İktidar olmak için önce mevcut iktidarların memuru, sonra birlikte iktidara yürüdüğü yol arkadaşlarını ve nihayet en yakın dostlarını öldürmekten çekinmeyen bir zalim: Macbeth. Trajedi dünyasının şaheseri olan William Shakespeare'in bu ünlü eserinin aynı isimli kahramanın öyküsü bütün muhterisler için önemli bir örnektir.
Aklın, adaletin ve onurun yönlendiriciliğini terk edip, insanı çıldırtan cadı görünümlü yandaşlarla pohpohlanan iktidar hırsının, kanlı zulmün, değer tanımaz onursuzluğun yolunu seçenler, her diktatörlüğün sonu olan zirveden iniş sürecinde yaşadıkları ağır bunalımların gerçek öyküsüdür Macbeth. "Her şeyi bilen ve asla yanılmayan" diktatör kimliğinin her yenilgiyi bir ihanete bağlayan ruh halini sergileyen sağlam bir örnektir bu eser. Yani, iktidar hırsının tükettiği "insan!"
Daha fazla iktidar ve daha fazla çıkar için daha fazla zulüm, o toprağa can veren kökleri, kendini çevreleyen en uzak halkadan en yakın halkaya doğru adım adım kurutur. Ve bir akrep gibi vurur kendini, sonunda köksüz kaldığında. Vicdanları karartan iktidar hırsı, ister milliyetçilik ister din ya da otoriteryan başka bir ideoloji, ister kibir ve kendine tapınma ruh hali, hangi kılıf içerisinden görünürse görünsün öylesine bir bataklıktır ki, atmaya gör adımını, beyin hücrelerini doldurana kadar çeker insanı içine o çamur.
***
Kuzey Kürdistan’da sürdürülen kök kurutma savaşı, ahlaki-vicdani değer tanımadan sürdürdü çocuk katliamlarını. Savaşın sonuçları kaçınılmaz olarak Batı’yı da doğrudan etkilemeye başladı. Halklar nezdinde henüz anlamlı bir kıpırdanmadan söz edemesek de, ihtirasına yenik düşen ve bu nedenle zulmünü artıran Tayyip, kendisi için de dayanılmaz korkularla döşeli bir yaşamı inşa etti.
Tayyip öyküsü Macbeth’ti anlatır sanki. Ve onun sonu da Macbeth gibi olacaktır, eminim.
O da dostlarına kıymaya, her birini harcamaya başladı çoktandır. Çünkü halkın yükselmekte olan öfkesini hisseden suç ortakları, nedamet gösterilerine yöneldiler bile. Örneğin, Arınç ya da Hüseyin Çelik, Sadullah Ergin gibi isimlerin son çıkışları budur. Oysa zamanında yapılmayan uyarıların daha sonra dillendirilmesi hiç kimseyi ahlaki düşkünlükten kurtaramaz. Ve bu örnekler, Kürt halkı katledilirken acıya ortak olarak, eylemli biçimde sesini çıkarmayan Batı’nın tutumu da bu sürdürdükçe daha fazla kirlenmekten kurtulamayacağını sergiler.
Tayyip karşısında Arınç’ın durumu, IŞİD karşısında İslam’ın durumundan farklı değildir. Şimdi birileri çıkarak "IŞİD ve İslam’ın aynılaştırılmasının yanlışlığını" söyleyebilirler. Onların sahtekar olduğundan şüphemiz yoktur. Ve onlara deriz ki: "Kesin sesinizi sahtekârlar! Siz IŞİD kelle kesip, kaçırdığı kadınlara tecavüz ederken de içinizdeki huri sapkınlığının dışavurumunu gizleyebilmek amacıyla suskunluğu seçmiştiniz. Şimdi IŞİD layık olduğu cehenneme doğru hızla giderken, geçmiş zaman öykülerini hatırlatıp günümüz içerisinden sahte yaygaralar koparmayın. Eğer karşıysanız çıkın sokaklara ve bangır bangır bağırarak şeytan taşlar gibi taşlayın bu IŞİD dinini ve onu kollayan AKP iktidarını. Çıkın sokağa ve teşhir edin onları. Bunu yapmıyorsanız eğer, siz İslam’ın İslam ailesi için ensesi meşrulaştıran Diyanet yorumcularından farklı değilsiniz demektir!"
***
Tayyip’in bütün gerçekliği, gerçekliğin inkarına dayanıyor. O da tıpkı Macbeth gibi insan adına oluşmuş bütün değerleri katlederek çıktı yola. Onun yüreği de faili meçhullerle birlikte yol arkadaşlarının gömüldüğü bir toplu mezarlıktır. O, Brütüs’ün ihanetini her gün yeniden gerçekleştiren aile boyu bir ihanet şebekesinin reisidir. Aileyi yaşatmak için seçtiği kazanç yolu budur.
Öylesine korkak bir liderdir ki, bu korku nedeniyle Neron gibi sadece Roma’yı değil, Hitler gibi bütün dünyayı yakabilecek bir zulüm potansiyeline sahiptir. Ve o korkudan dolayıdır ki diktatörler, büyük hamasetle bağlılıklarını anlattıkları ülkelerinden yenilgi anında servetlerini de yanlarına alarak kaçarlar. Sonunda Mussolini gibi yakalanıp ayaklarından asılır, ya da Hitler ve Goebbels gibi halkların öfkesinden kurtulmak için intihar ederler bu pislikler. Bütün diktatör yalakaları ise, onurdan şereften yoksun bıraktıkları ömürlerini halkların adaletinden kurtarabilmek için, varsa eğer ömürlerinin geri kalan kısmını genellikle bir yarasa gibi karanlık mağaralarda sürdürmek zorundadırlar.
Ve biz biliyoruz ki Kürt halkının Cizre, Silopi, Nusaybin, Diyarbakır, Sur ve bütün Kuzey Kürdistan’da sadece Anadolu-Mezopotamya halkları için değil, bütün insanlığın onuru için sürdürdüğü direniş Tayyip iktidarının çöküşünün de ilk müjdecisidir.
Kobanê’de olduğu gibi, o zaferi selamladığımız gün, dünyanın bütün Macbeth’lerinin de döktükleri kanda boğulacakları büyük gün olacaktır.