
Artık hayatımızın bir rutini halini aldı sokağa çıkma yasakları. Önceleri birer birer ilan edilirken şimdilerde birçok ilçede birden yasak ilan edilir oldu. Yani sokakları bomboş, yollarından sadece zırhlı araçların ve ambulansların geçtiği ilçe sayısı arttı. Yani insanların gündelik hayatlarının askıda olduğu günler arttı da arttı. Ve o ilçelerde yasaklı veya yasaksız bir günde, yasaklı veya yasaksız bir mahallede yakınlarını kurşunlara kurban verenlerin sayısı arttı.
Artan sadece bunlar mı?
Değil elbette.
Ama ben bir gazeteci cephesinden bakacağım artanlara...
Diyelim o ilçelerden birine yasak varken girdiniz, başınıza bir şey gelmeden girmeyi başarabildiniz; neler göreceğinizi anlatayım sizlere naçizane gözlemlediklerimle...
Üzerinden dumanlar yükselen ilçelere bakarsınız önce. Üzerinden helikopterler, İHA’lar uçarken... Sonra daha yakına gitmeye çalışırsınız. Bir şekilde insanlara ulaşırsınız. Anlatırlar size, yaşıyor olduklarını. Sürekli silah sesleri, sürekli patlama sesleri... Elinizde mikrofonu gören herkes, derdini anlatmak ister. “Anlattırmazsam utanırım” der, uzatırsınız mikrofonu.
“Bize daha yapılabilecek ne kaldı?” diye sorar bir vatandaş; bir diğeri, “Hendeği kazan, barikatı kuran benim oğlum, benim kızım. Yer benim kapımın önü. Yasakları kimi kimden korumak için ilan ediyorlar?” diye sorar.
En zor anları da hastanelerde yaşarsınız. Bir yaralı getirilir, ya da bir ölü... Sonra da yakınları, feryat figan... Tabii hastanelerin de yasaklı zamanlarda polis ablukası altında olduğunu hatırlatmam gerek. Bu şu demek oluyor: Ölüsü ya da yaralısı getirilen aileler, köşede bucakta ağlıyor. “Nereden vurulmuş” diye soracakları hastane çalışanlarını polislerin gözlerinden uzakta yakalamaya çalışıyor.
Ve biz... Hem sağlık görevlilerini zor durumda bırakmadan hem aileleri acılı halleriyle sıkmadan hem de kolluk kuvvetlerinin gözüne batmadan, “kimdir, yaşı nedir, neresinden vurulmuş” öğrenmeye, işimizi yapmaya çalışıyoruz.
Yasak boyunca saydığımız, sadece yasaklı gün sayıları değil. O süre zarfında hayatını kaybedenler de haber notlarımız arasında. Yasak süresince anlatmaya çalışıyoruz olan biteni. Yasak kaldırıldığında ise yaşananları en çıplak haliyle görebilme olanağımız oluyor nihayet. Sokaklarda sağımızdan solumuzdan geçip duran zırhlı araçlara rağmen biraz daha rahat yürüyoruz. Gittiğimiz yerlerde bazen ceset parçaları karşılıyor bizi, bazen de yakılmış yıkılmış evler, işyerleri... En iyi ihtimalle kurşunlanmış duvarlar. Bütün vatandaşlar yaşadıklarını, tahrip edilmiş yuvalarını anlatmak için yarışıyor resmen. Size kalan sadece gelemeyene orada olanın yaşadıklarını aktarmak, gerçek haliyle...
Biz de aslında yasaklı yerlerdeki halktan farklı değiliz. Başımıza gelmesi mümkün olanlar, en kötüden en iyiye, öldürülme, gözaltına alınma, saldırıya uğrama, tehdit, görüntü/fotoğraflarımızın silinmesi... Ancak yine de sadece fiziksel değil ruhen de çöküntü yaratan bu atmosferde ayakta durmak zorundayız, yurttaşların sesi olmak zorundayız. Yoksa sokaklarından geçtiğimiz şehirlerde tanımadığımız insanlar bize seslenip, “Bizi yalnız bırakma” demez ya da durdurup dakikalarca sarılmaz, dualar etmez...
* Gazeteci