
Erkek egemenlikli sistem büyük bir kriz ve çözümsüzlük içinde. Ve artık astarı yüzünden pahalı misali, bir iflas, çözülme süreci yaşıyor. Kadına karşı, yaşama karışı bu denli pervasızlaşması bu gerçeğin en büyük ifadesidir. Bugün şiddet ve savaş bu sistem için vazgeçilmez bir hal alıyorsa bu durum, sistemin intihara doğru gittiğini ve aşılması olmazsa olmaz kabilinde kendini dayatığını ortaya koyuyor. Erkek egemenlikli sistem, kadının uyanışı ve başkaldırısına ne kadar tahamülsüz olduğunu IŞİD şahsında bir kez daha ortaya koydu, gerçek yüzünü deşifre etti.
Bununla bağlantlı olarak erkeğin sahte namus maskesi de düşmüştür. İŞİD’in kadına yönelik saldırları ve kadın kırımından anlaşılyor ki, kadınlar hiçbir şekilde kendi yaşamları ve savunmalarını erkeklere (baba ve kardeş) de dahil olmak üzere teslim etmemelidir. Çünkü bu süreçte kadınlar en çok eşleri, babaları ve kardeşleri tarfından ya öldürülmüş ya da ölüme terk edilimiştir. Kadın özgürlük harketleri olarak bu konuda gereken dersleri çıkarmazsak, var olan kadın kırımına karşı bir varlık göstermeyeceğimiz gibi, onun değirmenine su taşıyacağız. 21. yüzyılda kadınlar hala çarşılarda cariye olarak satılyorsa, bu sadece erkek egemenlikli sistemle izah edilemez. Bu durum aynı zamanda bizim mücadele tarzımızın bir sonucudur. Şengal ve Kobanê’de yaşananlardan büyük sonuçlar çıkartabilmeliyiz. Şengal'de bilinçlenmeyen, örgütlenmeyen, eylem gücünü ortaya koyamayan kadının ne kadar çaresiz ve köleliğe mahkum olduğu, buna karşı Kobanê’de özgürlük bilinciyle kendini örgütleyen kadının, direniş gücünün ne kadar destansı olduğu en somut örnekler olarak ortaya çıkmıştır
Dolayısıyla kadınlar olarak 25 Kasım Kadına Yönelik Siddete Karşı Mücadele Günü'ne doğru yanıt vermek için, mücedele yöntemlerimizdeki hata ve eksiklikleri iyi tesbit edip, gerekli özeleştiriyi vermek durumundayız. Geriliklerimizi aşmak, ahlaki olduğu kadar bizi özgürlükçü mücadele tarzına da yakınlaştıracaktır. Buna göre kendi durumumuzu analiz edersek; biz kadınlar her ne kadar erkek egemenlikli sisteme karşı öfke duysak da hala kendi zihniyetimizi erkek paradigmasından kurtaramadığımız, beklentili yaklaştığımız görülüyor. Özellikle kadın öncülerdeki negatif özgürlük anlayışı, yani bireysel özgürlük anlayışı, özgürlüğün toplumsallaşmasını engellemektedir. Yani bu konuda hala klasik feminist anlayışı aşmadığımız, gereken toplumsallaşmayı sağlayamadığımız ortaya çıkıyor. Bu durum da bütün kadınlara öncülük etmede ve özgürlük gücü oluşturulmasında ciddi bir engel teşkil ediyor. Özgürlüğü toplumsallaştırma düzeyimiz, özgürlüğümüzün garantisini belirlerler. Arîn yoldaşın duruşu, özgürlüğe olan tutkusu ve eylem tarzı, başta Ortadoğu olmak üzere, bütün dünya kadınları için bir manifesto niteliğindedir. Öz bilinç, öz irade, öz örgütlenmesi, eylem gücünü oluşturmuş bir kadını hiçbir güç köleleştiremez, ruhunu teslim alamaz. İşte Arîn Mîrkan bir kez daha Zilan arkadaşın özgürlük eylemi güncelleştirmiş ve bu hakikatın dili olmuştur. Biz de günceli özgürleştirmek ve erkek egmenlikli sistemden intikam almak istiyorsak, tek bir kadını, bilinçsiz, örgütsüz ve savunmasız bırakmamalıyız. İnanıyorum ki bu şekilde 25 Kasım Arîn yoldaşa ve bütün kadınlara en büyük cevap bu olacaktır.