
Türkiye yeni bir biçim kazanmadan Ortadoğu’nun yeni bir biçim kazanamayacağını; Türkiye’nin demokratik temelde yeniden dizayn edilmesinin kaçınılmaz olduğunu belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, kapsamında olduğu III. Danya Savaşı’nın yeni bir Türkiye gerçeği ortaya çıkaracağını söyledi. Besê Hozat, ”Kürtler siyasi statülerini elde edecek. Demokratik Özerk Kürdistan ve Demokratik Cumhuriyet, 21. yüzyıl Türkiyesinin yeni yüzü olacak. AKP-MHP faşizminin bunu engellemeye gücü yoktur” dedi. DAİŞ‘in Avrupa ülkelerinde yaptığı hiçbir eylemin, AKP ve MİT’ten bağımsız olmadığını açıklayan Hozat, mevcut Türkiye’nin, Avrupa açısından da büyük bir tehlike oluşturduğunu; Almanya ile Türkiye arasındaki krizin asıl nedeninin de bu olduğunu vurguladı.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, ANF’nin sorularını yanıtladı. Birinci bölümü dün ANF’de yayınlanan uzun ve geniş kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:
AKP, Önder Apo ile diyalog sürecinin demokratik siyasetin gelişmesine hizmet ettiğini, Rojava Devrimi’nin bölgeye, Türkiye’ye olumlu etkisini görünce 30 Ekim 2014’teki MGK’de aldığı çöktürme- soykırım kararıyla sürece müdahale etti ve topyekun savaşı başlattı.
AKP-MHP-Ergenekon yönetimi
Ekim 2014’ten bu yana AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı bir süre gizli, son iki yıldır da açıktan Türkiye’yi yönetiyor. Türkiye’de OHAL rejimi esas olarak 30 Ekim 2014 yılından itibaren fiili olarak uygulamaya konulmuştur.
OHAL rejimi 3 yıldır var
OHAL rejimi bu tarihten itibaren kurulmuştur. 20 Temmuz 2016, OHAL’in resmi ilan tarihidir. Yani Türkiye aslında yıllardır fakat özelde son üç yıldır OHAL rejimiyle yönetiliyor.
Faşist ittifak kırılgandır
Erdoğan-Bahçeli faşist diktatörlüğü Türkiye’yi içeride ve dışarıda çok büyük bir savaşın içerisine sokmuştur. Bu savaş devletteki dağılmayı derinleştirmiştir. Diktatör Erdoğan’ın devlet üzerindeki operasyonları fazla dikiş tutacağa benzemiyor. Diktatör Erdoğan, MHP ve Ergenekon desteğini Kürtlere soykırım uyguladığı için almaktadır. Ortak noktaları milliyetçiliktir, Kürt inkarı ve imhasıdır. Fakat ortak olmadıkları, karşıtlaştıkları noktalar da vardır. AKP’nin ittifak güçleri kırılgandır, AKP sonuna kadar Kürt düşmanlığı üzerinden MHP ve Ergenekon desteğini alarak dinci bir devlet kuramaz. Bu güçler AKP’nin Kürt soykırım politikasına destek vermeyi sürdüreceklerdir ancak kendi hesap ve planlarının dışında AKP’nin hareket ettiğini gördükleri an kafasına balyozu indirmekten çekinmeyeceklerdir.
Erdoğan’ın tepesindeki kılıç
Pragmatizmin babası diktatör Erdoğan’ın bütün ilişkileri taktikseldir, dönemseldir, amacına hizmet ettiği kadardır. Ancak Erdoğan’ın ‘amaç için her şey mubahtır, her türlü kirli ilişki ve araç vaciptir’ felsefesi, artık son noktaya gelip dayanmıştır. Erdoğan’ın başında Demokles’in kılıcı sallanıp durmaktadır. Diktatör Erdoğan, Kürtlerin ve mazlumların kanını içerek artık çok fazla iktidarını sürdüremeyecektir.
Türkiye intihar sürecinde
Erdoğan’ın benden sonrası tufan anlayışı Türkiye’yi büyük bir şiddet ve savaş sarmalına sokmuştur. Bu savaş Türkiye’yi her gün büyük bir yıkıma uğratıyor. Türkiye döneminin en zayıf sürecini yaşıyor. Bu biçimiyle düze çıkması çok zordur. Geriye tek bir yol kalıyor; bu faşist iktidarı yıkmak. AKP-MHP faşist iktidarı yıkılmadan, diktatör Erdoğan iktidardan düşmeden, Kürtlere ve Türkiye halklarına hesap vermeden, Türkiye ayakları üzerine oturamaz. Bu bataklıktan çıkamaz. Türkiye bu yönüyle bir siyasi intihar sürecini yaşıyor.
Demokrasi güçlerinin eksiklikleri
Türkiye toplumunun yüzde 60’tan fazlası 16 Nisan’daki referandumda HAYIR dedi. AKP-MHP-Ergenekon-Hüda Par ittifakı, özel savaş gücüne dayanarak baskı ve hilelerle YSK’yı da satın alarak zorla EVET oyu çıkardı. Atın Üsküdar’ı geçmesi, bu hırsızlığın ve gaspın sonucuydu. İşlenen suçun da itirafıydı. Fakat hırsızlıkla, gaspla elde edilen kazanç hem haramdır ve hem de hakikati, Türkiye gerçeğini kapatma gücüne sahip değildir. Herkes gerçeğin ne olduğunu biliyor. AKP özel-psikolojik savaşla bu gerçeği örtbas edemez. Edemiyor da zaten. Adalet Yürüyüşü’ne, ‘Adalet ve Vicdan Nöbeti’ne destek, yükselen direnişi ve Kürdistan’ın dört bir yanında gelişen tepkiler, bu gerçeğin bir parçasıdır.
Türkiye halkları, AKP-MHP faşist diktatörlüğüne karşıdır. Demokratik siyaset yürüten siyasi partiler ve güçler bu büyük toplumsal gücü iyi değerlendirmelidir. Bu konuda zayıflık vardır. Demokratik mücadelenin öncülüğü etkili yapılamıyor. Demokratik siyaset yürüten partiler, yeterince sokak partileri olamıyor. Sokak partisi olmak; halkın içinde, yanında, önünde olmaktır; halkın yüreği ve dili olabilmektir. Bir de tabii demokrasi güçleri kendi aralarındaki parçalılığı aşamıyor. Örgütlü toplumsal iradeyi ortak bir noktada buluşturmayı başarabilseler milyonları sokaklara dökerler.
Tüm anti faşistler ortaklaşmalı
Yapılması gereken tek doğru tutum, güçlü/büyük bir demokrasi ve özgürlük mücadelesini örgütlemektir. Buna biz demokrasi cephesi ya da hareketi, anti faşist hareket diyoruz. Başkaları başka bir biçimde de ifade edebilir ama ne denilirse denilsin ortak bir demokrasi mücadelesine acil ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Birleşik devrimci-demokratik cepheyi hızla örgütleyip harekete geçirmek gerekiyor.
Anti faşist tüm güçler, toplumsal kesimler bu hareket içerisinde yerini alabilmelidir. Kadınlar ve gençler bu hareketin bel kemiğini, atar damarını oluşturabilir. Kürtler, Aleviler, işçi-emekçi ezilen tüm kesimler, Türkiye’de ezilen farklı etnik ve kültürel topluluklar, Müslümanlar, çevreciler, hukuk ve insan hakları mücadelesi veren çevreler vb. faşizme karşı olan herkes bu hareketin bileşeni olabilir. Tüm bu kesimleri bir araya getirdiğimizde Türkiye toplumunun yüzde 65-70’ini oluşturuyor.
Faşizmin önünde duramaz
Bu muazzam bir demokrasi gücüdür. Bu gücün önünde hiçbir faşizm dayanamaz. İnanın bir günde yıkılır. Yeter ki Türkiye’nin demokratik güçleri bir araya gelerek bu sinerjiyi ortaya çıkarabilsinler. Bu sinerji ortaya çıktığında ve harekete geçtiğinde Türkiye’ye demokrasi de adalet de vicdan da barış da gelecektir. Hareket berekettir denilir. Toplum harekete geçtiğinde insana dair her duygu ve düşünce de şaha kalkacaktır. Cesaret cesareti, direniş daha büyük direnişleri doğuracaktır.
Türkiye-Avrupa krizinin nedeni
Türkiye ile Almanya arasında siyasi bir kriz yaşanıyor. Bunu, Almanya’daki seçimlerle bağlantılı değerlendirmek çok gerçekçi olmaz. Krizin nedenleri daha derin ve boyutlu. Türkiye, mevcut durumuyla Avrupa ekseninden kaymış durumda. AKP’nin kurmak istediği faşist dikta rejimi, dinci-milliyetçi devlet modeli, Avrupa’nın öngördüğü ılımlı islam modeline terstir. AKP Türkiye’yi El Kaide eksenine çekti. Türk devlet sistemini-rejimini, toplumsal şekillenmeyi Avrupa’ya, Avrupa değerlerine karşıtlık üzerinden geliştiriyor. AKP yönetimindeki Türkiye, El Kaide’ye, DAİŞ’e vb birçok çeteye yardım ve yataklık yapıyor.
DAİŞ’in Avrupa ülkelerinde yaptığı hiçbir eylem, AKP ve MİT’ten bağımsız değildir. Ciddi bir araştırma ve soruşturma yapılırsa arkasında MİT ve AKP’nin olduğu ortaya çıkacaktır.
Mevcut Türkiye, Almanya başta olmak üzere Avrupa açısından da büyük bir tehlike oluşturuyor. Almanya ile Türkiye arasındaki krizin asıl nedeni Türkiye’nin üzerine oturduğu bu eksenle ilgilidir. Diğer yaşanan güncel olaylar, bu durumun yansımalarıdır.
Avrupa, Türkiye’nin işlediği insanlık ve savaş suçlarının ortağı olmaktan vazgeçmelidir. Sessiz kalmak, hiçbir şey olmamış gibi ilişkileri sürdürmek de ortak olmaktır. Avrupa ülkeleri Türkiye’ye karşı ciddi anlamda siyasi, ekonomik ve askeri yaptırımlarda bulunsalar, hukuksal süreci işletseler Türkiye bu insanlık suçlarını işlemeye cesaret edemez. AKP, suç işlemeyi bir tarafa bırakır Kürtlere ve Türkiye toplumuna hesap vermek zorunda kalır. Avrupa’nın oportünist, ikircikli tutumu AKP-MHP faşist rejimini cesaretlendiriyor.
Avrupa’nın Türkiye’den kolay vazgeçmeyeceğinin farkındayız. Siyasi, ekonomik ve askeri olarak derin ilişkilere sahip. Karşılıklı bağımlılıkları var. Birbirini bırakmaları öyle sanıldığı gibi kolay değil. Böyle bir durum çok ağır sonuçlara yol açar. Ancak Avrupa’nın Erdoğan’dan, AKP’den vazgeçmesi, Türkiye’den vazgeçmesi anlamına gelmiyor. Avrupa bunu yapabilir. Adım adım buna doğru da bir gidiş var. Türkiye’nin mevcut pozisyonu Avrupa açısından çok büyük bir risktir. Avrupa’nın Türkiye’nin bu gidişatına daha fazla göz yumması, Avrupa’yı da büyük bir kaosa sürüklüyor. Avrupa’nın uzun süre bunu kaldırma gücü yoktur.
Özerk Kürdistan’ı engelleyemez
Faşist AKP-MHP hükümetinin Kürt düşmanı politikası hem içerde ve hem de dışarıda Türkiye’yi savaşın içerisine koydu. Türkiye mevcut durumda III. Dünya Savaşı’nın merkezinde yer alıyor. Savaşın yoğunluğu giderek Türkiye’ye kayıyor. Diktatör Erdoğan liderliğinde AKP herkesle savaş ve kavga halinde. Kürt soykırımını gerçekleştirmek için taviz vermediği, umduğunu bulmadığında ise çılgınca kavga etmediği ülke yok. Herkesi tek tek deniyor. Önce Amerika ile bu planı yürütmek istedi, Amerika’nın Suriye ve bölge politikası Kürtlere ihtiyacı ortaya çıkarınca Amerika ile kavgaya tutuştu. Sonra bir zaman önce katliamcı-katil dediği İsrail’e yüzünü döndü o da pek yürümedi. Ardından NATO’nun desteğini almak için uçağını düşürdüğü Rusya’dan özür diledi, yönünü Rusya’ya çevirdi. Derken Çin, ardından Pers milliyetçiliği ile suçladığı İran. Şimdi bu güçlerle her türlü tavizi vererek yol almaya çalışıyor, ancak bu yol nereye kadar gider, belli değildir. Açıkçası çok gideceğe de benzemiyor.
Bölge artık ciddi bir değişim sürecine girmiştir. Türkiye, bu değişime karşı korkunç direniyor. Fakat bu direniş pek sonuç vermeyecek. III. Danya Savaşı, yeni bir Türkiye gerçeği ortaya çıkaracak. Kürtler siyasi statülerini elde edecek. Demokratik Özerk Kürdistan ve Demokratik Cumhuriyet, 21. yüzyıl Türkiyesinin yeni yüzü olacak. AKP-MHP faşizminin bunu engellemeye gücü yoktur.
Şu açık bir gerçektir ki; Türkiye yeni bir biçim kazanmadan Ortadoğu yeni bir biçim kazanamaz. Türkiye’nin demokratik temelde yeniden dizayn edilmesi kaçınılmaz bir durum olarak ortaya çıkıyor.
Tek ırk yaratma çalışması
AKP-MHP faşist rejimi, tek tip insan, tek tip kadın, tek tip toplum, tek dil ve tek din yaratmaya çalışıyor. Türkiye’deki tüm farklı etnik, inanç, kültürel kimlikleri ortadan kaldırmaya, Hitler faşizminde olduğu gibi tek ırk yaratmaya çalışıyor. Bu korkunç bir soykırımdır, en büyük insanlık suçudur. Bakınız AKP-MHP faşist iktidarı kendi anlayışı dışında olan Kürtler başta olmak üzere herkese soykırım uyguluyor. Karşı koyan herkese acımasızca saldırıyor, iradelerini kırmaya ve teslim almaya çalışıyor. Şimdi bu politikayı zindanlara taşıdı. Tutsaklara 12 Eylül faşizm sürecinde olduğu gibi tek tip elbise uygulamasını dayatıyor. Bunun anlamı açıktır; tutsakların iradesini kırıp teslim almak istiyor. Yani hiçbir yerde tek bir direniş odağı bırakmak istemiyor. Tüm direniş odaklarını tek tek ortadan kaldırmayı amaçlıyor.
Siyasi tutsaklar direnecekler
Zindan direnişlerinin toplumsal direniş üzerinde çok büyük bir etkisi vardır. Zindan direnişleri topluma her zaman büyük bir moral ve güç vermiştir. Toplumsal direniş kültürünü beslemiş ve büyütmüştür. Siyasi tutsak demek faşizme karşı direniş, onur mücadelesi demektir. Aslında AKP-MHP faşist rejimi tutsaklar şahsında toplumsal direniş iradesini kırmayı, direniş kültürünün temel odak noktalarından birini ortadan kaldırmayı hedefliyor.
Tabii ki tüm siyasi tutsaklar direneceklerdir. Bu onur kırıcı, alçakça uygulamalara karşı büyük bir onur direnişi ortaya koyacaklardır. Bundan en küçük bir şüphemiz ,yoktur. Halkımız da her yerde direniyor ve direnecektir. Tutsaklara karşı geliştirilen bu onur kırıcı saldırılar halkımızın, Türkiye halklarının ve emekçilerinin onuruna da büyük bir saldırıdır. Kadınların iradesine saldırıdır. Herkes zindanlarda gelişecek direnişin yanında saf tutacak, direnecek ve onur mücadelesini büyütecektir.
CHP’nin çıkmazı Kürt meselesidir
CHP Kürt politikasını değiştirmediği müddetçe AKP-MHP faşist hükümetinin koltuk değneği olmaya devam edecek; giderek de tamamen tükenecektir. CHP’nin en büyük çıkmazı devletin Kürtlere karşı 93 yıldır uyguladığı inkarcı ve imhacı politikayı esas almaktan vazgeçmemesidir. Ulusalcı-milliyetçi ideolojik kodlamalardan kurtulamamasıdır. CHP, Kürt sorununun demokratik siyasi çözümüne dönük bir program geliştiremiyor. Demokratik siyaset yürütemiyor, gerçek bir ana muhalefet gücü olamıyor. Aksine sürekli olarak AKP iktidarını besleyen, iktidarın faşist soykırımcı uygulamalarını meşrulaştıran bir rol oynuyor.
Diğer yandan CHP, demokratik muhalefeti liberalleştirme, devlet sınırlarına çekme gibi çok olumsuz bir rolü yıllardır sürdürüyor. Bir bakıma devrimci-demokratik muhalefeti pasifleştirme ve sistem içine çekerek tüketme misyonuyla da hareket ediyor.
Kürtleri yok sayıyor. Türkiye’nin sol ve demokratik dinamiklerini devletin çarkları arasında öğütüyor, eritiyor. Devlet dışı demokratik, muhalif karaktere sahip Alevi toplumunu devletin içine çekerek mücadele iradesinden düşürüyor, asimile ediyor, doğal toplumcu, direnişçi özünü yok etmeye çalışıyor. CHP, bu geleneksel politikasından tümden vazgeçmeden doğru ve etkili bir demokrasi, adalet mücadelesi de yürütemez. ‘Adalet Yürüyüşü’nde olduğu gibi canını kurtarmak için bile çalışsa canını kurtaramaz; Rodeo Atı gibi bulunduğu noktada kalkıp iner.
CHP, Türkiye’de gerçekten iktidar olmak istiyorsa eski klasik CHP olmayı bir tarafa bırakmalıdır. Milliyetçi, kültürel soykırımcı ideolojiden vazgeçmelidir. Kürt sorununu demokratik müzakere yolu ile çözmeye dönük bir siyasal program ortaya koymalıdır. Önder Apo’yu ve PKK’yi muhatap almalıdır. Demokratik dönüşümü sağlamaya, demokratik adım atmaya cesaret etmeli ve demokratik çözüm iradesini ortaya koymalıdır. CHP demokratik temelde dönüşmeyi, köklü bir politika değişikliğini ortaya koymayı başarabilirse bir yıl içerisinde iktidar olur. Kürtler ve kadınlar başta olmak üzere demokrasi ve barış isteyen tüm toplumsal kesimlerden çok ciddi bir destek alır.
Her türlü misilleme meşrudur
Erdoğan Kürt kentlerini, Sur ve Hasankeyf gibi tarihi ve kültürel yerleri yıkarak; Dersim’de, Botan’da, Amed’de ormanları yakarak; barajlarla tarihi kutsal yerleri suların altında bırakarak sadece suçlarını çoğaltıyor. Bu soykırım saldırılarına karşı her türlü mücadele; misilleme hakkı, haklıdır, meşrudur. Kürdistan gerillası ve gençliği misliyle karşılığını veriyor, vermeye de devam edecektir. AKP-MHP faşist rejimi Kürt halkının tarihsel, kültürel hafızasını yok etmeye, kültürel soykırımı sonuca götürmeye çalışıyor. Halkımız direnişini büyüterek buna izin vermeyecektir.
HABER MERKEZİ