***
Sendeki nehirlerin gücünde küçük baraj inşalarına gitmişsen ve zamanla bunun ayırdına varmamışsan, gelip seni aşar yaptığın barajlar. Onun için taşkınca akan sulara yol olmalısın. Sende birikenlerle yol çektiğinde yeni insanlara, mekanlara, kentlere yürümelisin. Bulunduğun her yer, konakladığın her insan seni çekse de geriye sen yürümelisin. Bilmelisin ki YÜRÜMEK'le çoğalır insan.
***
YÜRÜMEK yara almaktır. Küçük olsun büyük olsun, tüm yaralar yürüyüşçülerin bir parçasıdır.
YÜRÜMEK beklemektir biraz, sabırlı olmaktır.
Eşiktir.
Ya girersin, ya girmezsin!
YÜRÜMEK yüreğin ta kendisidir!
***
Ve kuşlar!
Kuşlar çekip giderken duraksamazlar.
Kuşlar bazen binlerce kilometreyi bulan göç yollarını şaşırmadan bulurlar. Kuşlar yollarını bulurken manyetik alanı saptayan duyu alıcılarına sahiplerken, insanlar yönlerini bulmak için işitme, görme, koklama gibi duyu organlarını kullanırlar. Bu da insanları daha da hesap yapmaya götürür. Daha çok hesap, daha çok tutuculuktur.
***
Martı Jonathan Livingston’u koca bir yaşam sevinci ile dolduran; martılardı. Balıkçı teknelerinin peşinde bezgince ileri geri sürünürken, uçmayı öğrenmek tutkusuydu onun.
"Gelecek umut pırıltısı ile çağırıyordu."
Ancak bir başına daldığı sıradışı macerasında dönüp de Martı kurultayını toplantı halinde bulduğunda, kendisini beklediklerini bilmiyordu.
"Martı Jonathan Livingston! Ortaya çık!"
Bütün martılar yiyecek için tüm çabalarını sergilerken, o Martı Ailesi’nin gelenek ve saygınlığını hiçe sayarak, koca bir sorumsuzluk örneği gösterip, uçmayı öğrenmeye çalışmış.
Ve Martı Jonathan biliyordu; utanç adına ortaya çıkmak, martı toplumundan dışlanmak ve Uzak Kayalar’da tek başına sürgün edilmek demekti.
"…bir gün, Martı Jonathan Livingston, sorumsuzluğun zararını anlayacaksın. Yaşamın sırrına erilmez. Yegane bilinen, bu dünyaya yemek ve olabildiğince çok yaşamak için geldiğimizdir."
Tutucu insanlar da tıpkı Martı Jonathan’ı yargılayan Martı kurultayı gibi, kendisinin arayışında olan insanları yargılarlar. Çünkü düşüncelerini olduğu kadar bulundukları yeri değiştirmeye de korkan bu insanlar her şeyi kendi güvenlikleri için durağanlaştırmaya çalışırlarken, karşılarında duran bu başka biri habire soru çoğaltıyor ve geçmiş cevaplar ile yetinmiyor. Verili cevaplardan durmamak, habire soru çoğaltmak değişmeye ve değiştirmeye aynı ölçüde açık olmak demektir. Oysa insanlık çoğunluk olarak hep kendilerine verilende kalmış ve başkaca sorgulamalara girmemiştir. Kendindekilerin dışında bir şeyle karşılaşmak onlarda bir gerginlik nedenidir.
Oysa her yeni mekan, yeni insanlar, yeni kültürler çoğalmaktır.
***
Bu kez içteki sularının sesi seni alıp götürmesine mi bırakacaksın kendini?!.
ERCAN JAN AKTAŞ: MARTI Jonathan Livingston