonra da herhangi bir iyileştirilmenin olmadığının altını çizdi. 

 

Sorumluluk Adalat Bakanlığında

İrmez, şöyle dedi: “HDP Heyeti olarak savcı ve müdürle bir görüşme gerçekleştirdik. Tüm bu hak ihlallerini bizzat kendileriyle görüştük. Ne yazık ki şuana kadar tek bir adım atılmış değil. Ayrıca bu gerçekleşen hak ve hukuksuzluğa dair bizzat ben ve komisyondaki diğer arkadaşlarımız ve cezaevi komisyonundaki arkadaşlarımız Adalet Bakanlığı ile görüşmeler gerçekleştirdi. Bu saate kadar bir adım bile atılmış değil. Orada yaşayan canların onlar için bir öneminin olmadığını gördük. Buradaki sorumluluk tamamen Adalet Bakanlığı'na aittir."

Daha sonra Elazığ Cezaevi'nde oğlu tutulan Nihat İldan, baskıların sistematik bir şekilde devam ettiğini vurguladı. Bir ara oğlunun 42 gün süngerli odada tutulduğunu belirten İldan, "Telefon yasağı falan ara ara oluyordu ama son 4 aydır hiçbir şekilde görüşemiyoruz. Ne telefon ne mektupla iletişim kurabiliyoruz. Sadece para gönderiyoruz ama o para ulaşıyor mu onu da bilmiyoruz” diye konuştu. 

 

Tecrit içinde tecrit

Cezaevinde kardeşi tutulan Satiye Ok da “AKP iktidarı sözüm ona darbe girişimiyle başlattığı baskıların bir ayağını da cezaevinde örmeye çalışıyor. Bunu da kadınlardan başlayarak hayata geçirtiyor. Elazığ pilot bölge olarak seçilmiş. 3-4 aydır iletişim yok. Tecrit içinde tecrit örmeye çalışılıyorlar. Süngerli oda da bunun örneği. Kız kardeşim cezaevinden sürgüne gelirken çıplak arama dayatmasını reddettiği için süngerli oda cezası aldı. Yaşanan her olumsuzluktan iktidar, Adalet Bakanlığı, Elazığ T Tipi Cezaevi Müdürü sorumludur” ifadelerini kullandı. 

 



Öcalan ile görüşmeye 712. ret

Öcalan’ın avukatlarının, müvekkilleriyle yapmak istedikleri görüşme talebi Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 712’nci kez reddedildi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın avukatları Ebru Günay, İbrahim Bilmez ve Faik Özgür Erol’un müvekkilleri ile yarın görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptığı başvuruya yanıt geldi. Avukatların başvurusunu değerlendiren Başsavcılık, 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri'nin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamaları gerekçe göstererek görüşme talebini reddetti.

Verilen kararla avukatlarının Öcalan ile görüşmesi 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana 712’nci kez “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gibi gerekçelerle engellenmiş oldu. 




Burada her şey insanlık dışı!

Bolu F Tipi, Düzce T Tipi, İzmir T Tipi, Kandıra F Tipi cezaevlerinden mektup gönderen siyasi tutsaklar, OHAL ile birlikte kazanılmış tüm haklarının gasp edildiğini yazdılar.

Bolu F Tipi Cezaevi’nden mektup yazan siyasi tutsak Latif Mollaahmetoğlu, tekmil dayatması nedeniyle haftalık telefon haklarını kullanamadıklarına dikkat çekti. “Telefonu açtığımızda bir askermiş gibi tekmil vermemiz isteniyor” diye yazan Mollaahmetoğlu, bu uygulamanın sadece tutsaklara değil, ailelerine de dayatıldığını aktardı. Mollaahmetoğlu, “güvenlik” adı altında dayatılan uygulamayı şöyle anlattı: “Adımı, soyadımı söyleyeceğim, sonra UYAP’ta zaten kayıtlı olan telefonu tekrar edeceğim. Sonra aradığım yakınım da aynı şekilde ismini soyadını ve numarayı tekrarlayacak.” 

Bunun eziyetten başka bir şey olmadığını KAYDEDEN Mollaahmetoğlu, bilginin aniden tüm dünyaya yayıldığı 21. yüzyılda kendilerine empoze edilen bu ilkel uygulamayı kabul etmeyeceklerini vurguladı.


Çıplak arama ve yasaklar

Düzce T Tipi Cezaevi’nden mektup yazan siyasi tutsak Selda Bulut, yaşanan insanlık dışı uygulamaları anlattı. Kasım ayında hücrelerinin aniden basılıp Silivri Kapalı Cezaevi’nden ülkenin dört bir yanındaki hapishanelere sürgün edildiklerini anlatan Bulut, getirildiği Düzce T Tipi Cezaevi’nde insanlık onurunu aşağılayan çıplak arama dayatmasıyla karşı karşıya kaldığını belirtti. Silivri Cezaevi’nden üstü aranarak ve X-Ray cihazından geçirilerek Düzce T Tipi’ne getirildiğine işaret eden Bulut, bu insanlık dışı uygulamayı kabul etmediği ve “Onursuz aramaya son” sloganını attığı için 1 ay görüş cezası aldığını yazdı. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın avukatlarıyla aynı koğuşta kalan Bulut, cezaevinde 10 kitap sınırlamasının da sürdüğünü aktardı. “Kitap okumak bizim için su gibi, ekmek gibi bir ihtiyaç” diye yazan Bulut, bu sınırlama nedeniyle büyük bir mağduriyet yaşadıklarını belirtti. OHAL haftalık telefon haklarının 2 haftada 1 şeklinde değiştirildiğini, üç kişiyle konuşma haklarının ise iptal edildiğini anlatan Bulut, ailelerden görüşe gelebilecek kişilere dahi sınırlama getirildiğini belirtti.


Hücre kabinli ring

Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden mektup yazan siyasi tutsak Gürkan Türkoğlu ise yönetmelikte dahi olmayan keyfi kıyafet yasaklarının uygulandığını, gönderildikleri kartların engellendiğini, hücre kabinli ring aracı eziyeti nedeniyle tutsakların hastaneye ve mahkemeye götürülmediğini söyledi. Bu keyfi uygulamalara karşı çıkan tutsaklara disiplin cezaları yağdırılırken, iletişim haklarının da gasp edildiğini belirten Türkoğlu, mektubunda yaşanan hak ihlallerini şöyle sıraladı:

“Rıdvan Akbaş’ın Necla Can’a gönderdiği faks 'sakıncalı' denilerek engellendi. Serkan Fikir’in Ferhat Gerçek’e gönderdiği mektup engellendi. Farklı hapishanelerdeki arkadaşlarımıza gönderdiğimiz kartların engellenmesi İnfaz Hakimliği’nin kararıyla da onaylandı. Her hafta cuma günü verilmesi gereken hapishane içi posta ya geç veriliyor, ya hiç verilmiyor. Havalandırmaları gören kameraların kapatılmasını bahane eden hapishane idaresi, 10 ay gecikmeli soruşturmalar açıyor. Oysa soruşturma açtığı tutsakların birçoğu o tarihlerde bu hapishanede dahi değiller. Bu asılsız suçlamalar nedeniyle açık görüşe çıkmadan 2 saat kala hakkımda ziyaret yasağı cezası başlatıldı. Ailem mağdur edildi. Benzer bir şekilde Umut Güney’in de 3 günlük hücre cezası, açık görüşe 2 saat kala tebliğ edildi. Tutsaklara yönelik hücre kabinli ring uygulaması nedeniyle birçok arkadaşımız hastaneye ve mahkemeye götürülmemektedir. Bu ringlere girmeyi kabul etmeyen Turgay Ayyıldız ve Caner Koç hastaneye götürülmemiştir. Hastaneye ve mahkemelere sevklerinin engellenmesinin bir diğer gerekçesi ise tek tip elbise uygulamasıdır. Ufuk Sayaroğlu ve Ozan Oğuz ‘un siyah giyinmesini bahane eden jandarma, 'Tek tip elbiseyi protesto ediyorsunuz' diyerek sevkleri engellemeye çalışmıştır.”

Mektubun bitiminde özgür tutsakların gasp edilen hakları kolay kazanmadıkları hatırlatan Gürkan Türkoğlu, kazanılmış haklarını gasp ettirmemek için sonuna kadar mücadele edeceklerini vurguladı.