Endüstriyel ve/veya teknolojik devrim; bilimsel araştırmaların, deneylerin, yeni gelişmelerin ve buluşların kuvvetini ve avantajını kapitalist modernitenin kontrolüne ve hizmetine sunma işidir. Aslında devrimden daha çok bir aşama, bir başka safhadır. Devrim denebilmesi için önceki toplum modelinden kopuşu veya ekonomik, politik, kültürel, felsefi, ideolojik yönden A’dan Z’ye bir yeniden yapılanmayı, sistemi ifade etmesi gerekir. Endüstriyel-teknolojik devrim bu yanı ile kendisinden önceki egemen sistemin, diyelim ki monarşik-feodal despotizmin hegemonyacı, baskıcı, sömürücü mekanizmalarını, gerici ahlakını, ideolojik-politik felsefi yanını kendi çıkarına ve şartlarına uyarlamıştır. Fakat buna rağmen çatışma ve savaşlar bir felaket düzeyinde kaçınılmaz olmuştur. Çünkü burada söz konusu olan, devasa bir haksız kazanç, mülkiyet ve iktidarın el değiştirmesidir.
Yeri gelmişken, mesela Türkiye’de Fethullah-AKP ve sosyal şoven ergenekoncu/turancılar arasında yaşanan çatışma ve sürtüşmeler, bir yanı ile bu tür bir iktidar ve mülkiyet el değiştirmesi çatışmasıdır.
Endüstriyel devrimin tarihi 17. ve 18. yüzyıllara dayandırılmasına rağmen, daha önceki tarih göz ardı edilmemelidir. Aralarında uçurumlar olsa da Prehistorik dönemin (taş devri) teknik buluşları, endüstriyel-teknik gelişmenin temeli olmaya adaydır. Fakat araştırıldığında anlaşılacaktır ki, demirin keşfi ve işlenmesi, sömürü ve hegemonya düzeninin bir sıçramayla hızla yayılmasına yol açmıştır. Demek ki demir, endüstriyel-teknik gelişmeyi (başka ifadeyle sömürüyü) daha kolay ve mümkün kılan en temel elementtir.
Demir, soğuk ve sert bir elementtir. Bu anlamda şiddetin, kuvvetin, tahakkümün sembolü haline gelmiştir. Mülkiyete ve paraya tapar zalim sömürücüler elinde korkunç, yok edici bir silaha dönüşmüştür. Aslında kapitalist modernitenin piyasaya, kullanıma ve tüketime sürdüğü tüm ürünlerinde az veya çok bu yok edicilik vardır. İnsana, topluma, her türlü canlı yaşama ve doğaya zarar vericilik vardır. Çünkü bu ürünler sahibinin, yani sömürücü zalimlerin elinden ve zihniyetinden çıkma bir ürün olarak onları temsil etmektedir. Onların sömürücü ideolojik-felsefi zihniyetinin moral ve ahlak değerlerini hayatımıza taşımaktadırlar. İlk elde bu aşırı ya da abartılı bir değerlendirme gibi gelse de günlük yaşantımızda nabız atışlarımız kadar bize yakın ve her an, her saniye kullanımımızda olan bu teknolojik mamüller, davranışlarımızı, duygu ve düşüncemizi, tercihlerimizi belirleyerek velhasıl bir alışkanlığa dönüşerek hayatımızı yönlendirmektedir.
Dört-beş yaşındaki çocukların ellerinde dahi iPhone ve tablet denilen mamüllerin günlük ve yaygın kullanımı, durumun vahametini gözler önüne sermektedir. İnsan ruhunun ve beyninin istilasının işgalci askerleri olan bu mamüller, envai çeşit reklam (örneğin hemen her Hollywood filminde mutlaka sigara, alkol, silah ve otomobil reklamı yapılır), dijital propaganda ve yöntemlerle, mutlak bir ihtiyaç olarak, bir imaj ve bir ayrıcalıklı olma referansı olarak adeta yarışırcasına tüketilmekte ve kullanılmaktadır.
Kapitalist modernitenin kar amaçlı pazar rekabeti ve hegemonyasının bir sonucu olan bu mamüller, sağlıktan eğitime, ulaşımdan güvenliğe, özel yaşam kutsiyesine, insan erdemine ve onun kök değerlerine saldırarak sistematik olarak sömürmektedir.
Denilebilir ki, teknolojik gelişmenin ve onun mamüllerinin faydalı yanları da var ve bu inkar edilemez. Ve hatta az gelişmiş toplumlar da hızla bu yönde ilerleyerek teknolojik gelişimini tamamlamalı ve çağdaş toplumlar arasında yerini almalıdır. Teknolojik gelişmelere karşı olmak da bir tür gericiliktir. Bu gibi tezler genel anlamda “mantıklı“ yani realist gelse de: A) Yüksek teknolojik düzeye sahip global zalim efendiler, bunu bloke etmişlerdir. B) Yerli taşeronlar ve işbirlikçileri sayesinde bu ülkeleri mamüllerinin pazarı haline getirmişlerdir. Yüksek teknoloji ve onun ürünleri aynı zihniyetin elinden çıktığı sürece değişen bir şey olmayacak, ırkçı, şoven milliyetçi bir zihniyetin elinde yüksek teknoloji, diğer toplum ve ülkelere karşı bir tehdit ve baskı aracı olacaktır. Hükümetler ve uluslar üstü küresel dev şirketlerin ve sömürücülerin hemen hemen tüm mamülleri, bütün iyi niyetli temenni ve çabalara rağmen insanlığa ve canlı yaşama, çevreye zarar vermektedir. Tabii eğer ekolojik-demokratik toplum zihniyeti ve onun özgürlükçü, hakkaniyetli, evren merkezli projeleri denetiminde alternatif bilimsel buluş, enerji ve bunun teknolojik mamülleri devreye girmezse...
Bu konuda hayatın diyalektik akışı ve tarihsel çarkı umut verici bir potansiyele sahip olarak ve inadını koruyarak işlemeye devam ediyor. Çünkü hayat, dünyamız ve evren, sadece endüstri devrimi ve onun bir sonucu olarak kapitalist moderniteden ve onun çirkin mamüllerinden ibaret değildir. Çünkü günlük yaşantımızda ürünlerini kullanmaya devam ettiğimiz bir devrim daha var: Tarım devrimi! Bin yıllar öncesinin neolitik döneminin buluşlarına dayanan bir tarım devrimi ve onun mamülleri var. Israrla ve inatla günlük hayatımızda her an kullanımımızda ve tüketimimizde var olmaya devam eden “tarım devrimi ürünleri”! Çok şükür ki bu ürünler, tarım devriminin moral ve ahlak değerleri olan özgürlük, hakkaniyet, barış, sevgi, paylaşım, dayanışma, doğruluk, vicdan, varlıkların varlık ve hayat hakkına saygı gibi evrensel erdemlerin temsilcisi olarak hayatımızda var olmaya devam ediyorlar.
Endüstriyel devrimin; çıkarı, tahakkümü, yalanı ve entrikayı, sorumsuz, bencil olmayı, vicdansızca şiddet ve savaşı kutsamayı, gaspı, ırkçılığı, gericiliği, haksızlığı ve ahlaksızlığı empoze eden ürünlerine karşın, neolitik tarım devriminin umudu var eden, doğaya dost, insana zarar vermeyen, tam tersine koruyan ve sürdürüleblilir kılan mamülleri de var!
Tarım devriminin temel elementi, toprağın bağrından akıp gelen ekmektir. Ekmek sıcak ve yumuşaktır. Günlük olarak soframızın baş köşesinde, hayatımızın vazgeçilmez temel bir besin olarak yer almaktadır. Sebzeler, meyveler ve baklagiller, envai çeşit renk ve tatta tarım devriminin mamülleridir. Tarım devrimi, tüm varlıkların varlık ve yaşam hakkına saygı gereği, hayvanlarla hediye kültürüne dayanan bir dayanışma ve ilişki düzeyi geliştirmiştir. Bu temelde onların süt, yoğurt, peynir, yumurta, yağ, yün gibi ürünleri ve iş gücü, tarım devriminin ürünleriyle bütünleşmiştir. Bu ürünler hayatımızda var olmaya devam ettiği sürece tarım devrimi de devam edecektir. Yani devrim sonlanmamıştır; halen devam ediyor.
Demek ki, aslında tarihte vuku bulan ferdi-toplumsal tüm itirazlar ve başkaldırılar, devam etmekte olan tarım devrimidir. İlk Hristiyanlardan ilk Müslümanlara, Alevilikten Êzîdîliğe, Spartaküslerden Şeyh Bedreddinlere, sosyalizmden demokrasiye dek savunulan değerler, özlenen yaşam tarım devriminin değerleri ve yaşam sistemi oluyor. Yani özlenen ve zalimlerin ölümden sonraya havale ettiği cennet yaşam oluyor. (Enkiduların daha ihanet etmediği ve M’lerin -maddi manevi değerler, yetenek, bilgi ve zenginlikler- tanrıçalardan daha gasp edilmediği...)
Özgürlük mücadelesi, cennet yaşamı tekrar insanla buluşturma umudu, özlemi, serüveni oluyor. Bu tarihsel düalizm yani endüstriyel devrim (Ehriman) ve tarım devrimi (Ahura-Mazda)’nin karşıtlığı, mücadelesi ya da paralel var olma ve kendini sürdürme hali, başlı başına bir felsefi ve tarihsel-sosyolojik araştırma, inceleme alanıdır. Daha derinlikli ve geniş değerlendirmeleri, zengin örnekleri siz sevgili okuyucunun ufkuna ve fantazisine bırakıyorum. Çünkü bu yazının sınırları sizinle daha geniş bir paylaşımı olanaklı kılmıyor. Bu yazı küçük bir giriş, bir deneme kapsamındadır. Yalnız izninizle küçük bir cümle kurabiliriz: “Eğer bir sistemin veya bir devrimin buluş ve ürünlerini günlük hayatında kullanmaya devam ediyorsan, onun ideolojisi-felsefesi, moral ve ahlak değerleri de hayatında olmaya devam edecektir.”
Sonlarken; kapitalist modernitenin ahlakı bozuk teknololojisinin arızalı çirkin mamülleri doğayı, suyu, havayı ve yeşili kirletiyor ve canlı yaşamı tehdit ediyor. Ruhumuzu ve beynimizi istila ediyor.
Bu ahlakı bozuk teknolojinin arızalı, çirkin mamülleri nankördür. “Nankor” Kürtçe’de “ekmeğe kör, değer-kıymet bilmeyen” anlamında kullanılır. Buna karşın tarım devriminin canlı yaşama ve doğaya dost ürünleri, özgürlük, hakkaniyet, barış ve demokrasi değerlerinin kadir-kıymet bilen potansiyel taşıyıcıları olarak insan erdemini ve umudu var ediyor, koruyor ve yaşatıyor. Hangisinin esas alınıp tercih edileceği ise yazının giriş kısmındaki alıntıda saklıdır.
Ne demiş üçüncü zaman dervişleri? “Ne insanlığın temel beslenme ürünü ekmeğe ve tüm canlı hayatın temel evrensel moral ve ahlak değerlerine nankör bir bilimsel-teknolojik gelişme ve ne de onun arızalı çirkin mamülü...”
ERDİNÇ BAYSAL: Nankör ürünler