Bilim-Teknik GÜNDEMİ


I - Güneş sistemimizin sonu: Kızıl devden beyaz cüceye

Güneşimiz, orta büyüklükte bir yıldız olduğu için ölümü bir Süpernova oluşturacak kadar görkemli bir patlamayla olmayacak. Yine de son sahnesinde Güneş, yani ölürken Samanyolundaki en parlak cisimlerden biri olarak sahne alacak. 

Bilim insanlarına göre bundan 6 milyar yıl kadar sonra Güneş, Hidrojen yakıtının tükenmesi nedeniyle çekirdeğinde Helyum atomlarını birleştirmeye başlayacak. Bu da yıldızı kütle olarak bir arada tutan yerçekimi ile enerji üretimi arasındaki dengeyi bozacak. Bu bozunum sonucu da Güneşimiz giderek genişleyerek 2 milyon yıllık bir süre içinde Merkür, Venüs ve Dünyayı tamamen yutacak. Bir ihtimal Dünyamız bu felaketten kütle olarak kurtulsa da zaten 5 milyar yıldır hayat yeryüzünden silindiği göz önünde bulundurulursa kimse için çok da önemli olmayacak. 

Güneşin dış katmanları uzaya savrulduktan sonra beyaz cüce bir yıldız kalacak. Yüz milyarlarca yıl sonra Güneşteki son parıltı da kaybolacak ve ölecek. 


II - Samanyolu Galaksisinin sonu: Andromeda ile dansı

Uzayın bizim olduğumuz kısmında, Samanyolu Galaksisinin evrenin „en sakin sokaklarından“ birinde oturuyoruz. Ama şu anda bizden 2,5 milyon ışık yılı ötede, 1 trilyondan fazla yıldızı içinde barındıran Andromeda galaksisi tam üstümüze doğru saatte 360 kilometre hızla geliyor. 

Bilim insanlarına göre Samanyolu Galaksisi ile Andromeda Galaksisi bundan 4 milyar yıl sonra çarpışacak. Bu iki gezegenin çarpışması gibi her iki taraf için de trajik bir çarpışma olmayacak. Her ne kadar dışarından çok yoğun bir yıldız kümesi olarak gözükse de her iki galakside de iki yıldız arasındaki ortalama mesafe yaklaşık 4 ışık yılı. Yani çok büyük felaketler beklenmiyor. Daha ziyade yeni, büyük bir galaksi oluşacak. 


III - Evrenin sonu: Farklı senaryolar aynı son

Büyük vakum, büyük çatırtı, büyük parçalanma ya da mutlak soğuk. Evrenin sonu için birden fazla senaryo var. Aslında büyük finalin nasıl olacağı karanlık enerjinin niteliğine bağlı. Bu sır çözüldüğü zaman büyük ihtimalle evrenin sonu da aydınlanmış olacak. 

Mutlak soğuk: Evrendeki her şey bir enerji alanı. Ve maddenin enerji formunda radyasyonu bir gün gelip bitecek. Ve o son yakıt tükenip en son yıldız söndüğünde evren karadeliklerin hakimiyetinde bir boşluktan ibaret olacak. Ve trilyonlarca yıl sonra en son karadelik de Hawking radyasyonu ile buharlaşınca artık evren sonsuza kadar ölmüş olacak. 

Büyük parçalanma: Karanlık enerji etkisini son birkaç milyar yıldır gösteriyor. Ve yapılan hesaplamalara göre karanlık enerjinin etkisi daha da artıyor. Eğer bu bir son bulmazsa ve karanlık enerjinin etkisi artan bir şekilde sürerse evreni olağanüstü dramatik bir son bekliyor. 

Halihazırda karanlık enerji evrendeki galaksi kümelerini birbirinden uzaklaştırıyor. Bu güce karşı yerçekimi kuvveti ve karanlık madde galaksilerdeki yıldızlar, gaz bulutlarını yani tüm maddeyi bir arada tutuyor. 

Ancak eğer karanlık enerjinin etkisi sürekli olarak artarsa bundan en erken 2.8 milyar yıl sonra (büyük ihtimalle on milyar yıllarca sonra) bu güç önce galaktik kümeleri birbirinden ayıracak. Evrendeki hiçbir yıldız yörüngesinde kalmayacak. Herşey uzay boşluğuna savrulacak. Öyle bir an gelecek ki karanlık enerji maddeyi oluşturan parçacıkların birbirinden ayıracak. 

Ve bu evrende artık hiçbir parçacık diğeriyle etkileşim kuramayacak. Evren yalnız atom altı parçacıklarının birbirlerine hiç çarpmadan savrulduğu dev bir boşluk haline gelecek.  

Büyük çatırtı: Evrendeki herşey birbirinden hızlanarak uzaklaştığı için bilim insanları önümüzdeki on milyarlarca yıl içinde tüm galaksi kümelerinden tamamen ayrılacağını düşünüyor. Bu ayrışmanın ardından önce evren yeni yıldızlar oluşturabilecek madde yoğunluğundan uzaklaşacak. Daha sonra düzleşen evrendeki ısı düşecek ve parçacıklar birbiriyle etkileşim kuramayacak. 

Büyük vakum: Eğer karanlık enerji zayıflar ve etkisi geri sarmaya başlarsa yerçekimi giderek galip gelmeye başlayacak. Evren adeta geri vitese takacak ve yerçekimi tüm maddeyi yeniden bir merkeze doğru taşımaya başlayacak. Ve herşey bu vakumun içinde kaybolup gidecek. Belki de yeni bir büyük patlamaya neden olacak. Kim bilir?


IV - Endüstriyel medeniyetin sonu: Büyük Felaket

Roma İmparatorluğu, Mayalar, Antik Yunan gibi dünyadaki en komplike toplumsal yapılar vadeleri dolduğunda çöktü. Peki bizim kurduğumuz endüstriyel medeniyetin sonu da aynı olacak mı?

Toplumsal yapılar göründüğünden çok daha komplike olan toplumsal sorunları çözme yeteneği ile ayakta durur. Medeniyetler artık sorunlara çözüm üretemedikleri ve var olan yapısal özellikleri koruyamadığı zaman çöker. 

Yeni bir toplumsal yapıyı, bunun üzerine bina edileceği temeli tasavvur etmemiz oldukça zor. Zira içinde bulunduğumuz düzenin şekillendirdiği zihin yapımızın verdiği dezavantaj ve şu andaki mevcut araçların yerini nelerin alacağını kestiremediğimiz için yeni bir sistemi kafamızda canlandıramıyoruz. Bu çok da anormal bir durum değil. 

Ancak bugünkü dünyanın bina edildiği, politik ve ekonomik yapılarının üzerinde yükseldiği temeller sonsuz değil. Dünyadaki küresel arzın, hammaddenin dramatik bir şekilde azaldığını düşünün, bir anda bugünkü medeniyetimizin tüm yapıları anlamsızlaşacak. Teknolojinin gelişmesi mümkün olmayacak. Toplumsal yapılar çatırdayacak ve dünyamızdaki düzenin yeni versiyonuyla güncellenmesi gerekecek. 

Ama sorun şu ki bütün medeniyetler çöküşlerinde tüm güçleriyle varlıklarını korumaya sarıldılar. Bunlar büyük savaşlar ve büyük yıkımlar getirdi. Bizim endüstriyel medeniyetimizin „sahiplerinin“ ellerinde küresel felaketlere yol açabilecek silahlar var. İnsanlık bu mücadeleden yeni bir medeniyet doğurabilecek kadar güçlü bir şekilde çıkabilir mi? Bilemiyoruz…


V - Bilimin sonu

Bundan 30 yıl önce bilim insanları gelinen seviyenin ötesinde bir bilginin artık var olan teorileri tamamlayacak veriler olduğunu düşünüyordu. Son 20 yılda gerçekten de evren algımızı kökünden sallayacak keşifler olmadı. 

Örneğin fizikte Higgs bozonu ve yerçekimi dalgalarının keşifleri, Kuantum Mekaniği ve İzafiyet Teorisini kanıtlar buluşlar oldular. Çok büyük önem taşıyorlardı ancak evrenle ilgili teorileri sarsmadılar. 

Biyolojide de çok büyük gelişmeler yaşandı. Özellikle genetik alanındaki buluşlar büyük sonuçlar doğurdu ama tümü neo-Darwinist biyolojinin çerçevesi içinde kaldı. 

Birçok bilim alanı için artık bugüne kadar bildiğimiz her şeyi baş aşağı çevirecek bir gelişme beklenmiyor. Ancak bu bilimin sonu değil. Unutmayalım ki Einstein hayata gözlerini yumduğunda teorileri sadece teorilerdi. Ardıl bilim insanları adım adım ispatlara ulaştı. 

İnsanın fiziki sınırları, algı sınırları nedeniyle bilimin de bir sınırı olduğu düşünülüyor. Ancak birçok bilim insanı bugün bu savı reddediyor. Henüz sadece evredeki maddenin yüzde 4’ünün ne olduğunu aşağı yukarı biliyoruz. Geri kalan yüzde 96’sının ne olduğundan haberimiz bile yok. 


VI - Ekonomik büyümenin sonu

Kapitalist ekonomik düzenin kuralıdır: Büyümüyorsan kaybedersin. Eğer küçülüyorsan ya da aynı kalıyorsan da başın belada demektir. 

Bugün dünyada da büyüme hızları düşük olan ekonomiler bu çerçevede değerlendiriliyor. Peki ekonomik büyümenin bir sonu yok mu. 

Kapitalist sistemin en büyük sorunlarından biri kısıtlı kaynaklara sahip dünya üzerinde yaşamamız. Kısıtlı kaynaklarımız olduğu için ne yaparsak yapalım ekonomik büyümenin bir sınırı olacak. Birçok bilim insanı ekonomik büyüme ve zenginleşme merkezli toplumsal yapıların, farklılıkların derinleştiği ve popülist yapılara yavaş yavaş yerine bırakacağını düşünüyor. 


VII - Dünyadaki yaşamın sonu

Dünyada yaşamı sona erdirebilecek en yakın adaylar kuyrukluyıldız ve göktaşları. Kısa vadede (derken bir 50 yıl kadar hiçbir gerçek tehdit gözükmüyor) dünyamıza çarpabilecek 50 kilometre çapındaki bir göktaşı dünyadaki tüm yaşamı sona erdirebilme potansiyeline sahip. 

Hale Bopp hemen hemen bu ebatlarda bir kuyrukluyıldız. Dünyaya çarptığı anda okyanusları kaynatacak, yerküre üzerindeki tüm canlıları öldürecek bir enerji ortaya çıkarabilir. Kurtulmanın tek yolu yerkürenin derinliklerinde bir sığınak aramak. 

Bilim insanları bu tür bir olaydan sadece mikroskobik canlıların kurtulabileceğini düşünüyor. Ondan sonra hayat nasıl yeniden evrimleşir ya da bildiğimiz şekilde evrimleşir mi bilemiyoruz. Ama birçok bilim insanı aynı şekilde bir evrimleşmeye pek fazla şans tanımıyor. 

Eğer dünyamız bütün kuyrukluyıldız ve göktaşı felaketlerinden kurtulsa da Güneş 1 milyar yıl kadar sonra dünya yüzeyini kavurmaya başlayacak. Bu da yerküremizde yaşamın sonu olacak. 


VIII - Homo Sapiens’in sonu

Modern insan, evrimini belirleyen gücü doğanın elinden büyük oranda almış tek canlı. Her ne kadar gelişiminin çok büyük bir kısmını son birkaç bin yıl içinde gerçekleştirmiş olsa da piyasada olduğu 200 bin yıl içerisinde ciddi bir şekilde kalıcı olacağını gösterdi. 

İnsanın maymunlarla bilinen son ortak atası bundan 2 milyon yıl önce yaşadı. Yani en iyimser tahminimiz insansıların 2 milyon yıldır güçlü bir tür olarak, son 12 bin yıldır da besin zincirinin en üstünde yer alarak yaşadığını gösteriyor. 

Oysa dinozorlar 180 milyon yıldan fazla bir süre dünyanın hakimleriydi. Ve eğer göktaşı dünyaya çarpmasaydı bugün insanlar ancak öğle yemeği olabilirdi. 

Peki Homo Sapiens’in sonu nasıl gelecek? Bunu tahmin etmek çok zor. Ölümcül bir virüs pekala insanlığın sonunu getirebilir. Ya da dinozorların uğradığı göktaşı felaketinin bir benzeri. Çok uzak bir ihtimal olarak da bir uzaylı istilası… Bilemiyoruz. 

Ama insan hem çok narin, hem çok kudretli bir canlı. Dünyadaki felaketlerden uzak gezegenleri kolonileştirerek de kurtulabilir belki kendi fiziksel sınırlarının içinde mahkum kalarak Güneş Sistemindeki kaderine razı olur…


Doğan Barış ABBASOÐLU