Takip ediyorum, ancak bu kadar vahim olduğunu son günlerde öğrendim.
Kürdistan’da, mekanlarına "Kürt-Kürdistan Partisi“ adını koyan, ve bu adı taşıyan tabelaları siper edinenlerin birçoğunu tanıyorum. Buna ek olarak altını çizmek istiyorum: Kuzey Kürdistan’da, Erdoğan’dan medet uman dava döneklerinin varlığı, beni hiç şaşırtmıyor.
Tüm bunlara rağmen, sadece Kürdistan’ı değil, dünyayı de bir gün sonra kurtaracaklarına inananların türlerinin hala tükenmediğine, hiç mi hiç inanmıyordum.
38 yıl sonra, eskilerde kalmadığına inandığımı zannettiğim bir "sosyalist“le görüşme imkanı buldum.
Zaman geçip gitmiş;
O başka bir yere, ben başka diyarlara savrulmuşuz.
Bana, yaptıklarımla ilgili özeleştiri vermem gerektiğini buyurdu.
Zamanın geçmiş olduğunu farkında değil miydi, bilmiyorum.
O, beni hala "gri teoriye“ sığınan ve her tüm zamanlar için haklı olan biri mi zannediyordu?
Sormadım.
Daha dolaysız konuşmayı tercih ettim.
Ve konuşurken de, O’nun tahayyül ettiği Ben’den ne kadar uzakta olduğumun da farkına vardım:
"Bir zamanlar bir ben bir de sen vardık. Hayallerimiz için didinip durduk. Sonrasında, bizim teorisinin ötesine geçemediğimiz hayallerimizi gerçekleştirmek için ortaya çıkanlara karşı durduk. Bu da bizim yıkımımız oldu. Kendimize değil, hayallerimize ihanet ettik. Bunu görünce ben…“
Otuz yıldır oturduğunu sandığı, ayakları olmayan koltuğuna kurulu olduğunu sanan o adam, dünyayı yeniden keşfedercesine, eskileri tekrarlayıp durdu…
Bu adam benden değil; bizden hiç değil.
Ama neden hala kendisinin de bizim dünyamızla ilgili söyleyeceklerinin olduğunu iddia ediyor ki?
Neden, apoletsiz, hayali generalleri olan Krenski pozlarında?
Neden, durak tanımayan eleştirmen?
Ve neden kendisini görebilecek bir ayna tanımamış, özünü eleştirecek mir mantığa sahip değil?
Eskilere gidiyor ve cevap arıyorum. Bu arada bazı tarihi bulguları irdelemek istiyorum:
Şüphe’nin (de omnibus dubiandum) olduğu yerde, muhattap eleştiriyi hak eder mi?
Antagonist (uzlaşmaz) iletişimin olması halinde, taraflardan her biri, doğanın korumasından yoksundur.
Bu durumda, egemen olan kendisini haklı bulduğu zemini, eleştiriye gerekçe olarak sunarak, karşıtının yenilgisine yol açacak süreci başlatır. Bertolt Brecht’e göre "Eleştiriden korkulmamalı; insan onunla karşılaşır ya da ondan yararlanır, herşey bundan ibaret.“
Davaya inanan bireylerin "özeleştiri“ yapmaları, tarihin birçok döneminde, kaçınılmaz görüldü.
Ancak kararlı bireylerin postkomünist dönemde, özeleştiri yapmalarının temelinde, "geçici bir dönem“ için, eskiye dönüşün yolunu da açmış oldu.
Bu birkaç dipnota eklemek istediğim şu:
Sürecin (en geniş anlamıyla) paralelinde olan her güç, birey, eleştiri yapma hakkına sahip oluyor.
Şüphenin olduğu her alanda, "eleştiri“ kaçınılmazdır.
Sürecin (en geniş anlamıyla) paralelinde olmayan her güç, birey, eleştiri yapma hakkına sahip olduğunu zannediyorsa, bu bir egemenliğin hükmetmesinin emaresini taşıyor.
Antagonist çelişme: bu görüşmede anladım; sürece (en geniş anlamıyla) dahil olmayanlarla aramızdaki çatışmanın öznesi.