
Türk devletinin bu saldırılarının ters tepeceği ve Türkiye’ye pahalıya mal olacağının açık olduğunu; Erdoğan’ın Bush’u taklit edip ‘Önleyici Güvenlik Stratejisi’ diyerek bu düzeyde boyunu aşan bir savaşa girmesinin bedelini ödeyeceğini söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Her işte bir hayır vardır. Türkler bu coğrafyaya bin yıldır gelmiş olsalar da bu coğrafyanın beş bin yıllık yaşayan halkları vardır. Eğer hala Orta Asya’dan gelen akıncılar gibi zorla bazı toprakları işgal etme ya da hakim olma anlayışıyla sonuç alacaklarını düşünüyorlarsa bunun da ne kadar büyük yanılgı olduğu görülecektir” dedi.
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, ANF’den Nurdoğan Aydoğan’ın sorularını yanıtladı. ANF’de üç bölüm halinde yayınlanan uzun ve kapsamlı söyleşinin son bölümünü kısaltarak paylaşıyoruz
Suriye’de kısa süreli ateşkesler bile uygulanamıyor. Rusya ve ABD öncülüğündeki blokların yanı sıra Türkiye gibi işgüzarlıklarla kendi gündemini de yürütmek isteyenler var. Siz kendi cephenizden baktığınızda büyük güçlerin hesaplarını, sahaya yansımasını ve Kürtler açısından olumlu/olumsuz taraflarını nasıl tasnif ediyorsunuz?
Ortadoğu, dünya dengelerinin kurulduğu coğrafyadır. Dünya dengelerinin kurulduğu bu coğrafyada Suriye’nin pozisyonu da önemlidir. Suriye batı açısından çok önemli üç devlete sınırdır. İsrail, Lübnan, Türkiye! İsrail, Lübnan ve Türkiye aynı zamanda batının Ortadoğu’ya açılım alanıdır. Bu açıdan Suriye’deki rejimin nasıl olacağı, karakterinin nasıl şekilleneceği Batılılar açısından önemlidir.
Rusya için de Suriye önemlidir. Suriye ile ilişkileri diğerlerine göre daha derin ve çok boyutludur; bırakmak istememektedir. Bu yönlü bir mücadele vardır.
Türkiye ise hala Osmanlı döneminden kalma alışkanlıklar, genler ve zihniyetle Ortadoğu’da etkili olmak istemektedir. Suriye ile savaş uzarsa Kürtlerin faydalanacağını düşünüp müdahale ederek rejimin erken düşmesi ve yeni bir sistem kurulmasını hedefledi.
Suriye üzerindeki çatışmalar uzun sürdüğünden Rusya ve ABD çıkar çekişmesi içinde olsa da bazı konularda uzlaşmaları gerektiğini görmüşlerdir. Suriye’de radikal İslami kesimlerin hakim olmadığı ve bütün farklı etnik ve dinsel toplulukların sistem içinde yer aldığı, yine radikal olmayan İslami kesimlerin de sistem içinde kendisini bulduğu bir ortak noktada uzlaşma yolu bulmaya çalışmaktadırlar.
Suriye’nin karakteri, Rusya ve ABD’nin ilişkide olduğu güçlerin birbirlerine karşıtlıkları nedeniyle Suriye’de uzlaşmanın gerçekleşmesi kolay değildir. Rusya üsler kurmuş, ABD kendini etkili kılmaya çalışıyor. Tüm bunlar dikkate alındığında Suriye üzerinde belki de dünyada ilk defa olacak farklı bir uzlaşma örneğiyle karşı karşıya gelebiliriz. Bir ilişki-çelişki diyalektiği içinde süreç yürütülüyor. Ancak Suriye’deki siyasal mücadele, dengeler her an değişebilir. Nitekim yakın zamanda belli konularda ortaklaşmak isteyen Rusya ve ABD arasında çok sert bir karşı karşıya gelme durumu ortaya çıktı. Bu durum, Suriye içindeki mücadelenin kolay kolay istikrara kavuşamayacağını göstermektedir.
ABD ve Rusya’nın Kürtlere yaklaşımı da çıkarları gereğidir ve Türkiye’yi gözeterek sürdürülüyor. Bu açıdan büyük devletlerle ilişkiler zordur; çok ince biçimde yürütülmesi gerekir. Büyük devletlerle karşı karşıya gelmemek Kürtler açısından olumludur. Kürtlerin bu karşı karşıya gelişte bir çıkarı yoktur. Kürtler mevcut durumda sadece özgür ve demokratik yaşamlarını kurmak istiyor. Buna da ancak kendi öz güçlerine dayandıkları takdirde kavuşurlar. Öz güçlerine dayanmadıkları takdirde bu ilişkilerin Kürtlere fayda getirmeyeceği, ya da şimdi olumlu gözüken ilişkilerin giderek olumsuz sonuçlar doğuracağı açıktır.
Türk devleti Cerablus’u işgal ettiği gibi, şimdi de Efrîn tarafında Kürt bölgelerine saldırmaktadır. QSD bileşenlerinin IŞİD’den aldığı köylere saldırarak bazı devrimcileri ve sivilleri katletti. Türk devleti ne yapmak istiyor, nasıl bir mücadele verilmeli? ABD’nin bu alandaki yaklaşımını nasıl ele alıyorsunuz?
Türk devleti, Rojava Devrimi’ni ezmek için IŞİD’le işbirliğini yapmış, hatta IŞİD’i bu nedenle en fazla besleyip büyüten güçtür. Kürtlerin Fırat’ın doğusuna geçmesini kırmızı çizgi ilan ederek IŞİD’in varlığının teminatı olmuştur. Uluslararası güçler çıkarları gereği Türk devletinin bu politikasına karşı açık tutum almadıkları gibi Türk devletinin şantajlarına boyun eğerek Cerablus’a girmesine göz yumdu. Cerablus’a girmesine izin verilmesi, Ortadoğu’da siyasetin ne kadar kirli ve ahlaksızca yürütüldüğünü bir daha gözler önüne serdi.
Şu anda ABD’nin ve Rusya’nın esasta hava destekli olarak savaşa müdahil olması dışında Suriye’deki tek işgalci güç Türk devletidir. Demokratik Suriye Federasyonu dahil tüm Suriye halklarının bu işgale karşı direnişleri meşrudur.
Türk devletinin uçakları, tankı ve topuyla saldırarak Ceyş El Siwar savaşçılarını ve birçok sivili katletmesi Suriye’de yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Bu durum, Rojava Devrimi ve Kuzey Suriye Federasyonu Güçleri ile Türk devletinin çatışmasının açık hale gelmesini sağlamıştır. Rojava Devrimi ve Kuzey Suriye Federasyonu Güçleri bu saldırıya karşı teslim olmayacağına göre, Türk devletiyle bir savaş durumunun gelişeceği anlaşılmaktadır.
Bu savaş durumunda ABD ve Rusya’nın tutumu ne olur?
Bilemeyiz. Ancak halkların vicdanı ve tüm Ortadoğu halklarının bu savaşta devrimci güçlerin yanında yer alacağı açıktır. Doğru bir politika ve kararlı mücadele sürdürülürse Türk devletinin bu saldırılarının ters tepeceği ve Türkiye’ye pahalıya mal olacağı açıktır. Erdoğan Bush’u taklit edip ‘Önleyici Güvenlik Stratejisi’nden söz etmektedir. Bu, aslında Türk devletinin Kürtlere karşı yürüttüğü savaşı her yere yayması anlamına gelmektedir. Yine tüm Ortadoğu halklarını tehdit anlamına gelmektedir. Türk devletinin bu düzeyde boyunu aşan bir savaşa girmesi herhalde hayırlı sonuçlar doğuracaktır. Her işte bir hayır vardır kavramı belki de en fazla da bu durumda gerçekleşecektir. Erdoğan ve AKP iktidarı sanki Ortadoğu dünyasını boş ve hiçbir güç yokmuş gibi hareket etmektedir. Türkler bu coğrafyaya bin yıldır gelmiş olsalar da bu coğrafyanın beş bin yıllık yaşayan halkları vardır. Kökleşmiş- kültürleri ve derin yurtseverlik bilinçleri vardır. Eğer hala Orta Asya’dan gelen akıncılar gibi zorla bazı toprakları işgal etme ya da hakim olma anlayışıyla sonuç alacaklarını düşünüyorlarsa bunun da ne kadar büyük yanılgı olduğu görülecektir.
Yüz yıllar öncesi zihniyette kalan ve bugün ABD gibi büyük güçlerin politikasını taklit eden Tayyip Erdoğan şefliğindeki AKP iktidarı bu politikasının bedelini ödeyecektir. Bunu herkes yaşayarak görecektir.
İran’da Ruhani yönetimi de Doğu Kürdistan’da olumlu adımlar atmadı. Toplu idamlar, büyük güç tahkimatı, zaman zaman askeri saldırıların yanı sıra diğer üç parçada da kendisine bağlı güçlerle boy gösteriyor. Diğer parçalardaki sıcak gelişmelerin gölgesinde kalsa da, sorun tüm varlığıyla duruyor. En son 12 YRK’li gerilla yaşamını yitirdi; buna karşı misilleme eylemleri oldu. Kürtler ile İran arasında gerilim süreklileşen bir çatışma ve savaş biçiminde olmasa da devam ediyor. İran ile Kürtlerin ilişkisi nereye evrilir?
Kuşkusuz İran’da da Kürt sorunu var. Her ne kadar İran Kürtlerin varlığını resmi olarak yok saymasa da Kürdistan Eyaleti bulunsa da pratikte Kürtler kendi kimliğiyle, kültürüyle, varlığıyla bir öz yönetime kavuşmuş değil. Aslında İran milliyetçi yaklaşımlardan uzaklaşsa, kendi tarihi köklerine, tarih içinde halklarla ortak yaşama geleneğine başvursa, İran’da halklar arası sorunları çözmek daha kolay olur.
İran’da da diğer halkların kimliği, kültürü, özy önetimi konusunda hassasiyet göstermeyen, milliyetçi eğilimlerle yaklaşan bir yönetim yaklaşımı ve pratiği var. Merkezi iktidar kendini her yerde en etkin biçimde hakim kılmak istiyor. Ulus-devlet anlayışının o merkezi karakteri İran’da da diğer bölge ülkeleri gibi sürmektedir. Bu da tabii ki İran’da Kürtlerin sorununun da, diğer halkların sorununun da devam etmesi ve İran içinde bir gerilim konusu olması durumunu ortaya çıkarıyor.
Biz her zaman İran’daki Kürtlerle İran devleti arasındaki sorunların diyalog yoluyla, demokratik siyasal yollardan çözümünden yana olduk. Hep bu yönlü hem İran’ı hem de Kürtleri bu yönlü teşvik etmeye çalıştık. Hem İran’la ilişkilerimizde, hem Rojhilatê Kurdistanlı örgütlerle ilişkilerimizde bu yaklaşımımızı ortaya koyuyoruz.
Kuşkusuz şu anda Bakûr’da Kürt sorunu var; Başûr’da Kürtlerin bir federasyona ulaşma düzeyleri var; Rojava’da Kürtler kendi kimliğiyle, kültürüyle Suriye’nin birliği içinde özerk yaşama kavuşmak istiyorlar. Bütün bunlar bir gerçeklikken, kuşkusuz İran’ın da Kürtlerin sorununa bir çözüm bulması gerekiyor. Oyalayan, geçiştiren, zamana yayan politikanın İran için de bir yararı olmayacaktır. Geçen gün 12 YRK savaşçısı yaşamını yitirdi, arkasından misillemeler oldu. Biz bunların olmaması gerektiğini her zaman söyledik. Sorunların çatışmasızlık içinde karşılıklı anlayışla çözülmesi gerektiği yaklaşımımızı hep gösterdik. Şu anda da aynı yaklaşım içindeyiz.
İran ile Kürtlerin ilişkisi nereye evrilir konusu İran’ı ve Rojhilatlı Kürtleri ilgilendiren bir durumdur. Aslında tarihsel ilişkilere dayanılırsa İran’la Kürtler sorunlarını çözebilir. İran kendini milliyetçi, ulus-devletçi anlayıştan uzak tutarsa, Kürtler arasındaki sorunlara bir çözüm bulması mümkündür. Kaldı ki Ortadoğu’daki tüm gelişmeler İran’ın da bu soruna çözüm bulması gerektiğini gösteriyor. Artık Kürt sorununun çözümü İran’da da kendini ihtiyaç haline getirmiştir. Kürt sorununun çözümü İran açısından önünde duran bir görev ve sorumluluk oluyor. Bu açıdan bu dönem, bu yıllar çok önemlidir. Çünkü bu dönemde bu yıllarda eğer bir çözüm bulunamazsa sorunun son olaylarda görüldüğü gibi çatışmalara dönme potansiyeli, zemini var.
Dört parçası kısmi gelişmelere rağmen işgal altında, büyük nüfus sirkülasyonu mağduru ve her gün onlarca gencini şehit veren Kürtler, büyük özgürlük mücadelesinde orta vadede nasıl bir projeksiyon tutmalı, askeri ve siyasi varlığı ile kendisine uygun ve doğru gördüğü sistem örtüşüyor mu?
Kürtler son 40 yıldır büyük bir mücadele verdiler. Bunun karşısında sömürgeci güçlerin ağır saldırıları oldu. 1990’larda Kürt Özgürlük Mücadelesini kırmak için köyleri yakıp yıktılar, 4 bin tane köy ve mezra boşaltıldı. Şimdi şehirleri yakıp yıktılar. Buraları boşaltıyorlar ya da sömürgeci soykırım sistemlerini yürütecekleri kamplar haline getirmek istiyorlar. Kürtler böyle zalim bir soykırımcı sömürgeciliğe karşı on binlerce şehit verdiler. Bu yönüyle Kürtler özgür ve demokratik yaşamı fazlasıyla hak eden bir halk haline geldi. Bu onlarca yıllık mücadele Kürtleri yeniden yoğurdu; çok önemli yeni özellikler kazandırdı. Kürt’ün binlerce yıllık mücadele içinde oluşan karakterine son 40 yılda çok önemli değerler, karakterler kazandırıldı. Bu açıdan Kürtler özgürlüğü ve demokratik yaşamı hak ettiler. Yerlerinden göçertildiler, ama gittikleri yerlerde de özgürlük ve demokrasi mücadelesine katkı sunmaya çalıştılar. Soykırımcı sömürgecilik Kürtleri zorunlu göçe tabii tutarak amacına daha kolay ulaşmayı hedefledi. Ama Kürt halkı koşullar ne olursa olsun mücadelesini sürdürdü. Artık Özgürlük Mücadelesinden vazgeçecek bir halk değildir. Kadınıyla, genciyle bu mücadeleyi sürdürmekte kararlıdır.
Türk özel savaşı Kürtlerin bu irade ve kararlılığını kırmak için çok kirli bir savaş yürütüyor. Türk devleti insanlık dışı yöntemler kullanıyor. Dünyanın başka yerlerinde olsa tüm insanlığın ayağa kalkacağı saldırılar yapıyor. Ama NATO ülkesi olması, ABD ve Avrupa ile ilişkileri, ekonomik ve siyasi imkanlarını kullanması, kendini pazarlaması bu tür soykırımcı ağır saldırıların bu devletler tarafından görmezlikten gelinmesi durumunu ortaya çıkarıyor. Son zamanlarda bu saldırılarını daha da ağırlaştırmış durumdadır. Sadece öz yönetim direnişlerinde halka olmadık saldırılar yapmadılar; nerede sokağa çıkan birisi varsa vuruluyordu. Kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediyorlardı. Cenazeler sokak ortasında kalıyorlardı. Cenazelere her türlü hakaret yapılıyordu. Böyle bir zihniyete sahip. Öyle ki, bütün saldırılara rağmen Kürt Özgürlük Mücadelesini kıramayan Türk devleti şimdi gözaltına aldıklarına tecavüz ediyor. Böyle bir yöntemi kullanmaya başlamıştır. Gözaltına alınanlara tecavüz ederek iradesini kırmaya, düşürmeye çalışıyor. Bu kadar alçaklaşmış bir devlet gerçeği karşısındayız. Artık hiçbir ahlak, vicdan, değer tanımıyor. İnsanlık tarihindeki her türlü kötü yöntemi Kürtler üzerinde denemeye çalışıyor. 40 yıllık mücadelesini kıramadığı Kürt halkını bir taraftan her türlü askeri tekniği, araçları kullanıyor, diğer taraftan eziyet yapıyor, evini yakıp yıkıyor. Şimdi buna gözaltına aldığı kadınlara da erkeklere tecavüzü de eklemiştir. Gözaltına alınanlar bunu kamuoyuna yansıtmıyor ama böyle bir gerçeklik bulunmaktadır. Bize her gün bu yönlü bilgiler ve raporlar gelmektedir.
Şimdi böyle bir soykırımcılıkla karşı karşıyayız. Ama buna karşı da büyük tarihi direniş veriliyor. Tabii ki tüm bu gerçekler Kürt halkının özgür ve demokratik yaşamı hak ettiğini gösteriyor. Tüm saldırılara rağmen biz Kürt sorununun çözümünü sınırları sorun yapmadan Türkiye halklarıyla, bütün Suriye halkıyla, İran halkıyla, Irak halkıyla çözmek istiyoruz.
Türk devleti o kadar zulüm yapıyor ki, ya da soykırımcı sömürgeciler Kürt halkına o kadar zulüm yapıyor ki, Kürtler neredeyse bu devletlerle aramızda hiçbir ilişki olmasın, dünyanın en yüksek duvarları kurulsun, bunların vahşetine, bunların insanlık dışı uygulamalarına maruz kalmaktan çıkalım diyecek. Bu devletle yaşanmaz diyecek. Zaten bizim de kastettiğimiz bu devletle yaşamak değildir. Bu devletle birlikte yaşanamaz. Bu yönüyle halk haklı olarak mevcut devlete tepkisini böyle dile getiriyor. Bu da bir gerçekliği ifade ediyor. Bunu da anlıyoruz. Çünkü Türk devletinin uygulamaları gerçekten de insanlık dışıdır. Kürt’ün iradesini kırmaya yöneliktir, ahlaksızcadır. Öz yönetim direnişleri döneminde cenazelere ne yaptıklarını gördük. Şimdi gözaltına aldığı kadın ve erkeklerden bilgi almak için, iradesini kırmak için tecavüz ediyor. Bu kabul edilebilir mi?
Böyle bir devlete karşı tabii ki gençler de, kadın da fedai olur. Böyle bir zalime karşı bütün Kürtler kendini bomba yapıp patlatabilir. Kürt’e böyle zulmü, böyle ahlaksızca uygulama yaparak Kürt’ün iradesini kıracağını sananlar daha büyük bir öfke patlaması ortaya çıkaracağını ve bunun altında ezileceklerini bilmelidirler. Savaşın da bir ahlakı, kültürü, ölçüsü var; düşmanlığın da bir ölçüsü var. Türk devleti tüm bunları kaybetmiş durumdadır.
Biz buradan sesleniyoruz: evet savaş yürütüyoruz, ama her yol ve yöntem mubah değildir. Savaşı bu yönlü çığırından çıkaranlar sonucuna da katlanırlar. En son böyle bir uyarı yapma ihtiyacı duyuyoruz.
Bizim kısa vadede, orta vadede, uzun vadede projeksiyonumuz Ortadoğu’nun demokratikleşmesi, bölge ülkelerinin demokratikleşmesi temelinde Kürtlerin demokratik özerk yönetimlere kavuşmasıdır. Kendi kimliğiyle, kültürüyle, diliyle özgür ve demokratik yaşama kavuşmasıdır. Kürt bu yönlü özgür ve demokratik yaşama kavuştuğunda kültürüyle, diliyle, varlığıyla, zihniyetiyle tarihte yükselen halk olma onurunu kazanacak, çok güçlü değerleriyle, karakteriyle bütün Ortadoğu halklarının, bütün insanlığın özgür ve demokratik yaşamasında katkısını sunacaktır.
HABER MERKEZİ