Deyim de zaten bu anlama geliyor. Her şeyi birden, iç içe ve bütünlüklü olarak yapmayı ifade ediyor. Elbette bunun için de bol bol demogoji yapmaya ihtiyaç var. Psikolojik savaşı sonuna kadar derinleştirmek gerekli. Yoksa nasıl örtülecek bu kadar baskı, zulüm, sömürü ve katliamın üzeri!
Hem Bakan Beşir Atalay, hem de AKP yönetimi zaten bu işte çok maharetli. Yıllardır yaptıkları zaten soykırım stratejisinin uygulanması. Fakat bunu gerçekten de hiç kimsenin yapamayacağı bir demogoji ile yürüttüler ve hala da yürütmeye çalışıyorlar. Bir ölçüde topluma yutturuyorlar da.
Örneğin yeni ve daha sinsi, daha örgütlü bir Kürt kültürel soykırım rejimi inşa ediyorlar, adına “Kürt açılımı” diyorlar. Padişahlık devrinde bile olmayan bir diktatörlük oluşturmaya çalışıyorlar, adını “Demokratik açılım veya ileri demokrasi” koyuyorlar. BDP yönetici ve üyelerini tutuklaya tutuklaya neredeyse Kürt demokratik siyasetini tasfiye noktasına getirdiler, adına “BDP’nin KCK’den temizlenmesi” diyorlar. Kürt-Türk kardeşliğini parçalayarak Kürtleri neredeyse kesin kopuş noktasına getirdiler, adını “Milli birlik ve kardeşlik projesi” koydular. Faşist polis terörünü doruğa çıkardılar, adına “Teröre karşı mücadele” diyorlar.
AKP’nin bu alanda yaptıklarını saymakla bitmez. Bu konuda gerçekten de çok ustalar. Demogojide hiç kimse onlara yetişemez. Kedi gibi pisliklerinin üzerini kapatmayı ve her şeyi maskeli yapmayı çok iyi beceriyorlar. Herhalde entegre strateji dedikleri bu oluyor.
Fakat AKP baştan beri bunu yapıyor. Bir siyaset tarzı olarak bunu uyguluyor. Özellikle 14 Nisan 2009’da başlayan siyasal soykırım operasyonlarından beri geçen yaklaşık dört yıldır izledikleri siyaset bu. Dolayısıyla “Entegre strateji” yeni değil. Dört yıldır uygulanıyor ve Kürt direnişi tarafından başarısız kılınmış bulunuyor. Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp yeniden sofraya sürmek toplumu aldatmaya dönüktür.
Yıllarca uygulanmış ve başarısız kalmış bir stratejiyi 2013 yılı gibi çözüm süreci olması gereken bir yılda yeniden piyasa sürmek, süreci baştan boşa çıkartmak demektir. Nitekim AKP hükümetinin “Entegre strateji” siyaseti süreci boşa çıkaracağa benzemektedir. Bu açıdan da İmralı’da yapıldığı söylenen görüşmeler fazla heyecan vermemektedir. Herkeste derin bir kuşku ve güvensizliğin var olduğu çok açık bir biçimde görülmektedir. Bunun sorumlusu da “Entegre strateji” siyaseti altında günlük olarak AKP’nin yaptıklarıdır.
Bir yandan bizzat Başbakan ve Adalet Bakanı tarafından İmralı’da PKK Lideri ile görüşmelerin yapıldığı resmen açıklanır ve daha da önemlisi milletvekilleri Ahmet Türk ile Ayla Akat Ata Ada’ya götürülür ve PKK Lideri Abdullah Öcalan’la görüştürülürken, diğer yandan son günlerde yapılan ve söylenenlere bir bakalım.
2012 yılının son günüde Lice kırsalında kış kampında olan bir gerilla grubuna operasyon yapılıyor ve on gerilla yaşamını yitiriyor. Açıkça AKP hükümeti tarafından yeni bir katliam yapılıyor demek daha doğru. Katledilenlerin elinde silah olması bu gerçeği değiştirmiyor. Belliki AKP, Roboski katliamının birinci yıldönümünde Kürtlere yeni bir katliam yaşatmayı önemli buluyor. Bir yandan İmralı’da görüşme yapılırken, diğer yandan Lice’de katliam yapmak, “Ben sizinle dalga geçiyorum” demektir. Unutmayalım ki, dalga geçene karşı da dalga geçilir!
Dahası da var. Görüşme oluyor, ortam yumuşuyor diye beklenirken, pratikte bunların tersi yaşanıyor. Kentlerde Kürt birey ve topluluklara yönelik saldırılar, linç girişimleri daha da artıyor. Kürt yurtseverlere yönelik polis operasyonlarında, gözaltına alma ve tutuklama olaylarında gözle görülür artış oluyor. Medya üzerinden Kürtlere yönelik psikolojik savaş tırmandırıldıkça tırmandırılıyor. Belliki AKP yönetimi bunları da görüşmelerin karşılığı olarak yapıyor. “Benimle görüşürseniz bedeli olarak linç olaylarına, tutuklanmaya, hakarete hazır olacaksınız” demeye getiriyor.
Çünkü bu yapılanların büyük bir kısmı doğrudan hükümetin icraatları kapsamında. Öyle görünmeyenler üzerinde de hükümet hiçbir şey söylemiyor. Sessiz kalmak onaylamaktır, belliki AKP hükümeti Kürtlere yönelik yapılanların hepsini onaylıyor.
Şimdi burada insan şu soruları sormadan kendisini alamıyor: Bu durumda, pratikte bunlar yaşanırken Kürt sorunu barışçıl siyasi yöntemle nasıl çözülecek? Toplumun büyük umut bağladığı İmralı görüşmeleri nasıl sürecek? İmralı’da PKK Lideri ile yapılan görüşmelere Kürtler ve Türkler nasıl inanacak? Kısaca bir yandan görüşme yapılıp sorunun çözülmeye çalışıldığı söylenirken, diğer yandan bu kadar ağır siyasi ve askeri baskı ve zulüm birbiriyle nasıl bağdaşacak?
Herhalde Beşir Atalay’ın “Entegre stratejisi” bu oluyor. Görüşüp konuşmanın pratikte hiçbir değerinin olmadığına, esas olanın pratikte yapılanlar olduğuna göre, entegre strateji AKP’nin yürüttüğü örtülü kültürel soykırım rejiminin diğer bir ifade tarzı oluyor. Yani bir tür laf cambazlığı, demogoji!
AKP böyle yaklaşarak sorunu çözebilir mi? Hayır, mümkün değil. Çünkü Kürt sorunu Ortadoğu’nun en ağır sorunu durumunda. Bu sorunun çözümü için tam bir ciddiyet, sorumluluk ve cesaret gerekiyor. Aynı zamanda tutarlı ve demokrat olmak da gerekli. Yani Kürt halkının varlığını ve demokratik haklarını kabul edeceksin. Bu temelde risk üslenen bir mücadele içine gireceksin. Ancak böyle çözüm gücü olabilirsin. Peki AKP de bunlar var mı? Şu ana kadar hiç birisi görülmüş değil. AKP topluma yönelik böyle bir tutum ve çaba içinde olmadığı gibi, yandaşları ve hatta sözcüleri de açıkça “PKK’yi bitirmek için” bunu yaptıklarını söylüyor.
Peki bu tutumla AKP Kürtleri kandırıp oyalayabilir mi? Bu da çok zor görünüyor. Zira yıllardır uğraşmasına rağmen, AKP’nin PKK’yi yok etmesi mümkün olmadı. Bundan sonra da zor mümkün olur. Bu politikayla AKP geçmişte biraz zaman kazandı, fakat bundan sonra aynı zamanı kazanması da zor görünüyor. Çünkü Kürtler bu durumu iyice bilince çıkarmış görünüyorlar. Yapılanlara karşı Kürt toplumunda çok büyük bir öfke ve nefret var. Artık her şeyi derinden sorguluyorlar. Ciddi bir kuşku ve güvensizlik içindeler. Özellikle de AKP hükümetine karşı böyle.
O halde bir oyun ve özel savaşın derinleştirilmesi olan entegre strateji çözümleyici hiçbir sonuç vermez. Artık Beşir Atalay’ı bile kurtaramaz. Çatışmaları daha da derinleştirmekten öteye bir sonucu olmaz. Dolayısıyla bundan vazgeçilmesi ve İmralı görüşmelerine biraz dürüst, demokratik ve çözümleyici yaklaşılması gerekir. Kürtlerin samimi yaklaşımına benzer bir tutumla cevap verebilmek gerekir. Ülkemizi barış ve demokrasiye götürecek olan tek yol budur!..