Ancak yaşananların Kürt halkı dışındaki halkları ve daha ziyade Türkiye soluna ilgilendiren bir boyutu da var. Tarih sahnesinde ayağa kalkan Kürt halkı, demokratik muhtevası güçlü bir devrimi kurumsallaştırmaya kalkarken, boğma girişimlerine maruz kalıyor. Peki biz Türkiyeli devrimciler olarak ne yapıyoruz, ne yapmalıyız? Rojava-Kürtler ve Ortadoğu'nun ezilen halkları, Türkiye Devrimi'nin neresinde duruyor?
Yarın öbür gün tarih de bu soruları muhataplarının önüne çıkarıp koyacaktır. Ne diyeceğiz? "Kan gövdeyi götürüyorken, halklar zulüm yaşarken, bildiri dağıtıp, basın açıklamaları yapıyorduk; TC ve IŞİD'i kınayan gösteriler düzenleyip, stantlar açıyorduk üniversitelerde; yayınlarımızda en geniş şekilde TC ve IŞİD'i teşhir edip halkı aydınlatıyorduk" mu diyeceğiz?
Türkiye Devrimci Hareketi'nden birkaç yapının çok samimi gayreti dışında, geriye kalan Türkiye solu yapılarının cılız destekleri, mevcut tabloya ağırlıklı rengini vermektedir malesef. Oysa ne yapılması gerektiğine ilişkin kılı kırk yaran incelikte kusursuz analizler yapıp, kararlar almaya gerek var mı? Mevcut durum ve mücadelenin bu zaman diliminde bizlerden beklediği şey çok açık değil mi?
Hapishaneye her ay 8-10 farklı sol yapının yayınları geliyor. Bu yayınlarda IŞİD'in Rojava'ya, Şengal'e saldırılarından, vahşetinden, tecavüzlerinden bahsediliyor; savaştan kaçanların dramları anlatılıyor ve sayfa sayfa duyarlılık çağrısında bulunulup, dayanışmaya davet ediliyor. Bu yapılırken de komünist, devrimci, sosyalist geleneğin enternasyonalist niteliğine vurgu yapılıyor. Bu yayınlar haricinde, Türkiye solunun bütün yapılarını şöyle bir dolaşsak, kapılarını çalıp enternasyonalizm sohbetine koyulsak, eminim ki, enternasyonalizmi yürekten benimsediklerine dair çok şey söylerlerdi.
İnsanlarımızın iyi niyetlerine, gönüllerinden geçen naif duygulara, bu duyguların dile getirilişine bir şey diyemeyiz. Ne var ki, savaşın en yalın haliyle yaşandığı durumlarda, bunların kıymeti tartışılır hale gelir. Türkiye solu, bildiri dağıtmayı, maddi yardımda bulunmayı enternasyonalizmin ölçüsü bellemiş durumda. Kişiler bazında değil ama örgütler söz konusu olduğunda, bu yaklaşım yetersizdir.
Kuşkusuz yetersiz de olsa, bu yapılanların hiçbir anlam taşımadığını söylemek hadsizlik olur. Ancak bunların çok düşük bir ölçü olduğu söylenmelidir. Çünkü enternasyonalizm ve dayanışma başka halkların (Ortadoğu bağlamında elbette Kürt halkı hiç de "başka bir halk" değildir) yardımına koşarken ihtiyaçların kıyısından tutmak, merkezinde yer almamak için teorik bahaneler üretmek, bildiri dağıtıp, basın açıklamalarıyla yetinmek vb şekilde sınırlandırılamaz. Enternasyonalizm evvela en kritik ihtiyaca yanıt olmaya çalışıp, çalışmamakla ölçülür.
Günümüzde enternasyonalist olmanın en gerçek ölçüsü budur. Bu ölçüyü Rojava'da yaşananlar güncellemiştir. Toplumda bu ölçünün altında kalacak olanların enternasyonalizm iddialarını ciddiye alan da olmayacaktır. Sözün özü: Halep (Rojava) oradaysa, arşın (enternasyonalizm ölçüsü) buradadır...
Tekirdağ 2 nolu F Tipi Cezaevi